Çocukluğa uzanan bir köprü

Hülya POYRAZ 1958 doğumlu Åsa Lind, İsveç’te üç tarafı ormanlarla çevrili küçük bir köyde geçiriyor çocukluğunu. Dört kız kardeşin en küçüğü olarak dünyaya geliyor. Masallar, şarkılar ve öyküler dinleyerek büyüyor. Kumkurdu’nun Zakarina’sı da böyle bir yaşamın izlerini taşıyor. Åsa Lind’in Kumkurdu serisi, İskandinav çocuk edebiyatının en özgün örneklerinden biri. 2002’de yayımlanan seri, yalnızca çocuk okurların değil, çocukluk üzerine yeniden düşünmek isteyen yetişkinler için de eşine az rastlanır bir eser. Şiirsel dili, sahil kasabasının sakin atmosferi ve meraklı felsefi kavramlarla örülü zamansız bir anlatı. Ayrıca kitap, yayımlandıktan bir yıl sonra Nils-Holgersson ödülünü de alıyor. Üç kitaplık seri —Kumkurdu, Daha Fazla Kumkurdu, Daha da Fazla Kumkurdu— birbirine gevşek iplerle bağlı kısa öykülerden oluşuyor ve her biri çocukların zihinlerinde kımıldayan sorulara dönüşüyor. Altı yaşındaki Zakarina’nın öyküsü çocukluğun tanıdık dünyasından başlıyor: koşarak işe yetişen bir anne… Evdeki masasına ya da kendi yetişkin dünyasına gömülen bir baba… Ve bir çocuğun görülmediğini hissettiği anlar. Ve o anlarda ortaya çıkan Kumkurdu. Kumkurdu tüm çocukların sahip olmasını dileyeceğiniz türden bir arkadaş. Zakarina kalbindeki duygularla aklındaki soruları onunla paylaşabiliyor. Birlikte düşünüyor, yaşadıklarının anlamını tartışıyorlar. Bunu öğretici olmadan yapıyorlar. Bu nedenle ebeveynlere de bir şeyler söyleyen bir seri. Belki çocuklardan daha bile çok. Åsa Lind’in okuyucuyu ilk andan içine çeken canlı, neşeli, şiirsel bir üslubu var. Ayrıca çocuksu bir hayret de. İlk bölüm Eşi Benzeri Olmayan Garip Bir Hayvan, ilk tanışma, eğlenceli diyalogların başlangıcı. Bu tanışma diyaloğu yetişkinlere bir şey söylüyor. O da, çocukların ilk karşılaşmalardaki çekingenliklerini üstenci bir tavırla “Teyzeye merhaba de ama” ya da “Hoş geldiniz desene yavrum” gibi ifadeler kullanmak yerine karşılaşmaların daha eğlenceli bir türünün de olabileceği. Her bir öykü çocuğun dünyasından bir kavramı sorguluyor. “Çalışmak”, “Kurallar”, “Yalan”, “Paylaşmak”, “Dil”, “Büyümek”, “Aşk”, “Sonsuzluk” gibi kavramlar bunlar. Sadece çocuk bakış açısından değil yetişkin açısından da sorguladığı için, hem yetişkini çocuğa hem de çocuğu yetişkine yaklaştıran bir yapısı var bu sorgulamaların. “Ölüm” gibi “Aşk” gibi çocuklarla konuşmakta zorlandığımız konuların da çocukların dünyasında nasıl karşılık bulduğuna ve onlarla bu konuların nasıl konuşulabileceğine dair ilham verici diyaloglar içeriyor. Bu diyalogları eşsiz kılansa Zakarina’nın doğum günü gibi eğlenceli bir gezegen istediğini söylediğinde Kumkurdu’nun “Haaa, o gezegen,” gibi çocuğun dünyasını yıkmadan ona eşlik eden bir yerden onunla konuşması. Kumkurdu ve Zakarina’mızı Kristina Digman resimliyor. Hikâyenin sahildeki sakinliğini onun duru ve çocuksu çizgilerinde de görüyoruz. Digman, mükemmel olmayan çizgileriyle metne yakışan bir görsel şiir yaratıyor. Åsa Lind çocukların “Ben, ben olmadan önce neydim?” gibi büyük sorularını felsefi derinlikle ele alıyor. Çocuklarla her konunun konuşulabileceğini, üstelik bunu edebiyatın derin sularında dalgalanarak yapılabileceğini gösteriyor. Lind sayesinde hepimizin başucuna kıvrılan bir Kumkurdu var. Hem de meraklandığımızda parıldayan bir Kumkurdu.