17 Ocak 1996 yılında kaybettik Şoför İdris’i. Mücadeleye bağlılığı, sınıf uzlaşmazlığı, öfkesi ve Partisi. Şoför’ü bunlar tanımlıyor. 1928 yılının kış aylarında babasıyla Bursa’dan gelip İstanbul’da iki yaşından beri görmediği annesini bulan ve onun yanında kalmaya başlayan 14 yaşındaki İdris Erdinç, o zaman İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün bulunduğu Sirkeci’deki Sansaryan Han’ın yanındaki Tabakos tütün şirketinde çalışmaya başladı. Köyden henüz gelmişti ve yeni yeni öğrenmeye başladığı çiftçilikten başka bir şey bilmiyordu. Anılarında o günleri, “Orada çalışmaya başladık annemle. O başka bir tezgâhta, ben başka. Ben bir tezgâha çırak olarak verildim. Oranın çırağı yokmuş. Bir sürü tezgâh var sıra sıra. Bir kışla gibi. Her tezgâhta dört kişi var. Bir erkek usta, bir erkek, bir kadın işçi yanlarında bir de çocuk çırak. Desteleri istif ediyoruz. Şimdi ben bir köy çocuğuyum. Anasız babasız büyümüş kaba bir adam. İşte bana gösteriyorlar. 'Yaprakları böyle üst üste koy; al bu iple onları bağla'. 'Tamam mı', diyorlar, 'tamam' diyorum” ifadeleriyle anlattı daha sonra. Ayaklarının üstünde durmaya, sınıfıyla belki de ilk bağını böyle kurmuştu. Daha sonraları da emeğiyle var etmeye devam etti. İlerleyen zamanlarda şöyle diyordu: Sen işte otomatikman bu işin içinde oluyorsun. Kavganın, çatışmanın, çelişkinin içindesin, ortasındasın. Burjuva-işçi çelişkisi. Malı meydana getiriyorsun. Fazla-i kıymetini öğreniyorsun. Hemen o tezgâhın başında. O işin içinde. Kitaptan değil. Elle tutulur. Bu adamlar beni sömürüyor. Ben açım. Çoluk çocuğum aç. Benim hakkım bu heriflerin kasasına giriyor. Amele soruyor bu önder arkadaşlara: Devlet bu işe müdahale etmiyor mu? Hemen o uyanık önder işçi; işçi arkadaşım, diyor, devleti idare eden kim? O ağa, o ecnebi, o burjuva. Bunlar kaynaşmış. Neyi anlıyor işçi? Kendini bir sınıf, bunların devletle beraber bir sınıf olduğunu. Tezgahında partileniyor! “… Köyde ne olacaktım ben, bir çoban. İstanbul’da küfecilik yapıyordum, annem aldı beni tütüne götürdü. Kadın tütüncü, istihsalden gelme. Kavala’da kulüp görmüş. Balyaları denize atmışlar, eylemi de biliyor. Bir de hepsinden önemlisi, belki de bunların neticesi, beni partiye götüren yolu açmış oluyor.” “… Benim tezgâhın yanında bir tezgâh daha var. Orada dört kişi var. Oranın çırağı benim yaşlarımda bir kız. Başka tezgâhta olmama karşın bana yardım ediyor, gösteriyor; o yaşıtım olduğu için onunla daha iyi irtibat kurabiliyorum. Bu kız Emine idi.” “… Emine bir şeyler çiziyor, soruyor bana bu ne diye, orak diyorum. Biz onunla ot biçeriz. Gülümsüyor, doğru, diyor.” “… Artık yavaş yavaş bana istihsal sürecini anlatıyorlar. Aman ustabaşı görmesin kovar, diyorlar mesela; bir şeyle ilgili burada ustabaşı ve işten atılma korkusunu hissediyorsun. Bana 25, sana 15 kuruş veriyorlar; oysa aynı işi yapıyoruz yahu. Çok etkileyici oluyor bu tarz konuşmalar.” Tütün fabrikasına girdikten sonra, kendi deyimiyle "partilendi". Parti tarafından hücresinde teorik eğitime alındı. Bunun yanı sıra, yine parti tarafından sınıf mücadelesinde ihtiyacı olan yetenekleri edinmesi sağlandı. Başka partililerle beraber boks, şoförlük ve tesviye dersleri aldı. Tam bir disiplin içinde ve yasadışı koşullarda bu eğitimleri tamamlayan İdris, yaşamının büyük bir bölümünde ekmeğini 30’lu yıllarda çok az kişinin yapabildiği şoförlük sayesinde kazandı. Aldığı boks eğitiminin sonuçlarını kendisiyle beraber “patron beslemesi” çok sayıda ustabaşı da gördü. Parti evlerinin güvenliği Şoför İdris’e verilirken hiçbir tereddüt duyulmadı. Tesviyecilik sayesinde her gittiği bölgede hemen iş buldu. İşini iyi yapan bir komünist olarak çok sayıda işçinin örgütlenmesine emek verdi. 'Zorlu yıllar' ve yine Parti! Şoför İdris TKP’nin Türkiye içinde etkin bir varlık gösteremediği 60’lı yıllarda da devrimci mücadeleden kopmadı. "Türk Solu" dergisinde çalıştı. 68 devrimci gençliğinin eylemleri içinde yer aldı. 70'li yıllarda sınıf mücadelesinin kızıştığı dönemde partisinin onurlu bir üyesi oldu. Önce 12 Eylül darbesini ardından Gorbaçov ihanetini yaşadı. Kutlu-Sargın ekibinin izlediği yol onu partisinden ayırmadı. Hainlerin yüreklerinin, bir geleneğin tüm mirasını tahrip etmeye yetmeyeceğini biliyordu. Partiden istifa edenlere hep kızdı. “Militan partisinden istifa etmez, partiden atılır” diyordu. Ama en doğrusunu yapmaktan da geri durmadı. Partisinin likidasyonunun tamamlandığı bir aşamada, 1992 yılında Sosyalist Türkiye Partisi’ne (STP) girdi. Yaşamını bir parti organına bağlı olarak sürdürmenin önemi yanında, bu ülkede Marksist-Leninist geleneği temsil konusunda öne çıkan yapıyı gördüğünü söylemesi de önemliydi. Şoför İdris yeniden Parti’siyle buluşmasını şöyle ifade ediyordu: “Bir işçi olarak sonunda Sosyalist Türkiye Partisi’ni buldum. Zaten onlar gelip beni gördüler. Programlarını verdiler. Toplantılarına götürdüler. Ben o günden beri gömleğimin yakasında çark çekiçli rozetimle dolaşıyorum. Hiç kimseden de bir korkum yok. Ben neden STP’deyim? Bunun çok basit bir nedenini hanımıma da açıkladım. Herkesin partiye bir yardımı oluyor çeşitli zamanlarda. Biz de yapıyoruz. Ama biz bir şey daha yapıyoruz. Diğer yerlerde insanlar öğleyin gidip orada burada yemeklerini yiyor. Ama biz şimdi ne yapıyoruz. Yetkili arkadaş diyor ki, yemek molası verelim arkadaşlar. Haydin bir kolektif yapalım. Herkes elini cebine atıyor, verebileceği kadar veriyor. Kiminde para olur, kiminde olmaz. Hemen bir para toplanıyor. İki arkadaş gidip ekmek, peynir, domates alıyorlar. O ekmekleri kesiyorlar, içlerine peynir domates koyuyorlar ve herkese dağıtıyorlar. İşte ben bunu takdir ediyorum. Bu kolektifi seviyorum.” STP’nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasından sonra Sosyalist İktidar Partisi üyeliğine devam eden İdris, yeni durumu şöyle tanımlıyordu: “Sosyalist İktidar Partisi’nde, şimdi bulunduğum partide beni üst düzeye getirmek istediler. Yok, dedim, katiyen, ben oturup sizinle fikir şeysi yapacak değilim. Ben döküleceğim sokağa, siz de döküleceksiniz. O aldığınız kararlar sokakta vücut bulacak. Kan orada, ölüm orada, hayat orada… Nâzım’ın dediği gibi, sen yanmasan, ben yanmasam… Seksen yaşında kafayı yardıracağım ki, genç bundan ilham alsın; ben bunu yapmazsam o genç eylemsiz yetişir.” 17 Ocak 1996 tarihinde, bundan 27 yıl önce kaybettiğimiz Şoför İdris’in mücadele dolu yaşamına saygıyla. Öyküneceğimiz ve gurur duyacağımız bir tarihe, saygıyla…