Hrant Dink’siz geçen 19 eksik yıl!

Doğduğu Malatya’dan beş yaşında geldiği İstanbul’da, iki kardeşiyle beraber Gedikpaşa’daki Ermeni Protestan Kilisesi’nin çocuk yuvasında yatılı olarak yaşamaya başlamış Hrant Dink. Kiliseye bağlı ilkokula gitmiş, yazları da okulun Tuzla’daki kampında geçirmiş. 1962 yılında kilise yönetimi, Tuzla’da bir arazi satın alarak kampın inşaatına başlamış. Hrant Dink’in de aralarında olduğu yaklaşık otuz çocuğun inşaat işlerine yardım ettiği kamp, hem çocukların yazın vakit geçirdiği bir yer hem de yetimhane olarak kullanılmış. 1983’e kadar binlerce Ermeni çocuğa yuva olan, Hrant Dink ve eşi Rakel Dink’in de beraber yıllarını geçirdiği Kamp Armen’in arazisine, 1984 yılında vakıf malları ile ilgili yapılan yasal düzenlemeler nedeniyle devlet el koydu. *** İnsan Hakları Derneği tarafından yayımlanan ‘Tuzla Ermeni Çocuk Kampı; Bir El Koyma Öyküsü’ adlı kitapta Hrant Dink, Kamp Armen’in kendisi için önemini şöyle anlatır: “8 yaşında gittim Tuzla’ya. Tam 20 yıl oraya emek verdim. Eşim Rakel’i orada tanıdım. Birlikte büyüdük. Orada evlendik. Çocuklarımız orada doğdu... Ama bir gün elimize bir mahkeme kâğıdı tutuşturdular. Beş yıl süren direnişimize rağmen yenildik. Ne yapalım ki, karşımızda devlet vardı.” Tuzla Çocuk Kampı’nın inşaatında bizzat çalışan Hrant Dink, uzun yıllar Anadolu’dan gelen kimsesiz Ermeni çocuklarına yuva olan kampın arazisine el konulup kampın kapatılması karşısında yaşadığı hayal kırıklığını şu sözlerle tarif eder. “Orada yetişmiş 1500 çocuğun alınterinin üstüne oturdular. Bizlerin çocuk emeğini gaspettiler. Emeğimi helal etmiyorum.” Kamp Armen, Dink için sadece bir yuva değil, aynı zamanda hak ve emek mücadelesinin önemli bir simgesiydi. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün talebiyle mahkeme, Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi Vakfı’nın elindeki tapuyu iptal etti. Vakıf, parasını ödediği araziyi, üzerine çocukların emeğiyle yapılan kampla birlikte, sanki çalmış gibi, eski sahibine iade etmek zorunda bırakıldı. Sonrasında, uzun yıllar otopark olarak kullanılan arazi pek çok kez el değiştirdi. Vakfın iade başvuruları her defasında reddedildi. Arazinin yaklaşık yarısı kamulaştırıldı. 2015 yılında ise arazi ‘sahibinin’ kampa ait tesisleri yıkacağı haberi üzerine sivil toplum kuruluşlarının başını çektiği bir direniş başladı. Günlerce süren yıkım karşıtı eylemler sonuç verdi ve Kamp Armen, bağış yoluyla gerçek sahibine geri döndü. Hrant Dink katledilmeseydi, Kamp Armen’in bir gençlik, kültür ve hafıza merkezi yapımı için yeniden inşa edilmeye başlanmış olmasından mutluluk duyardı. Kamp Armen’in kurucusu ve emektarlarından olan bir diğer isim, Hrant Güzelyan. Anılarını topladığı ve Hrant Dink Vakfı tarafından yayımlanan, ‘Kamp Armen’e Giden Yol: Artakalanların Hikâyesi’ adlı kitapta şöyle demiş: “1960 yılından tutuklandığım tarihe, yani 25 Şubat 1981’e dek, bütün vaktimi bu işe adadım. Ne cumartesim vardı, ne de pazarım. Bu yüce iş benim mesleğim, evim, her şeyim olacaktı.” Kitabın önsözünü kaleme alan Yervant Kasuni’nin aktarmasıyla, Hrant Güzelyan, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra tutuklanır. Yoksul ve kimsesiz Ermeni çocuklara yuva olan yetimhanede ‘Ermeni militan’ yetiştirmekle suçlanır ve sekiz buçuk ay hapiste kalır, ağır işkencelerden geçer. Serbest kaldıktan sonra ülkeyi terk ermek zorunda kalır. 24 yıl sonra, 2006 yılında, ilk kez geldiği İstanbul’da Hrant ve Rakel Dink’in misafiri olur. *** Kamp Armen’in eski öğrencileri ve dostlarıyla bir araya gelen Güzelyan ile Dink gelecek yıl tekrar buluşmayı kararlaştırırlar ama bu hiçbir zaman gerçekleşmez. Hrant Dink, içinde kamu görevlilerinin de olduğu bir suç örgütü tarafından hedef gösterilerek, planlı bir şekilde ve herkesin gözü önünde katledildi. Güzelyan: “İstanbul’dan ayrılırken Hrant şöyle dedi: ‘Baron (öğretmen), ne zaman istersen gel, ev senin’. Artık Hrant yok, bir devi yere serdiler. Üzgünüm, gözlerim yaşlı. Sevgili Hrant, sen bize gelemezsin, fakat biz sana geleceğiz. Orada, Kurtarıcımız İsa Mesih’le ebediyen yaşayacağız.” Yolları bir yetimhanede kesişen Anadolulu iki Ermeniden biri sürgünde öldü, diğeri yurdunda katledildi. 19 yıl önce Agos gazetesi önünde yere devrilen o dev, bu toprakların daimi şifası olan hakikat ve vicdanın tartışmasız en güçlü seslerinden biriydi. Hatırasına saygıyla…