Adlandırma, algı yönetiminde önemlidir. Küreselden bireysele, bu böyledir. Algıları yönetmek giderek daha hayati olmasına rağmen, bizde gerekli özen gösterilmiyor, odak nokta mesaj ve mesaj kaynağının tasarımı oluyor. Halbuki, önce çerçeveyi çizmelisin. Böylece, “Bu konudaki her şeyi (destek-eleştiri), bu çerçeveden gör” demiş olursun. Mesela “mavi vatan” adlandırması, algısal çerçevelemedir. Üç tarafı denizlerle çevrili, içinden deniz geçen ülkemizin sınırlarına “mavi vatan”ın getirdiği açılım, dış politika hamlelerinde değişimlere neden oldu. Yeni iş birliklerinin önünü açtı. Komşularımızı yeniden tanımladı, etki alanımız genişledi. “Dijital vatan” kavramı da öyle. Açılımlar içeriyor. Önemli. Zira artık, vatanı sevmenin, savunmanın, geleceğinin dijital dünyayla doğrudan ilişkisi var. Sınırları aşan soyut dijital dünyada somut politikaları oluşturmak, dönüştürmek hayli güç olsa da zorunlu. Gazze’de tanık olduğumuz, İran’daki iç karışıklıkta net olarak gördüğümüz dijital yönlendirmeler, doğrudan ülkelerin güvenlik sorunu haline geldiğinin açık kanıtları. Birkaç tekno-milyarderin (dijital feodal derebeylerin) bir yandan dünyayı biçimlendirirken diğer yandan tekno-gelirleri emmesi, sadece ekonomi meselesi değildir. Reklam gelirlerinin onlara akması, ülkelerin ulusal medyalarını yok ediyor. Ulusal medyanız güçlü değilse, ulus bilinciniz de dış etkiye açıktır. “Dijital vatan”ı korumak, siber savaşlara hazır olmak kadar, algoritmalar üzerinden gerçeğin çarpıtılarak iç kaosa zemin hazırlanmasına karşı tedbirleri de kaçınılmaz kılıyor. Çocuk ve gençlerin dijital dünya ile ilişkilerinde doğru-yanlış, iyi-kötü ayrımlarının belirlenmesinde dijital olanın rolü ihmal edilemez. “Dijital”in manipülasyon, dezenformasyon gücünün sosyolojiyi etkilemesi, etik değerleri çökertmesi, kötülüğün bulaşıcı yayılımıyla ilgili politikaları ve pratikleri gecikmeden hayata geçirmek gerekli. “Dijital vatan”, “aziz vatan”ın bekası için akılda tutulmalı. İletişim notları Bir, Özgür Özel emeklilere, “Haftaya tarihi bir oylama olacak, bekleyin” dedi. Acaba Özel, siyasetle “Az sonra”lı tv programlarını karıştırıyor olabilir mi? İki, Machado Venezuela’ya başkan olmak için, Nobel barış ödülünü önce Trump’a ithaf etti olmadı, gitti ödülü teslim etti. Gücünü halktan değil, hırstan alan bu tiplerden korkarım. Üç, YÖK’ün üniversiteyi üç yılda bitirme projesinin sonuçları iyi düşünülmeli. Asıl işleri bilimsel üretim olan akademisyenleri, öğretmen gibi konumlamanın bilime vereceği zarar yok mu? Kaldı ki mevcut sistem, çalışkan öğrenciye 3 yılda bitirme olanağı veriyor. Dört, Vali M. Ali Kumbuzoğlu’nun merkeze çekilmesi, Aksaray adına kayıp oldu. Gözden uzak kalmış, unutulmuş Aksaray’ın, hak ettiği değeri görmesi için üniversitelerle çalışan, halka kendisini sevdirmiş olan bir valiydi, üzüldüm. Ayrılmayı beceremiyoruz Savcı, kadın hâkimi vurdu, şaşkına döndük. İlişkileri, kriz çıkarmadan bitirmeyi bilmiyoruz. Eğitim durumu fark etmiyor. Biri “İlişki bitti” diyor, diğeri “Bitmedi”, “Bitemez”, “Bitmeyecek” ısrarında. İp orada kopuyor. Evler, sokaklar özgüvensiz, kendini sevmeyen, yalnızlıktan korkan insanlarla dolu. Sevgi yerini, mülkiyet ilişkisine bırakıyor. “Ya benimsin ya toprağın” arabeski. Ruh hasta, karakter zayıf olunca felakete davetiye çıkıyor. Konu basit aslında: Sen vazgeçilmez değilsin. O da dünyada tek değil. Keyifli bir pazar; Ailece yapılan, kızarmış ekmekli kahvaltıyla başlamalı. Bir gazetenin sayfaları karıştırılmalı, matbaa kokusu eve yayılmalı. Koltuğa kıvrılıp birkaç sayfa olsa da kitap okunmalı. Aile büyükleri aranıp sorulmalı. Mümkünse kendi başına, değilse kalabalık mutlaka yürünmeli. Gün, evde patlatılan mısır eşliğinde, güzel bir film izleyerek bitmeli. AKLIMDA KALAN Uyuşturucu operasyonunda gelinen nokta: İfade vermeye giden bir sosyal medya fenomeni “Keşke evden alsalardı, taksi parası ödemezdim” lakaytlığında paylaşım yapıyorsa, gelinen nokta üzerine düşünmek gerekli.