Stratejik sabrın sonu...

18 Ocak 2024’te, Suriye topraklarında; İran’a bağlı güçlerin 52 askeri üssü, 477 askeri noktası, Rusya’nın 21 askeri üssü ve 93 askeri noktası, ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin 17 askeri üssü ve 15 askeri noktası vardı. Washington,terör örgütünün Suriye kolu YPG’ye 40 bin tırdan fazla yardım yapmış, milyarlarca dolar harcamıştı. Şam’da Esad’ın Baas iktidarı sürüyor, Ahmet El Şara, başına konan 10 milyon dolar ödülle yaşıyordu. Bugün 18 Ocak 2026, Suriye topraklarında İran ve Rusya’nın endişe edilecek bir askeri varlığı kalmadı. ABD, yıllarca silahlandırdığı, eğittiği YPG’ye hayal ettiğini vermedi, Türkiye ile beraber hareket ederek bölünmemiş bir Suriye planını kabul etti, Fırat’ın batısının boşaltılması konusunda ciddi bir baskı yaptı. Ahmet El Şara, Beyaz Saray’da kabul edildi, salı günü Almanya’da olacak sonra Davos’a katılacak. Bu devasa değişim için 730 gün çok kısa bir süre ama oldu ve Türkiye stratejik sabrının karşılığını almaya başladı. ★★★ Suriye’de iş elbette bitmedi, daha Fırat’ın doğusu meselesi var ama geldiğimiz noktada Özerk Yönetim hayali çöktü, bundan sonrası yeni bir pazarlık süreci, satrançta karşılıklı hamleler gerektirecek. Bu noktada Türkiye’nin rolünü ve bölgesel etkisini biraz daha netleştirmemiz lazım. ABD Başkanı Trump’ın Ekim 2025’te Hamas’a 48 saat içerisinde yanıtlanması şartıyla verdiği ültimatom vardı. Hamas’ın, Beyaz Saray’ı İsrail soykırımına yeşil ışık yakmaktan alıkoyan yanıtındaki devlet aklını ve Türkiye etkisini o dönemde yazmıştım. Suriye Cumhurbaşkanı Şara’nın, cuma akşamı imzaladığı 6 maddelik kararnamede aynı akıl var. Şara, Suriye Kürtleri ile terör örgütünü birbirinden ayırdı, Nevruz’u bayram, Kürtçeyi seçmeli ders yaptı ve en önemlisi Baba Esad’ın 1962’de gasp ettiği eşit vatandaşlık hakkını Kürtlere geri verdi. Kararname yayınlandıktan 15 dakika sonra da Fırat’ın batısındaki terör yuvalarına operasyon başladı. Terör mevzileri temizlenirken, Suriyeli Kürtler sokaklarda kararnamenin sevinciyle halay çekiyorlardı. ★★★ Televizyonlarda, katıldığım ya da izlediğim programlarda, Suriye’ye askeri harekât yapılması ve o harekâtın hemen yapılması gerektiğini anlatan çok cümle duydum. Her askeri harekât bir siyasi hedef içerir. Türkiye, askeri harekât yapma kapasitesini hiç eksiltmeden, sahada tam saha baskıyla, istediği siyasi sonuca ulaşıyor. Kimse Suriye dosyasının kapandığını düşünmesin. Fırat’ın doğusu yakın gelecekte de gündemimizde önemli bir yer tutacak, gerginlikler yaşanacak ama ileride Büyük İsrail’in topraklarına katılacak küçük parçacıklar yaratma çabaları şimdilik rafa kalktı diyebiliriz. Bu sadece Suriye’deki gelişmelerden dolayı yaşanan bir durum değil. Türkiye’nin askeri gücündeki artış, bu gücün hem Avrupa hem de Ortadoğu için önemi bu sonucu getirdi. Zor oyunu bozar sözü, Türkiye tarafından sahada hayata geçirildi. ★★★ 2024’ten 2026’ya gelirken portreleri unutmamak lazım. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye iç savaşının başladığı 2011 yılından beri bu konuda hem içeride hem de dışarıda siyasi faturaları ödeyen isim oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri hain darbe girişiminin üzerinden daha bir ay geçmeden Suriye’de kurulan tuzağı bozan operasyonlar yaptı, şehitler verdi. O operasyonlar sonucu örtülü ambargolara maruz kaldı. Dışişleri ve Milli Savunma bakanlıkları, dünyadaki tüm muhataplarıyla Suriye konuştular, gergin konuşmalar da yapıldı. Milli İstihbarat Teşkilâtı hem Irak hem Suriye sahasında terör örgütüne göz açtırmadı, YPG’nin hamiliğine soyunan, YPG’li Mazlum Abdi’ye Körfez turları düzenleyen Irak’taki destekçileri de baskı altında tuttu. Kazanılmış bir zaferin yazısı değil bu ama çok uluslu bir satrançta mat olmayacak noktaya gelmenin rahatlığının yazısı. Daha gidilecek yolumuz var ama o yolun nereye çıkmayacağını artık biliyoruz. 18 Ocak 2024’te bunu bilmenin asla imkânı yoktu...