Son yazımda, “Dile ki uzun sürsün yolun” diyen Ithaka şiirine atıfta bulunmuş “Yolculuğu o kadar çok optimize ettik ki elimizde sadece varış kaldı” demiştim. Dijital çağın etkilerine (özellikle de bilimsel yayınlar üzerindekilere) daha dikkatli baktığımda “varış” konusundaki sıkıntıların da büyük olduğunu görüyorum. İnsanlık olarak yolculuğu öldürmek bize yetmiyor, tapındığımız “sonuçları” da zehirliyoruz. O yüzden havalı rezidans ofislerinin Game of Thrones setinden çalınmış gibi duran uzun masalarında ‘sonuç odaklı’ olmayı öven bir beyaz yakalıya (tercihen sessizce) küfretmek makul bir tepki. Söz konusu sonuç odaklı planların en kritik değişkeni ise yapay zeka (YZ) oldu. Oysa ki YZ planımız şuydu: Üretkenliğimiz artacaktı. El oyalayan angarya işlerden kurtulacak, nüans ve yaratıcılık için daha fazla zaman bulacaktık. Bu planda iki kusur gözden kaçtı: (1) Angaryanın keşif sürecinin bir parçası olduğunu; uğraşmanın, kafayı takmanın, yanlış yollardan dönmenin derin düşünceyi beslediğini unuttuk. (2) İnsan denen varlığın bilim yaparken YZ hilesi yap(a)mayacağını öngördük. (Sonuçta aynı insanlar öğrencilere YZ konusunda çok öfkeli değil mi?) Aslında bilimsel üretkenlik gerçekten arttı. Ama işte biraz fazla arttı. Cornell Üniversitesi’nin araştırmasına göre makale sayısı fizik matematik alanında yüzde 36, tıp ve sosyal bilimlerde yüzde 50’den fazla yükseliş gösterdi. İnsanlık tarihinin görmediği kadar çok bilim üretiyoruz, ama belki de bilimsel gerçekliğe (ve bilgeliğe) en uzak olduğumuz bir dönemdeyiz. Bu büyük laf ne için? Fizikçi Jonathan Gorard, şöyle bir basit deney yaptı: Google Scholar’a girip “Bir yapay zekâ dil modeli olarak” cümlesini arattı. Karşısına içinde bu ifadenin “unutulduğu” yüzlerce basılmış makale çıktı. Kafası karışanlar için ne olduğunu özetliyorum: (1) Bazı bilimsel makaleler YZ’ye yazdırılıyor. (2) YZ, bazen yazılara “Bir YZ dil modeli olarak” diye başlıyor. (3) Yazar, okumaya bile tenezzül etmeden bunu kopyalayıp yapıştırıyor. (4) Editör okumuyor. (5) Hakemler okumuyor. (6) Ve bu makaleler “saygın” dergilerde “bilimsel yayın” olarak basılıyor. Evet, hakemlerle ilgili yapısal bir sorun yaşayan tek alan Türk futbolu değil. Ve Gorard’ın altını çizdiği korkutucu gerçek şu: İçinde “Ben yapay zekâyım” diye bağıran bir cümle bile akademik filtrelerden elini kolunu sallayarak geçebiliyorsa, nispeten “dikkatli” yazılmış, iz bırakmayan kaç sahte makale şu an bilimsel ortamlarda cirit atıyordur? Bilimsel yayıncılığın üzerine kurulduğu “güven sistemi” YZ ile çok büyük hasar gördü. Sistemi halihazırda insan gücüyle tehdit eden Paper Mill adlı yapılar kapasite artırdı. Yayınlanmaya hazır makale satan fabrikalar artık teknoloji ile saniyeler içinde binlerce içi boş yayın üretebiliyor. İntihal de bir başka kâbus. YZ, intihal tarayıcılarına yakalanmamak için kelimeleri eş anlamlılarıyla değiştirerek buradaki hileleri kolaylaştırıyor. Ama hepsinden daha korkunç bir şey daha var: Bu sahte makaleler gerçek bilim insanları tarafından (fark edilmeden) kaynakça olarak kullanılıyor. Bir halüsinasyon, başka bir makalede “referans” haline gelebiliyor. Yanlış bilimsel bilgiyi doğrusundan ayıklamak yakın gelecekte imkansızlaşabilir. Şöyle bir örnek vereyim: 2006’da Sylvain Lesne, Nature dergisinde Alzheimer’ın nedenini bulduğunu iddia eden (ve sonradan görsellerin manipüle edildiği anlaşılan) bir makale yayınladı. Bilim dünyası bu buluşa o kadar güvendi ki, 16 yıl boyunca binlerce araştırma bu yanlış temel üzerine kuruldu. İnsanlık, Alzheimer tedavisinde belki de 16 yılını çöpe attı. Bu örnekler yeni normal haline gelebilir. Peki sonuç? Dünyanın en büyük yayıncılarından Wiley bile geçtiğimiz yıl 11 binden fazla makalesini geri çekmek zorunda kaldı. 19 dergiyi tarihe gömdüler. Tabii bu sadece Wiley sorunu değil, bilgi sisteminin sallandığının işareti. Öyle görünüyor ki tüm bunlar ne yazık ki medeniyetimizi bekleyenlerin önizlemesi. Çünkü yolculuğumuzu kaybettik. Vardığımız yer de ne optimize ettiklerimize, ne de kazandığımız zamana değiyor. Kavafis bugün olsa dizesini yeniden yazmak isteyebilirdi: Dile ki yolun uzun, varışın gerçek olsun.