2015 yılında ilk kez polisin plastik mermi, biber gazı ve tazyikli suyla engel olmaya çalıştığı 13. İstanbul LGBTİ Onur Yürüyüşü, o güne kadar olması gerektiği gibi düzenleniyordu. Anlaşılan AKP iktidarı, 2014’te yapılan ve on binlerce insanın katılımıyla gerçekleştirilen özgür son yürüyüşün bir kez daha tekrarlanmaması için planını yapmıştı. 2015’teki polis müdehalesinin ardından yürüyüş bu kez de valilik yasaklarıyla engellenmeye başlandı. Anayasaya göre gösteri ve yürüyüş düzenlemek için valilikten izin almaya gerek yoktuysa da süreç o günden bugüne daha da sertleşti. Yasaklamalar ve gözaltılarla devam etti. *** Yıllarca coşkuyla hazırlanan ve neşe içinde tamamlanan İstanbul Onur Yürüyüşü’nde can sıkıcı herhangi bir hadise yaşanmadığı gibi İstiklâl Caddesi de tıpkı dünyanın diğer önemli kent merkezlerinde olduğu gibi bir baştan diğerine gökkuşağı renkleriyle donatılmış; mutlu ve dayanışma duygularıyla bir araya gelen insanlarla dolup taşıyordu. Ancak 2015’ten sonra, tıpkı diğer bütün barışçıl toplanma ve protestolarda olduğu gibi iktidar her yıl düzenlenen LGBTİ Onur Yürüyüşü’ne karşı tavrını değiştirdi ve LGBTİ+ bireyler düşmanlaştırdı. Ve bunun için hep ‘toplumda oluşan hassasiyet’ gerekçe gösterildi. *** Yürüyüş ve etkinlikler valilik ve kaymakamlıklar tarafından ‘kamu ahlâkı ve güvenliği’ öne sürülerek yasaklansa da bu hem Anayasa’ya hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına aykırı. Yürüyüşün yasaklı olduğu Rusya, Çin, Macaristan gibi ülkelere bakınca meselenin güvenlikten ziyade LGBTİ+ karşıtlığı olduğu kolaylıkla tespit edilebiliyor elbette. Bugün toplumsal cinsiyet karşıtı hareketlerin başını otoriter-sağcı iktidarlar çekiyor. Saldırgan, cinsiyetçi ve nefret içerikli söylemlerin yayılmasına ön ayak oluyorlar. Otoriter sağ popülizm, coğrafya fark etmeksizin LGBTİ+ ve kadın haklarına karşı politikalar üretiyor, benzer şekilde her iki grubu da düşmanlaştırıyor. *** Ve sağ popülistler için olmazsa olmaz komploculuk… Topluma ara vermeden, ‘kutsal aile’nin LGBTİ+’lar tarafından yok edileceği pompalanıyor. Nasıl mı? Hem de çok basit bir şekilde, tamamen imrenme ve özendirme yoluyla… İktidar ve mensuplarının ağzından düşürmediği o ‘dış güçlerin’, gökkuşağı içeren ‘silahlarla’ toplumu cinsiyetsizleştireceği ve dolayısıyla aile kurumunu ortadan kaldıracağı söyleniyor. 11. Yargı Paketi’nden son anda çıkarılan maddelere göre, LGBTİ+’lar ‘hayasızca hareket’ kapsamında özendirme veya teşvik suçlarıyla bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına çarptırılabilecekti. Bu doğrudan insanların varoluşlarını suç saymak anlamına geliyor. *** Bakalım insan haklarına tamamen aykırı olan bu maddeler 12. Yargı Paketi’nde yeniden karşımıza çıkacak mı? Şüphe etmek doğal çünkü sistematik LGBTİ+ karşıtlığının körüklendiği ülkelerden biri olarak bizde de hükümet asıl meselenin, yani ekonomik çöküşün, adaletsizliğin, yoksullaşmanın, sosyal hak gasplarının konuşulması ve sebeplerinin tartışılması yerine uydurulmuş ‘düşmanlarla’ oyalanmamızı istiyor. ‘Kutsal ailenin’ çöküşünden LGBTİ+’ları sorumlu tutmak, insanları insan olmaktan çıkaran neoliberal politikaları sorgulamaktan iyidir. *** Diğer yandan iktidar için LGBTİ+ karşıtlığı, yoksulluk gibi can yakıcı bir gerçek karşısında çözülen muhafazakâr tabanını bir arada tutmak için de kullanışlı. Dolayısıyla 10. ve 11. Yargı Paketlerinden çıkarılan maddeler her an geri dönüş yapabilir. ‘Aile Yılı’ ilân edilen 2025 boyunca LGBTİ+’lar aileleriyle birlikte defalarca hedef gösterildi; ülkenin birliğinden sorumlu kişiler tarafından ‘sapkın’, ‘zehir’, ‘veba’ denilerek hakarete ve ayrımcılığa uğradılar. Ve şimdi de, halkın parasıyla finanse edilen TRT’nin dijital platformu ‘Tabii’de yayınlanacağı duyurulan ‘Gökkuşağı Faşizmi’ başlıklı bir belgesel ile yeni bir nefret dalgasının tehdidi altındalar. *** TRT’nin yasa gereği herhangi bir siyasi partiden yana taraflı yayın yapmaması gerekliliği bir yana; böylesi ayrımcı bir dilin kullanıldığı belgeselin kamu televizyonunda yayınlanacak olması Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı. Halkın parası kullanılarak toplumun bir kesimi dışlanıp düşmanlaştırılıyor. Bu noktada ne insan hakkından ne toplumsal barıştan söz edilebilir. Faşizmi göğü kucaklayan gökkuşağında değil, insanların varoluşlarını inkâr etmekte arayın, bulacaksınız.