Gökhan Yavuz DEMİR Hikâyelerin de kendi hayatı ve kaderi var. Bir yazarın son noktayı koymasıyla hiçbir hikâye bitmez. Tek bir yazarın muhayyilesinden fışkıran hikâye daima her bir okurun kendi hayal gücüyle ve bazen de en sonunda bir yönetmenin devreye girmesiyle durmaksızın zenginleşir. Fakat kimi zaman bir hikâyenin büyümesi ve zenginleşmesi bununla da bitmez. İşe yeni isimler dâhil olur ve bu her yeni isimle hikâye yeni derinlik, yeni perspektif ve yeni boyut kazanır. Edebiyatın tılsımıyla iyi hikâyeler böyle bir ölümsüzlüğe kavuşur. Aslında Roald Dahl’ın o meşhur hikâyesini de, o hikâyeden Tim Burton’ın uyarladığı müthiş filmi de biliyoruz. Okuyalı da izleyeli de çok oldu. Fakat hepimizin kendi muhayyilesiyle hayat verdiği Willy Wonka’nın hikâyesi yazılmaya, zaman ve mekân içinde bir ileriye bir geriye doğru genişlemeye devam ediyor. Dünyaya çikolatacı olarak gelen, mucit ve sihirbaz bir çikolata üreticisi olan Willy Wonka’nın Willy Wonka olmadan evvelini anlatan Wonka’yı Paul King hikâyeleştirmiş, bu yeni hikâyeyi senaryoya Simon Farnaby ile beraber yine kendisi uyarlamış ve nihayet bugün bizim Celâl Üster’in Türkçesinden okuduğumuz kitabı ise Sibéal Pounder kaleme almış. Bu sayede hayaller, dostluk ve çikolataya dair enfes bir hikâye okumanın keyfine varıyoruz. Wonka’nın doğuştan bir çikolatacı olduğunu ve daha en başından bir gün Lezzet Çarşısı’nda bir çikolata dükkânı açmayı kafasına koyduğunu, daha Wonka’nın ilk sayfalarında anlıyoruz. Annesinin yaptığı leziz çikolataların sırrını öğrenmek isteyen minik Wonka, her şeyin önce bir hayalle başladığını öğreniyor. Zaten Wonka da hikâyesini küçük Willy’nin hayallerinin peşinden koşması üzerine inşa ediyor. Hayal etmek ve sonra da o hayali gerçek kılmak için işe koyulmak ve çalışmak, kâğıt üzerinde başarmak için kâfi. Ama gerçek hayatta işler insanın planlarına sadakat göstermeyebiliyor. Lezzet Çarşısı’ndaki kıskanç ve açgözlü Çikolata Karteli, Wonka’yı hoş karşılamıyor. Ona engel olmak için hainlikler yapıyorlar. Üstelik bu planlarında onlara yardım eden gerçek bir çikolata bağımlısı olan polis şefi gibi bir işbirlikçileri de var. Serbest piyasanın varsayımlarının aksine, rekabetin arkasında yatan tekele karşı Wonka’nın yanındaysa, çalışmaya mahkûm edildikleri kuru temizlikçideki yeni tanıştığı arkadaşlarından başka kimse yok. Hiçbir şeyin göründüğü gibi —kilisenin kilise, papazın papaz, polis şefinin polis şefi, ticaret özgürlüğünün ticaret özgürlüğü— olmadığı bu hikâyede, Wonka’nın yeni arkadaşı Noodle da sanıldığı gibi bir öksüz ve yetim değil. Ama Wonka o hayalini kurduğu sihirli çikolatalarını yapabilecek mi? Bu çikolataları başka insanlarla paylaşabilmesi için tutsak düştükleri o çamaşırhaneden çıkabilecek mi? Hayallerinin peşinde koşan ve hayalleri için yaşayan Wonka yoksa hayallerinden vazgeçmek zorunda mı kalacak? Bu soruların yanıtı hayal, sihir ve çikolatayla birlikte Wonka’nın sayfalarında kendini arayacak okurları bekliyor. Söz konusu Willy Wonka ise her şey mümkündür.