Batı ve çeyrek asrın sonu

Geçen yılın sonunda insanlık 21. yüzyılın ilk çeyreğini geride bırakırken, dünya ve insanlığın geleceği, uluslararası jeopolitik blokların akıbeti gibi temel soruların önünde duruyor. Tarihi bir tesadüf olarak 20. yüzyılın son çeyreği, komünizmin çöküşüne ve ütopyacı Marksizmin Batı karşısındaki sonuna tanık oldu. Londra Queen Mary Üniversitesi'nde siyaset düşüncesi tarihi profesörü olan Georgios Varouxakis, son kitabı The West: The History of an Idea’da (Batı: Bir Fikrin Tarihi) şöyle diyor: “Batı, liberal düzeni ve demokratik modeliyle öne çıktı; Doğu Avrupa halklarının gözünde bir cennet gibi belirdi.” Peki tarih tekerrür eder mi? Başka bir deyişle, seküler ahlaki rahatlığa sahip yaratıcı Batı, komünizmde olduğu gibi çöküş ve yıkıma doğru mu gidiyor? Kararlı bir yanıt olarak Karl Marx, tarihin kendini tekrar etmediğini söyler. Ama büyük Amerikan mizah ustası Mark Twain, kelime oyunlarıyla neredeyse aynı sonuca ulaşır; ona göre tarih olayları birbirine benzer. Bugünkü uluslararası sahneye hızlı bir bakış, -genellikle ABD ve Avrupa kıtasıyla özdeşleştirilen- Batı’nın derin kaygılar içinde olduğunu gösteriyor. Avrupa, yavaş yavaş insan merkezli ve aydınlanmacı karakterini yitiriyor; yerine yükselen milliyetçilik ve popülist hareketler öne çıkıyor. Buna, uzak Avrasya cephesinden, yani Rusya Federasyonu’ndan gelen artan endişeler de ekleniyor. Korku öyle boyutlara ulaştı ki, ‘nükleer kış’ yani her şeyi yok eden üçüncü dünya savaşı ihtimaline dair broşürler bile dağıtılmaya başlandı. Atlantik’in diğer tarafında ABD 2026’ya tarihi bir dönüm noktasında giriyor; kuruluşunun ve yükselişinin 250. yıldönümü kutlanıyor. Ancak durumunu görmek, sorulara gerek bırakmıyor; çünkü ülkenin ruhu yalnızca partiler ya da ideolojiler üzerinden değil, aynı zamanda etnik ve dogmatik ayrımlarla da bölünmüş durumda. Başkan Trump, ikinci döneminin başında dünyadaki savaşları sona erdirme sözü vermişti; şimdi ise tehditleri kullanma aşamasına geçti ve Venezuela’yla ilgili gelişmeler neredeyse tüm dünyayı endişelendiriyor. İskoç kökenli, Amerikan tarihçi Niall Ferguson bize cumhuriyetlerin ömürlerinden ve genellikle 250 yılı aşamadıklarından söz ediyor; bu, Atina ve Sparta’dan sonra Roma için de geçerli oldu. Peki Washington’un zamanı geldi mi? Bu, geleneksel Batı’nın tamamının kaderiyle yüzleşmek üzere olduğu anlamına mı geliyor? Amerikan tarihçileri arasında insan uygarlıkları üzerine teoriler geliştirenlerden biri de Carroll Quigley (1910-1977). Georgetown Üniversitesi’ndeki öğrencilerinden biri iki dönem ABD başkanı olacak olan Bill Clinton’du. Quigley, uygarlıkların da insanlar gibi yedi yaşam evresinden geçtiğini düşünüyordu: kaynaşma, gelişim, genişleme, çatışma, dünya imparatorluğu, çöküş ve işgal. Acaba Batı, özellikle öncülüğünü ABD’nin yaptığı bu uygarlık, günümüzde bu evrelerden hangisine ulaşmış durumda? Belki de 21. yüzyılın ilk çeyreğinin sonunda Batı uygarlığında olup bitenleri anlamak için geleneksel küreselleşmenin çökmeye yüz tuttuğu, insan ötesi bir çağın -yapay zekâ diktatörlüklerinin insanlığın kapısında, gün batımının eşiğinde beklediği- belirtilerinin çıktığı bu dönemde, Quigley’nin uygarlık döngüsü yaklaşımını takip etmek gerekiyor. Quigley bu döngüyü ayrıntılı olarak şöyle açıklar: Her uygarlık bir doğum süreciyle başlar, biyolojik bir genişleme dönemine girer, boyut ve güç kazanır; ardından düzenlemeyle ilgili krizler yavaş yavaş ortaya çıkar. Kriz geçip uygarlık yeniden organize edildiğinde ise canlılığı ve moral gücü zayıflar. Buradan sonra uygarlık durgunluk ve çöküş evresine girer, iç krizler altın bir barış ve refah döneminin ardından görünür hale gelir. Süreç, ahlaki zayıflıkla başlar; ardından ekonomik krizler, finansal sarsıntılar gelir. Bu durum, uygarlığın dış düşmanlarına karşı kendini savunma kapasitesini sorgulatır. Sonrasında ise sorunlar içe taşar; milliyetçi ve popülist çatışmalar yükselir, uygarlık adeta çekiç ile örs arasında sıkışır. Quigley’den birkaç on yıl sonra, Fransız tarihçi ve beşeri bilimler uzmanı Emmanuel Todd, ünlü eseri La Défaite de l'Occident’te (Batı'nın Yenilgisi) benzer bir sona, hatta eski Sovyetler Birliği’nin kaderiyle neredeyse özdeş bir sona işaret etti. Peki, aynı zamanda Alman sosyoloji ustası Max Weber’in Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu üzerine okumalarını yeniden gözden geçirerek, Batı’da neler olup bittiğini anlamak gerekmez mi? Bu soru aynı zamanda Doğu Asya'yı incelemeyi ve dünyanın Batı'dan Doğu'ya kaymasına dair ikonik anlatıları, bu anlatıların gerçekliğe mi, yoksa abartıya mı dayandığını sorgulamayı da gerektiriyor. *Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. Şarku'l Avsat batı çeyrek asır son İmil Emin Cumartesi, Ocak 17, 2026 - 16:15 Main image:

Görsel: Pixabay

DÜNYADAN SESLER Type: news SEO Title: Batı ve çeyrek asrın sonu copyright Independentturkish: