Nâzım Hikmet’in 124. yaşı dolayısıyla İstanbul’da, Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'nde bir etkinlik düzenlendi. “Nâzım Hikmet Emperyalizme Meydan Okuyor Hâlâ!” başlığıyla Ruhi Su Salonu’nda gerçekleştirilen etkinlikte, şairin yaşamı boyunca sürdürdüğü antiemperyalist mücadele ele alınırken, yapılan konuşmalara Nâzım’ın şiirleri eşlik etti. Akademisyen yazar Kaya Tokmakçıoğlu ve yönetmen Çağrı Kınıkoğlu moderatörlüğünde başlayan etkinlikte Nâzım Hikmet’in, Balkan Savaşları’ndan Birinci Dünya Savaşı’na, İstanbul’un ve Anadolu’nun işgalinden Milli Mücadele yıllarına uzanan tarihsel süreçte şekillenen antiemperyalist bilincinden söz edildi. Nâzım’ın genç yaşta Ankara’ya geçerek kurtuluş mücadelesine katıldığı, ardından Ekim Devrimi’nin coğrafyasında sosyalizmle tanıştığı ve Sovyetler Birliği’nde komünist kimliğini benimsediği aktarıldı. Faşizmin Avrupa’daki yükselişi, emperyalist savaşlar ve ABD’nin dünya çapındaki müdahalelerinin Nâzım’ın şiirinde insanın insanı sömürmediği bir dünya özlemini derinleştirdiği vurgulandı. Bugün emperyalizmin yeniden saldırganlaştığı bir küresel tabloda, Nâzım’ın şiirlerinin sermaye düzenine ve emperyalist tahakküme karşı bir itiraz olarak okunması gerektiği ifade edilirken, onun yalın, cesur ve umut aşılayan şiir dilinin günümüzü anlamak için hâlâ güçlü bir imkân sunduğunun altı çizildi. Tarihsel anlatı, Nâzım Hikmet’in aynı dönemlere tanıklık eden şiirlerinin okunmasıyla iç içe ilerledi. Ayça Güngör Aşık, Mehmet Okuroğlu, Şükrü Veysel Alankaya ve Yener Aydın’ın okuduğu şiirlerin arasında, “Memetçik Memet”, “Yoldaşım”, “Kartallı Kazım”, “Taranta Babu”, “Zafere Dair”, “Bir Hazin Hürriyet”, “Diyet”, “Neyi Bildirir Sayılar”dan dizeler yer aldı. 'Nâzım komünist ve TKP üyesi bir şairdi' Konuşmalar ve şiirlerin ardından Türkiye Komünist Partisi adına söz alan TKP İstanbul İl Başkanı Ahmet Dincel, Nâzım Hikmet’in siyasal duruşu ile Türkiye Komünist Partisi’nin antiemperyalist çizgisi arasındaki bağı ele aldı: "Nâzım yurtseverdi. Nâzım enternasyonalistti. Nâzım emekçilerden yanaydı. Nâzım komünist ve TKP üyesi bir şairdi. TKP de kurulduğu ilk gününden beri, aynı Nâzım gibi antiemperyalisttir, yurtseverdir. Partinin daha 1920’deki stratejisi, işçi sınıfının emperyalizme karşı yurduna sahip çıkmasıydı. Sosyalizmin, emperyalizmden kurtuluşun en tutarlı formülü olduğunu söylüyorlardı ve Nâzım da son kez gözlerini yumana kadar söyledi bunu. Mustafa Suphilerin bıraktığı mirası omuzlayanlar, bu ülkenin şairi, gazetecisi, yazarı oldular. 20. asırda doğmakla övünüyordu Nâzım. Bertol Brecht ve Pablo Neruda da aynı asrın şairleri ve komünistlerdi ve bu hiç de tesadüf değildi. Peki 1902’de doğan Nâzım’ın ülkesi ve bugünkü ülkemiz… Yani 20. asır ve 21. asır… Bu geçen zaman içinde TKP’nin stratejisi, formülü ne derseniz deyin, gittikçe daha geçerli hale geldi. Sosyalizm, emperyalizmden kurtuluşun en tutarlı formülü. Türkiye’nin bugün çok fazla zenginliği var değil mi? Aslında gasp edilen zenginlikleri. Yüz yıl öncesine gittiğimizde böyle bir Türkiye’den söz etmek pek mümkün değil. Bugün çok ciddi bir yoksulluk var, yüz yıl öncesine gittiğinizde de aynı yoksulluk vardı. 'İhtiyacımız olan bu saflaşmayı yerli yerine oturtmak' Peki bu yüz yılda yaratılan zenginlik kimin eseri? Kimler çalıştı fabrikalarda yüz yıl boyunca, bu yolları, binaları yapanlar kimlerdi? Hangi şairler yeniden ve yeniden ürettiler yaşamı, hangi sinemacılar anlattı gerçeği, hangi romancılar? Hepsi bizim safımızdaydı, Nâzım’ın safındaydı. Sabancılar mı, Koçlar mı yaptı? Bu zenginlik bu yüz yıllık tarih içinde emekçilerin ve bizim safımızdaki aydınların ürünüdür. Bugün o zenginlikten faydalanamayan, yoksullukla sınanan emekçilerin ürünüdür. Ama bu tarihte aynı zamanda bu emeğin üzerine çöken sermaye sahipleri, patronlar da var; bizim safımızda olmayanlar. Tarih ve bugün bize tarafımızı söylüyor. Tarihimizin hırsızları, patronlar var, bir de o tarihin bütün zenginliklerini yaratan emekçiler. İşte bu taraflaşmayı yerli yerine oturtan halklar kazanır. Bugün ihtiyacımız olan şey de bu saflaşmayı yerli yerine oturtmaktır. 1923 böyle kazanıldı. Bir yanda dünya devi emperyalistler, diğer tarafta yoksul Anadolu köylüsü vardı. Teba olmayı değil, dünyaya başkaldırmayı seçti, örgütlendi; kasaba kasaba, köy köy yan yana geldi. Cephede yan yana geldi, gerici şeyhlere karşı yan yana geldi, işbirlikçi manda meraklısı ağalara karşı yan yana geldi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması için bu yan yana geliş ve hesaplaşma zorunluydu. 'Nâzım zenginlerin değil, emekçilerin safındadır' Peki ya bugünler? 12 Eylül’le birlikte Türkiye, ekonomik yapısıyla emperyalizmle tam uyumlu hale gelmiştir. Türkiye ne zaman emperyalizmle tam uyumlu hale geldiyse, o zaman ülkemiz tehdit altına girmiştir. Kore Savaşı’na yollanan gençler, 12 Eylül, Irak Savaşı, Suriye ve son olarak İran-İsrail arasında yaşanan savaşın Türkiye’ye sıçrama ihtimali bunun göstergesidir. Venezuela’da yeni bir karşı devrimci dalga ve haydutlukla karşı karşıyayız. Avrupa’dan açık destek var. Amerikan mandacılığını Kurtuluş Savaşı’na yeğ tutanlarla, Filistin direnişi için ‘oturup ölümü bekleselerdi’ diyenlerle Nâzım’ın safı aynı değildir. Karşı karşıya olduğumuz saldırı çok açık. Bağımsızlığın, cumhuriyetin, laikliğin altını oyan kapitalizm ülkeyi enkaza çevirmiştir. Bu süremez. Bir hesaplaşma kaçınılmazdır ve bu hesaplaşma işçi ve emekçilerin hesap sormasına dönüşmelidir. Evet, TKP ve Nâzım… Nâzım TKP’ydi, TKP de Nâzım’dır. Nâzım üzerinde tekel kurmuyoruz; Nâzım dünya şairidir. Ama Nâzım zenginlerin değil, emekçilerin safındadır. 21. yüzyılda da Nâzım Venezuela’nın, direnen halkların, Kartallı Kazımların, Karayılanların, Berkin’in safındadır. Nâzım hâlâ bizim safımızdadır.” Dincel’in konuşmasının ardından Nâzım’ın kendi sesinden “Umut” şiiri dinlendi. Etkinlik, Şimal Ertekin, Ulaş Özer ve Günselin Seda Çetinkaya’nın piyano ve keman eşliğinde seslendirdiği marşlarla sona erdi.