ABD ahlaki üstünlüğünü kaybetmiştir

“Yeni Amerikalıların girişine kapıyı kapatırsak, dünyadaki liderliğimizi kısa sürede kaybederiz.” - Ronald Reagan Bir İngiliz, bir Hollandalı, iki Norveçli, on üç Alman, on beş Fransız bir adaya gider... Fıkra gibi ama değil, gerçekten de Avrupa’nın Grönland’a gönderdiği asker sayıları bunlar. Elbette sembolik bir hamle, adada bizler de varız mesajı veriliyor. Ancak bu birlik beraberlik mesajı Trump’ı durdurmaya yeter mi bilmiyorum. Dürtüsel hareket eden bir narsistin iki dudağı arasında dünya savrulmaya devam ediyor. Sadece dışarıda değil, içeride de dehşeti yaşatıyor Trump. 7 Ocak’ta Minneapolis’de bir ABD vatandaşı olan Renee Nicole Good, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) ajanları tarafından vurularak öldürüldü. Halk tarafından gelen tepkilerden sonra adil bir soruşturma açılmıştır, ICE ajanları şehirden geri çekilmiştir diye düşündünüz değil mi? Hayır, tam tersine kafasından vurularak öldürülen Good bir terörist olmakla suçlandı, ICE ajanları daha fazla operasyon yapmaya başladılar. Adalet Bakanlığı Demokrat Partili Minneapolis belediye başkanı ve diğer yetkililer hakkında ICE ajanlarının görevlerini yapmalarını engellemekten soruşturma açacağını açıkladı. Bir fıkra da buradan çıkar. ICE Amerika’nın SS’idir. Schutzstaffel (SS) Nazi Almanya’sında Hitler’e rapor eden özel bir paramiliter örgüttü. Ordu içinde özel bir “prestije” sahipti. Yahudileri yakalayıp toplama kamplarına götürme görevi SS’e verilmişti. ICE ajan bulmak için verdiği reklamlarda ırkçı şarkılar ve görseller kullanıyor. Trump’ın “big beatiful bill” lakaplı bütçe yasası sayesinde özel ödenek ayrıldığı için Kongre’nin denetiminin büyük ölçüde dışında kalıyor. Bir başka deyişle, Trump’a bağlı özel bir kolluk kuvveti. Yolda yürüyen insanları tipine göre durduruyor. Artık ABD vatandaşı olmak bile sizi kurtarmaya yetmiyor. ICE, psikopat ruhlu, şiddete aç ırkçıların uğrak merkezi haline gelmiş. Sosyal medyada dolaşan gözaltı videoları korkunç, tipi veya aksanı Latinlere benzeyen kişileri arabalarının içinden karga tulumba çekerek alıkoyuyorlar. Federal ajan oldukları için eyalet yetkililerinin ellerinden pek bir şey gelmiyor. Bir fıkra da buradan çıkar: aslında federallerin eyaletlerde yetkilerinin geniş olmasının temeli, İç Savaş’tan beri ırkçı Güney eyaletlerindeki siyahilerin haklarının korunmasına dayanıyor. Misal, 1960’lardaki sivil haklar hareketinde federal yasaları uygulamayan ırkçı güneyli siyasetçileri engellemek için JFK federal hükümetin gücünü göstermişti. Şimdi ise tam tersi yaşanıyor. Tabii nereden tahmin edeceklerdi Trump gibi birinin federal hükümetin başı olacağını. Soğuk Savaş’tan beri hür dünyanın lideri olarak görünen ABD başkanı artık hürriyete karşı en büyük tehdittir. İran: denize düşen yılana sarılıyor İran halkının nefes alabilmesi için önce negatif yani bireysel özgürlüklere, devletin yaşam tarzına karışmamasına ihtiyacı var. Bu yüzdendir ki her ne pahasına olursa olsun molla rejiminin yıkılmasını istiyorlar; ABD himayesindeki İsrail yanlısı bir Prens’ten medet umuyorlar. Eski Veliaht Prensi Rıza Pehlevi dünyayı İran rejimini yıkmaya çağırdı. Laiklik, insan hakları, demokrasi gibi kavramlara vurgu yaptı ama bir yandan da ilk iş olarak İsrail devletini tanıyacağını söyledi. Emperyalizm ile totaliterizm arasında kalmak zor. İran’da olanlar bize Atatürk’ün ne kadar muhteşem bir şeyi başardığını tekrar gösteriyor: manda altına girmeden, dış güçlerin himayesini reddederek halkı özgürleştirmek. Türk ulusu özgürlüğünü ve bağımsızlığını Atatürk’e borçludur ve her özgürce aldığı nefeste onu hatırlayacak, ebediyen kalbinde taşıyacaktır. Y raporu Bu hafta eğlence anlayışının değişimine değinmek istiyorum. Eskiden festivallerde, konserlerde ayakta zıplayarak, herkesin içinde şarkı söyleyip dans ederdik. Şimdi ise gösterişten geçilmiyor. Bir eğlence mekânında bakıyorsunuz kasıntı tipler loca kapatmış, devamlı fişekler geliyor. Herkese bakın biz buradayız ve paramız var demekten eğlenemiyorlar.