Grönland krizi, 2026 yılının ilk günlerinde sadece askeri, diplomatik ve siyasi bir gerilim olmaktan çıkıp, istihbarat dünyasının en karanlık ve en tehlikeli cephelerinden birine dönüştü. Donald Trump’ın “her ne şekilde olursa olsun” Grönland’ı ele geçirme ısrarı, sadece kaba güç tehdidiyle sınırlı değil; arkasında yıllardır süren gizli operasyonlar, etki ajanları, manipülasyon kampanyaları ve istihbarat oyunlarından oluşan kalın bir gölgeler ağı yatıyor. Bu ağ, NATO’nun yetmiş yedi yıllık tarihinde görülmemiş bir tür içten çürümenin işaretlerini veriyor. Amerika Birleşik Devletleri tarafında istihbarat boyutu, Trump’ın “milli güvenlik zorunluluğu” söyleminin altında yatan devasa bir bilgi balonu üzerine kurulu. Beyaz Saray, Rusya ve Çin’in Grönland’ı kuşattığı iddiasını sürekli pompalıyor. Trump’ın “Çin ve Rus gemileri her yerde” açıklamaları, Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Rasmussen’in “istihbaratımıza göre son on yılda tek bir Çin savaş gemisi bile görmedik” cevabıyla yerle bir oldu. Ancak bu çelişki tesadüf değil; Amerika Birleşik Devletleri Merkezi İstihbarat Teşkilatı ve Ulusal Güvenlik Ajansı, Grönland’da yıllardır sistematik bir şekilde faaliyet yürütüyor. Danimarka Savunma İstihbaratı’nın 2025 Şubat’ında Amerika Birleşik Devletleri’ni “güvenlik riski” kategorisine alması boşuna değildi. Trump’a yakın Amerikalıların Grönland’da yürüttüğü gizli etki operasyonları, Danimarka basınında ifşa edildi ve Danimarka Polis İstihbarat Servisi’nin “çeşitli etki kampanyaları” uyarısını doğruladı. Bu operasyonlar, Grönland’ın bağımsızlık hareketini manipüle etmekten nadir toprak elementleri madenlerini hedefleyen ticari casusluğa kadar uzanıyor. Thule Hava Üssü’ndeki mevcut Amerika Birleşik Devletleri askeri varlığı ise zaten yüz elli askerle birlikte bir istihbarat üssü gibi çalışıyor. Almanya ve Fransa istihbaratının bu tabloya bakışı ise çok daha derin bir uyanışın habercisi. Alman Federal İstihbarat Servisi ve Fransız Dış Güvenlik Genel Müdürlüğü, Grönland’ı Avrupa’nın kuzey kanadındaki büyük bir istihbarat boşluğu olarak görüyor. Trump’ın hamleleri, onları Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı kendi istihbarat ağlarını güçlendirmeye ve bağımsızlaştırmaya zorluyor. Ocak 2026’da Grönland’ın başkenti Nuuk’a gönderilen Alman on üç kişilik keşif timi ve Fransız on beş kişilik birliği, sadece sembolik bir jest değildi. Danimarka’nın davetiyle başlayan çok uluslu bir istihbarat işbirliğinin ilk adımlarıydı. Üstelik Arctic Endurance tatbikatları altında Almanya ve Fransa’nın deniz gözetimi, elektronik istihbarat ve siber kapasitelerini entegre etmesi bekleniyor. Avrupa, Amerika Birleşik Devletleri’nin artık “güvenilmez” istihbaratına olan bağımlılığını azaltmak zorunda kalıyor. Avrupa Birliği’nin savunma istihbaratı alanında hâlâ parçalı bir yapısı var, ancak entegrasyon hız kazanıyor. Kalıcı Yapısal İşbirliği projeleri içinde kuantum teknolojileri ve entegre hava füze savunması başlıkları, istihbarat paylaşımını da kapsıyor. Avrupa Savunma Sanayi Stratejisi, endüstriyel casusluğa karşı koruma mekanizmaları getiriyor. Almanya’nın dönüm noktası süreci burada kritik rol oynuyor: Alman Federal İstihbarat Servisi’nin Arktik’e odaklanması, Friedrich Merz hükümetinin “savaşabilecek kapasitede” olma iddiasını istihbarat boyutuyla tamamlıyor. Litvanya’daki tugaydan Grönland’daki keşif timine kadar Berlin, artık sadece konvansiyonel güç değil. Almanya açıkça istihbarat liderliğini de hedefliyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “eşi görülmemiş sonuçlar” uyarısı ise, Fransız Dış Güvenlik Genel Müdürlüğü’nün Grönland’da gizli varlıklarını artırdığı yönündeki söylentileri güçlendiriyor. Aslında Grönland krizi, 1945 sonrası Avrupa düzeninin en büyük ironilerinden birini gözler önüne seriyor: NATO’yu kuran Amerika Birleşik Devletleri, şimdi ittifakı içeriden parçalayan bir istihbarat aktörü haline geldi. Danimarka Polis İstihbarat Servisi’nin Amerika Birleşik Devletleri’ni “tehdit” olarak sınıflandırması da tesadüf değil. Avrupa istihbaratı (Şimdilik BND ve DGSE ağırlıklı olmak üzere) kendi yolunu çiziyor ve Trump’ın bu hamlesi, ironik bir şekilde, Avrupa’nın gerçek stratejik özerkliğini doğuracak gibi görünüyor. Rahatsız edici mi? Evet, son derece. Kaçınılmaz mı? 2026’nın bu ilk ayı, tam da bunu gösteriyor. Bu kriz, klasik casusluk vakalarından farklılaşıyor. Zira, bu kez hedef bir düşman devlet değil, yetmiş yıllık müttefik. Danimarka Polis İstihbarat Servisi’nin (PET) 2025’te Amerika Birleşik Devletleri’ni ilk kez “güvenlik riski” olarak sınıflandırması, istihbarat tarihinde nadir görülen bir kırılma. Benzeri Soğuk Savaş’ta Doğu Bloku’na karşı görülmüştü. Lakin şimdi NATO’nun kurucusu kendi müttefikine karşı hibrit yöntemler (etki operasyonları, açık kaynak manipülasyonu, siber gözetim) kullanıyor. En kritik nokta şu: Amerika Birleşik Devletleri’nin 2025’te istihbarat ajanslarına verdiği “toplama vurgu mesajı” ile Grönland’daki bağımsızlık yanlılarını ve maden karşıtlarını profillemesi. Bu, doğrudan Venezuela operasyonunun istihbarat şablonunu Arktik’e uyarlama girişimi gibi. Eğer Trump askeri adım atarsa, istihbarat paylaşımı tamamen durabilir. Ayrıca Thule Üssü’ndeki sinyal istihbaratı Avrupa’ya karşı döner. Sonuç: NATO’nun istihbarat omurgası çöker ve belki de Avrupa kendi bağımsız ağını (BND-DGSE-PET entegrasyonu söz konusu olabilir) zorunlu olarak kurar. Bu vaka, transatlantik güven ilişkisinin bitiş ilanı olabilir. Neticede ironik ama gaye bariz şekilde, Avrupa’nın gerçek istihbarat özerkliğinin doğum belgesi de olabilir. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. GRÖNLAND kriz istihbarat Savaş Umut Berhan Şen, Independent Türkçe için yazdı Umut Berhan Şen Cumartesi, Ocak 17, 2026 - 09:15 Main image:
Fotoğraf: AA
TÜRKİYE'DEN SESLER Type: news SEO Title: Grönland krizi ve istihbarat savaşları copyright Independentturkish: