“ Karadeniz Bunu Bilsin Derinliklerin ”in üzerinden aşağı yukarı üç ay geçti. Söyleşi çağrılarına icabet edemedim, benim kabahatim. Ama kitap yeni kapılar açtı, yeni dostlar edinmeme vesile oldu, mutluyum. Bunlar, bendeki Bulancak tarihinin karanlık noktalarını aydınlattı, çok şey öğrendim. İlki Nuri Ödemiş’in “ Kasabanın Devrimi ” kitabı. “ 1970’li Yıllarda Bulancak ” alt başlığıdır. Nuri’yi hatırlıyorum, Karadeniz kitabını görünce aradı, kitabını ulaştırdı. Nuri benden birkaç yaş önce ama 12 Eylül söz konusu olunca o birkaç yaş fark çok önemli hale geliyor. Ben lise sıralarındayken onlar üniversite kapılarında. Haliyle bizim kıyısından dahil olduğumuz tarihin tam ortasındadırlar. Onların tarihi 1970’li yıllarda başlıyor. Bizimki ne yazık 1980’de, darbeyle. Öncesi, ilk gençliğimin belli belirsiz anılarından ibaret. “ Kasabanın Devrimi ”ndeki pek çok ismi hatırlıyorum. Bir kısmıyla sonradan dostluk da kurdum. Cengiz Türüdü ve kardeşleri, Taşkın Konuralp onlar arasında. Kitaptaki hikâyenin merkezinde ise Bulancak’ta “Kurtuluş”un ortaya çıkışı var. “ Samimi bir solculuk, platonik bir örgütçülük ” diye özetleyebilirim olup biteni. Anladığım şu; bizim Cengiz Türüdü’nün ağırlığı nedeniyle Bulancak’ta DevYol-Kurtuluş tartışmasından Kurtuluşçuluk galip çıkıyor. Kısa Bulancak tarihidir. Ülkenin “ 500 yıllık uykudan ” uyanışının hikayesi bir anlamda bunlar. O uykudan uyanan bir avuç meraklı genç insanın bir kasabada devrim yapabileceğinin kanıtları. Yarım kalmıştır ama başarılmıştır. Bizler, o yarım kalmış kasaba devrimin şapkasından çıktık. *** Şansal Dikmen, Nuri Ödemiş’in kitabındaki karakterlerden biri. Onu da ilk gençliğimden hatırlıyorum. Kasabanın ilk ve belki de tek avukatı. Türkiye İşçi Partili. Sonra Giresun Baro Başkanı. Yalçın Hoca ile sohbetlerimizde adı geçiyordu bazen. İsmini biliyorum ama tanışmıyoruz. Yeni yılın ilk günlerinde aradı, tanışmak istiyorum dedi. Karadeniz kitabını okumuş, merakı ondan. Buluştuk, yıllar sonra karşılaşmış iki yakın arkadaş gibi uzun bir sohbete tutuştuk. Şansal Dikmen, Nuri’den ve benden önceki Bulancaklı. Tarihimizin kayıp halkası. Kasabanın 1940’lı 1950’li yıllarının tanığı. “ Yahu sen Bulancak’ı bilmiyorsun ” dedi gülerek. Halklı, bilmiyorum. Köylüyüm ben. Kasaba gelip geçerken zorunlu bir durak. Şansal Dikmen ise kasabanın kalbur üstü ailelerinden birinin üyesi. Kasabaya sonradan gelen mübadillerle ve göçürtülen Rum ahalisi ile anıları var. Bulancak’ı dağların arka yüzünden göçüp gelen Gümüşhane ve Bayburt’un madenci Rumlarının kurduğunu anlatıyor keyifle. Bahçeli, taş evler yapmışlar şehrin orta yerinde. Onlar gidince izleri de silinip gitmiş. Ama anlattıklarında asıl önemli olan şu; kasabada Kurtuluş’tan önce bir TİP rüzgârı var. Üstelik köylerin yüzünü yalamayı başarmış bir rüzgâr bu. Şahane 60’lı yılların işaretidir. *** Şansal Dikmen’in Bulancak anıları ise “ Fırtınalı Denizin Kıyısında ” başlığıyla yayımlanmış haldedir. Bulancak tarihi mi yoksa TİP tarihi mi okuyanlar karar verir. Yakın dönem Türkiye tarihi de sayabiliriz, mümkündür. Bende kalan ise TİP’li Ahmet Arif’in “ Karanfil Sokağı ” şiirine esinini veren bir tartışma. 1960’lı yıllar. TİP’in Ankara İl Örgütü açılmış, yeri meşhur Karanfil Sokak’ta. Burası şehrin kalbi, pek şaşalı, pek zengin. Eleştirmişler partiyi, işçiden söz ediyorsunuz ama dükkânı burjuva mahallesinde açtınız diye. Ahmet Arif “Karanfil Sokağı” şiirini işte bu eleştiriye cevaben yazmış. “ Hatıp Çay'ın öte yüzü ılıman Bulvarlar çakırkeyf Yenişehir'de Karanfil Sokağında gün açmış Hikmetinden sual olunmaz değil "mucip sebebin" bilirim Ve "kafi delil" ortada... Karanfil sokağında bir camlı bahçe Camlı bahçe içre bir çini saksı Bir dal süzülür mavide Al - al bir yangın şarkısı, Bakmayın saksıda boy verdiğine Kökü Altındağ'da, İncesu'dadır. ” “Zarfa değil mazrufa bak” diyor büyük ozanımız özetle. Ne şanlı tarihimiz ne güzel insanlarımız ne muhteşem şairlerimiz var. Bu tarihe ait ne varsa hepsi bizimdir! *** Karadeniz’den ayrılmıyoruz. “Adaköy”, köyümüzün eski adı. Köyler büyüyünce ikiye ayrılmış, biri “Büyükada” diğeri “Küçükada” diye anılmaya başlanmış. Adaköy, pek çok köyün ortak noktası. Çarşamba günleri pazar kuruluyor, köyler alışveriş için Adaköy’e akıyor. Oteller ve lokantalar bile var, o kadar işlek bir nokta. Köydeysek gazete almak için pazar yerine iniyoruz. Uzun ve sıkı bir yürüyüş gerekiyor ama ne gam... Bizim köyde ağa yok. Büyükada’da bir Nazım ağa var, adını duyuyoruz ama tanımıyoruz. Fındık bahçeleri biraz büyükçe bir köylü nihayetinde ama Bulancak’ta bağlantıları var. Ağa ya diş biliyoruz; yoksa adamcağızın ne bize zarar verecek hali ne de müdahale etmeye niyeti var. Kahvede otururken bu içeri girince köylüler ayağa kalkıyor, biz ayağa kalkanlara gülüyoruz. Ses etse dalacağız adama. Şansal Dikmen TİP’li, propaganda için köylere çıkıyorlar. Çıkıyorlar diyorum, malum Karadeniz’de köyler yüksekte. Yolu Adaköy’e düşüyor. Bir kahvehaneye giriyorlar, TİP’i anlatacaklar. Başlıyorlar “ ağaların topraklarına el koyacağız, onlara olan borçlarınızı ödemeyeceksiniz ” falan diye. Kahvede oturan bir grup gürültü yaparak engellemeye çalışıyor konuşanları. Köşede oturan biri gürültü yapanlara müdahale edince Şansal ve arkadaşları TİP sempatizanı sanıyor. Tanışıyorlar, bizim Nazım ağa çıkmaz mı? Yardım etmekle kalmayıp bir de yemek ısmarlıyor bizim TİP’li misafirlere. Film sahnesi kıvamındadır. *** Şansal Dikmen göçen Bulancaklıların izlerini de sürmüş. Selanik’te Bulancaklılar mahallesine konuk olmuş, rakılar-uzolar içilmiş, Bulancaklılık yad edilmiş. Selanik’teki Bulancaklıların yerlilere “gavur” dediğini anlatıyor gülerek. Sanıldığı gibi “Hıristiyan” değil yabancı anlamındadır. Dönüşte iki şişe Metaxa tutuşturuyorlar eline. Biri onun diğeri Bulancak belediye başkanı için. Şansal, Selaniklilere “tanır mısınız” diyor gayri ihtiyari. “Yok” diyor Selanik Bulancaklıları, “ ne fark eder, bizim de belediye başkanımız sayılır? ” Kitabın son okumasını yapan Nurdan Yıldırım yoldaşım Akçakoca’lı bir Karadenizli. Okurken, metnin içinde geçen şarkıların bir listesini çıkardı, Spotify’dan ulaşmak mümkün. Şarkıların bir kısmı Rumca kokuludur ve asla rastlantı değildir. Demek ki Metaxa ve Rumca kemençe eşliğinde bir Karadeniz gezisi daha yapacağız mecburen. Hayır, bu zifiri yobazlardan ibaret değil Karadeniz. Kara ama aydınlık bir tarafı var. Oradan açılacağız denizine ve oradan çıkacağız dağlarına!