Kemal BULUT* Ocak 2026 ayında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş müfettişlerinin yaptığı denetimler sonrası TTK’nın Kozlu, Karadon, Üzülmez müesseselerinde üretim faaliyetleri 13 Ocak 2026 tarihinde durdurulmuştur. Havalandırma, su tahliyesi, insan nakli işlerinde otomatik devreye girecek ikinci enerji kaynağı bulunmaması gerekçeleriyle İşyerlerinde İşin Durdurulmasına Dair Yönetmelik’in 8. maddesi gereği iş durdurulmuştur. Bunun anlamı tespit edilen eksikliklerin giderilmesi ve işletmenin devamı için bakım, onarım ve gaz sistemlerinin takibi dışındaki tüm hazırlık ve üretim faaliyetlerine son verilmesidir. İş müfettişleri 2025 Mayıs ayında yapmış oldukları denetimlerde de aynı gerekçeler ile raporlarını tutmuşlardı. Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı, Kurum yetkilileri ve İşçi sendika yetkilileri bir görüşme yaparak üretime devam kararı almışlardır. Bu konuda tarafların sorunu çözmede topu birbirine atarak böylesi önemli bir soruna çözüm üretilmemiştir. Bu tutum siyasi iktidar ve onun kurumlarını yöneten zihniyetin hangi seviyede olduğunun göstergesidir. Yönetmeliğin yoruma açık olması, eksikliklerin giderilmesi için ihale mevzuatı, mali kaynak temin zorluğu gibi gerekçeler öne sürülerek böylesi hayati bir sorun ciddiye alınmamış, 8 ay geçmesine rağmen çözülmemiştir. Bu çatışmanın iktidarın kurumları arasında yaşanması çok daha vahimdir. Binlerce çalışanın güvenliğini ilgilendiren böylesi önemli bir sorunun yetki, mali, idari, mevzuat çelişkileriyle hiçleştirilmesi anlaşılır değildir. Bu ülkemizdeki Kurumların yönetilememe halinin açık göstergesidir. Bu durum ekonomik, sosyal, toplumsal açıdan Zonguldak için olumsuz sonuçlar doğuracağı gibi, TTK’nın işlevsizleştirilmesi, kapatılması, özelleştirilmesi, satılması konusunda olumsuz zemin hazırladığı da gözden kaçırılmamalıdır. Burada kimi sorulara cevap aranmalıdır: Mayıs 2025 tarihinde yapılan denetimlerdeki aynı eksikliklerin giderilmesi için TTK yetkilileri, Enerji Bakanlığı hangi süreçleri işletmiştir? Her iki bakanlık sorunun çözümü konusunda sorumluluklarını yerine getirmiş midir? Bu eksiklikler 2016 yılında son hali verilen İşyerlerinde İşin Durdurulması Yönetmeliği'nde yazılmaktadır. O halde 2016 yılından bugüne denetlemeye giden iş müfettişleri bu eksiklikleri görmemiş midir? Görmezden mi gelmiştir? 2025 yılında ne değişmiştir ki iş durdurma kararı verilmiştir? Denetleyenler mi, mevzuat değişmediği halde denetleme anlayışı mı değişmiştir? Bir şehrin, bölgenin ekonomik, sosyal, toplumsal belirleyicisi olan böylesi bir kurumun üretimi durmasının yaratacağı bedelin hesabı verilecek mi, yada sorulabilecek mi? Konunun sosyal ve örgütlü tarafları, sendikalar, odalar ve ilgili kurumlar bu konuda ne tür baskı ve kamuoyu oluşturmuştur? Yapılmış olan talep ve önerilerin gereği yapılmış mıdır? Yüz yıldır ülke ekonomisinde lokomotif işlev gören, yeraltı üretimi konusunda bilgi birikimi ve deyimi ile bir bölgenin ekonomisini sağlayan bir kurum bu yaptırımla karşı karşıya getirilmiş ise bu sorulara verilecek cevap koca bir hayır. Verili durumda norm kadronun yarı kadar çalışana düşürülmüş, yatırım konusunda zorlanan, iç denetim sistemi açısından sorunlar yaşayan, siyasi yandaşlar tarafından yönetilen TTK’nın bu durumla karşılaşması sürpriz olmamıştır. Bugüne kadar yaşanan iç cinayetlerinin de göstergesidir. Gerek yönetmelik hazırlama süreçlerinde gerekse üretim süreçlerinde başta ilgili kamu kurumları olmak üzere meslek odaları, sendikalar, akademik çevreler ve sahada görev yapan uzmanların katılımının sağlanması, bilimsel temellere, çalışanların sağlık ve güvenliğine dayalı uygulamada sorun yaşanmayacağı bir üretim önemlidir. Temel amaç, üretimi durdurmak değil, üretimi güvenli ve sürekli hale getirmek olmalıdır. Bu durum ülkeyi yöneten zihniyetin açık iflasıdır. Örgütlenme hakkını daraltan, hak arama süreçlerini yasaklayan, yaşam hakkını yok sayan, siyasi, yandaş atamalarla bilimsellikten uzak yönetimlerle kurumların içini boşaltan bir anlayış. Bu anlayıştır ki her yıl binlerce emekçinin iş cinayetlerinde hayatını kaybetmesine sebep olan. Bu zihniyetti ki sorumluluk alması, hesap vermesi gerekirken fıtrat, kader planı gibi safsatalarla ölümleri kanıksattırmaya çalışan. Unutulmamalı ki önlenemeyen iş kazası yoktur. Bilinmelidir ki insan sağlığı ve yaşamı her şeyin önündedir. Bu zihniyet sağlığa zararlıdır. Yapılması gereken örgütlü, birleşik bir mücadele ile bu zihniyetten kurtulmaktır. *Maden Mühendisi, İş Güvenliği Uzmanı