Levantenlerin hikâyesi

Bir dönem Levanten olarak tanımlanan kişilerin artık çok az kaldığını düşünmekteyim. Çünkü geçmişe nazaran Yakın Doğu’da ortak yaşama kültürü giderek yok olmaktadır. Bir dönem zengin bir birlikte yaşama kültürüne sahip olan İstanbul, Selanik, İzmir, İskenderun, Beyrut ve İskenderiye bu özelliklerini kayıp etmekteler, daha doğrusu, kayıp ettiler Kendi şehrimde bir yabancı oldum…Fortunato Maresia Sözlükler, “Levanten” kelimesini “Bir dönem Yakın Doğu ülkelerinde, Osmanlı Devleti topraklarında yerleşmiş veya evlenerek soyu karışmış Avrupa asıllı kimse” olarak belirtmektedir. Fransızcaya 1575 yılında girdiği söylenen “Levanten” sözcüğünün anlamı, “Yakın Doğulu; Doğu Akdeniz ülkelerinden olandır.” “Encyclopædia Britannica”da ise “Levanten”, “Osmanlı döneminde, özellikle Tanzimat sonrası İstanbul’da ve büyük liman kentlerinde yoğunlaşan ve ticaretle uğraşan, Müslüman olmayan azınlıklar” olarak tanımlamaktadır. Ancak bu açıklamada bir hata vardır: Musevi ve Ortodoks Hristiyanlar Levanten olarak tanımlanmazlar. Bu tabir genellikle Venedik, Cenova ve Ragusa gibi İtalyan şehirlerinden gelen Katolik Hristiyanlar ile az sayıda İngiliz, Fransız, Hollandalı, Maltalı ve Katalan yerleşikler için kullanılmıştır. Ahmed Râsim, Levanten için “Tatlı su frenklerinden biri” demektedir. Birlikte yaşama kültürünün çözülüşü Bir dönem Levanten olarak tanımlanan kişilerin artık çok az kaldığını düşünmekteyim. Çünkü geçmişe nazaran Yakın Doğu’da ortak yaşama kültürü giderek yok olmaktadır. Bir dönem zengin bir birlikte yaşama kültürüne sahip olan İstanbul, Selanik, İzmir, İskenderun, Beyrut ve İskenderiye bu özelliklerini kayıp etmekteler, daha doğrusu, kayıp ettiler. 1880’li yılların sonuna doğru, başta İngilizler olmak üzere, böylesi bir arada yaşama kültürüne sahip olmayan toplulukların Doğu Akdeniz’e müdahaleleri, binlerce yılda oluşan bu kültürel birlikteliğin sonunu getirdi. Bir insan ömrüyle mukayese edildiğinde bu süre uzun görünse de tarih içinde oldukça kısadır. Yok ettikleri bir arada yaşama kültürüne, bu kez kendi topraklarında, yeniden alışmaya çalışmaktadırlar. Kısa bir süre önce İngiltere Başbakanı Hint kökenli Rishi Sunak oldu; bir dönem Pakistan asıllı Hamza Harun Yusuf İskoçya Başbakanlığı görevini yürüttü. Son günlerde ise New York belediye başkanlığı seçimini büyük bir farkla Pakistan asıllı Zohran Mamdani kazandı. Anlaşılan Batı toplumu, binlerce yıl süren ayrımcı politikaların ardından kendi içinden çıkan farklı kökenlere sahip insanların yönetimini kabul etmeye başlamaktadır. Levantenlere yönelik en sert yargı Doğu’nun zaman içinde oluşan renklerinden biri olan Levantenler için en acımasız saldırıyı bir İtalyan yapar. Piemonteli diplomat Antonio Baratta kadar nefret dolu bir yargı ortaya koyan çok az gözlemci bulunur. Antonio Baratta, 1840 yılında Torino’da yayımlanan, İstanbul’u ve İstanbul’da yaşayanları tasvir ettiği metninde şunları söyler: “Gerçekten hiçbir halk, ‘Levanten’ adı altında bilinen aşağılık, karma güruhtan daha ahlaksız, daha sinsi ve daha az güvenilir değildir. Geldikleri ülkelere ihanet eden, nereden geldikleri bilinmeyen, beden ve ruhlarını Türklere satan ve bir de boyun eğen ve vicdansızlığın sınırları olmamasından yakınan, sadece adları Hristiyan olan insanlar… Böyle iğrenç bir toplumdan çıkan soyun ne tür tercüman oldukları kolayca düşünülebilir. Satılmışlıkları, Avrupa’ya karşı cehalet ve nefretleri ile kendilerini satmaları Türklere olan anlamsız yakınlıkları çok iyi bilinmektedir. İşin başından beri tüm ölçülerin üzerinde kötü amaçlı ve şeytanca işler çevirdiklerini, Türklerle Hristiyanlar arasındaki müzakerelere fesatlık karıştırdıklarını ve böylece Doğu uygarlığını köstekleyip dünyanın yarısını kan ve ateşe atmada katkıları olduğunu iddia etmek hiç de yanlış olmaz.” Bir diplomatın sözleri üzerine Hiç kimsenin, hele toplumlar arası uzlaşıyı sağlamakla görevli bir diplomatın, böyle bir söylemi olamaz ve olmamalıdır. Anlaşılan Antonio Baratta’yı derinden etkileyen, kendisine yakın gördüğü ve köken itibarıyla yakınlık taşıdığı insanların, yaşadıkları ülkenin yönetimine duydukları bağlılık olmuştur. Levantenlerin İstanbul’daki hayatı Özellikle İstanbul’un Galata ve Beyoğlu gibi ticaret merkezleri ile Boğaziçi, Adalar ve Moda gibi semtlerine yerleşen Levantenler, din ve dillerini korumakla birlikte evlilik yoluyla yerli azınlıklarla akrabalık ilişkileri kurar; zaman içinde Osmanlı gelenek ve göreneklerini benimserler. Devletin korumasından faydalanarak önemli bir ekonomik güce kavuşurlar. Farklı uyruklara mensup ve ayrı kiliselere bağlı olmalarına karşın, azınlık psikolojisine ve akrabalık ilişkilerine dayanan ortak bir yaşama düzeni oluştururlar. Yerleştikleri semtlerde lokantalar, kafeler, alışveriş merkezleri ve tiyatrolar kurarlar. Geç bir örneğini, bir dönem Kuzguncuk’ta yaşadığım gibi, tatil günleri bulundukları semtlerde tüm aile bireylerinin katıldığı ve “Piyasa” denilen yürüyüşler yaparlar. Kültürel ve entelektüel katkılar O günlerin bir anısı olarak, yoğun biçimde yaşadıkları Büyükdere’de sahile paralel uzanan ve adı “Piyasa Caddesi” olan bir cadde bulunmaktadır. Onların girişimiyle Franz Liszt, Sarah Bernhardt gibi dönemin ünlü isimleri İstanbul’da konserler verirler. Levantenlerin kendi dillerinde eğitim veren okulları vardır. Başta Fransızca ve İtalyanca olmak üzere gazete ve mecmualar yayımlarlar. 1900 yılına gelindiğinde, bu türde 129 gazete ve mecmuanın yayın hayatında olduğu ileri sürülmektedir. Siyasi kırılma ve dağılma Temel hak ve hürriyetlerin devlet teminatı altına alındığını kabul eden ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa’ya yakınlaşmasını sağlayan 1839 Tanzimat Fermanı’ndan sonra Levantenlerin ekonomik alandaki ağırlıkları daha da artar. 1908 yılında ilan edilen II. Meşrutiyet sonrasında iktidara gelen İttihatçıların milliyetçi politikaları ve Almanya’nın etkisiyle Levantenlerin yaşamı güçleşir. 1914 yılında kapitülasyonların kaldırılması ve 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet’in ilanıyla faaliyetleri sınırlandırılan Levantenlerin büyük bir bölümü yurtlarına geri döner. Bugünden geriye kalan Günümüzde, başta İstanbul olmak üzere İzmir, Mersin ve İskenderun’da az sayıda Levanten aile yaşamaya devam etmektedir. Levantenlerin Türk argosuna kazandırdıkları “Racon” ve “Faço” kelimelerinin yanı sıra, Osmanlı modernleşmesine yaptıkları büyük katkılar da vardır. Bir Levantenin hatırası Yıllar önce, İstanbullu bir Levanten olan Fortunato Maresia’nın “Pera Beyoğlu ve Anılar” isimli kitabını okumuş ve üzerine bir yazı yazmıştım. Levanten denince aklıma bu kitap geldi. Bir daha okudum: Fransız-İtalyan kökenli bir Levanten olan Fortunato Maresia, 1938 yılında Beyoğlu’nda dünyaya gelir. Büyükbabasının babası olan Andrea Maresia, 1846 yılında “S / S Ferdinando I” adlı gemiyle İstanbul’a gelerek Osmanlı Bankası’nda çalışmaya başlar. Üç kuşaktır İstanbullu olan “Maresia Ailesi”nin Beyoğlu macerası ilginçtir. Tünel’den Taksim Meydanı’na kadar uzanan İstiklâl Caddesi’nin hikâyesini bize aktaran Fortunato Maresia’nın kitabının son sayfasında yazdıkları gerçekten üzüntü vericidir: “Babam, kışları ‘republique / cumhuriyet’ denilen bir fötr şapka, yazları ise bir hasır şapka takardı. İstiklâl Caddesi’nde yürüdüğümüzde, zaman zaman rastladığı arkadaşlarını selamlamak için devamlı elini şapkasına götürüp onu hafifçe kaldırırdı. Ben ise Taksim’e vardım ve kimseyi selamlayamadım!” Kendi mahallemde bir yabancı Doğduğum ve büyüdüğüm Kuzguncuk’a zaman zaman uğradığımda ben de aynı duyguları yaşıyorum. İcadiye Caddesi boyunca, İcadiye Hamamı Yokuşu’na kadar yürüyor, sonra geri dönüyorum. Onca kalabalığın arasında, bırakın selam vermeyi, tanıdık bir yüze rastlamak bile mümkün olmuyor. Şehirlerimizde yaşayan insan sayısı geçmişe nazaran çok artı, ancak şehirli insan sayımız geçmişe nazaran çok azaldı. Bir İstanbullunun ardından “Bazen ne kadar uzağa gidersen git, yüreğin hep bıraktığın yerdedir.” Bu yazıyı yazarken Fortunato Maresia’nın 2023 yılında aramızdan ayrıldığını öğrendim. Çok üzüldüm; “Bir İstanbullu daha tarihe karıştı” diye düşündüm. Tanrının rahmeti daima üzerinde olsun...