Hafta içinde Türkiye kupasında Gaziantepspor ile Kocaelispor arasında oynanan maça damgasını vuran olay, ev sahibi takım teknik sorumlusu Burak Yılmaz’ın kolay unutulmayacak “saldırı gösterisi” oldu. Kırmızı kart haksız yere çıkabilir. Ancak bu kart insanın delice öfkelenmesine ve kontrolünü kaybetmesine yol açıyorsa, iki olasılık düşünülür. Ya kişinin ciddi psikolojik sorunları vardır veya tribünlere şov yapıyordur. Burak Yılmaz ligimizin en değerli ekiplerinde forma giymiş, milli takımda görev yapmış, gol krallığı yaşamış ve çoğu meslektaşı gibi son virajda teknik direktörlüğü tercih etmiş bir futbol insanı. Maçın henüz başında Tayyip Talha’nın VAR odasının uyarısıyla ihraç edilmesine elbette itiraz edilebilir. Karar yanlış bulunup tepki konabilir. Ancak hakemin üzerine yürümek, tehdit etmek, hakaret dolu sözler kullanmak nasıl bir ruh halidir? Görüntüleri defalarca izledim. Burak Yılmaz’ı kendi futbolcuları ve kulübedeki arkadaşları sakinleştirmeye çalışırken, daha çok hırçınlaştı. O kadar ileri gitti ki, yardımcısının boğazını sıkıp “Bırak lan” diye bağırmaktan çekinmedi. YUMRUK MU ATACAKTI? Peki; onu zapt etmeye çalışanlar gerçekten önünden çekilse, ne yapacaktı Burak Yılmaz? Hakem ve dördüncü hakemi birer yumrukla yere mi indirecekti? Düşenleri tekmeleyerek öfkesini mi dindirecekti? Keşke bıraksalardı. Hiçbirini yapamazdı, cesaret edemezdi! “Yok efendim ederdim” diyorsa, teknik direktörlük kariyeri biterdi. Yılmaz’ın olayın sıcaklığı üzerine yaptığı “özür” açıklamasına gelince. Bu düzeydeki futbolcu ve teknik direktörlerin sosyal medya hesapları profesyonel iletişimciler tarafından yönetilir. O ifadelerin gerçek hisleri olduğuna inanmıyorum. Bu açıklama zevahiri kurtarmaya mı yönelikti, göreceğiz. LİDER OLAMADI Ülke gündemi gibi futbolda da gergin, sıkıntılı ve zor günler geçiriyoruz. Bu ortamda bir kıvılcım, yüzlerce insanı galeyana getirip istenmeyen tepkilere sevk edebilir. Burak kardeşim; bir takımın lideri olduğunu unutma. Saha içinde ve dışında futbolcularına örnek olmak zorundasın. Lakin şanslısın. Cemaat bu kez sağ duyulu davrandı ve imama uymadı. Gelelim alacağın cezaya. İki sevk gerekçesi var; “centilmenliğe aykırı hareket” ile hakeme “hakaret ve tehdit.” Adalet duygusu yerleşmiş sistemde ceza 10 maçı bulabilir. Güven erozyonu söz konusu ise, alt sınırdan 1 artı 3, yani 4 maç hak mahrumiyeti ile kurtulabilir. Bakalım, Yılmaz’ın kağıt üzerindeki “özürü” ne kadar etkili olacak? Yapay zekadan insan aklına! Merkez Hakem Kurulu’nun bu haftaki hakem atamalarını ilginç buldum. Ferhat Gündoğdu lige sıkıntısız başlamak istiyor belli ki. Planlamayı yere göre sığdıramadığı algoritmaya bıraksa, kelle koltukta dolaşmaya devam ederdi kuşkusuz. MHK, 7 FIFA hakeminden 5’ni sahaya sürmüş. Yasin Kol’u da ekleyin, ekip tamam. Beyefendinin “sağlam kazığa bağlanmak” felsefesini anlıyorum. Geçenlerde verdiği bir röportajda MHK başkanlığı için “Bu koltuk hiç rahat değil, kimseye tavsiye etmiyorum. Devamlı dayak yiyorsunuz. Tek motivasyonum başkanımız İbrahim Hacıosmanoğlu’dur” dedi. Çok haklı. Sürekli yumruk yediği makamda Hacıosmanoğlu’nun sağladığı duygusal (!) motivasyon olmasa, kim çekerdi bu eziyeti? Gündoğdu’nun fedakârlığını takdir ediyorum! Klavye kabadayıları Sonunda bunu da gördük. Fenerbahçe ile G.Saray arasındaki süper kupa finalinden sonra üç futbolcu sosyal medya hesaplarından rakip takım için yaptıkları paylaşımlar nedeniyle ceza aldı. Üçünün de sevk gerekçesi aynı idi. Galatasaray’dan Lemina, Fenerbahçe’den Duran 400’er bin lira para cezası yedi. Oosterwolde ise 400 bin TL artı 1 maç hak mahrumiyeti aldı. Araştırdım, kurula göre “eleştirisinin dozu yüksekmiş.” Saha içi kavga yetmedi, bir de klavye kabadayıları çıktı ortaya.