İran Şahı neden ve nasıl devrildi?

İran Şahı Muhammed Reza Pehlevi'nin düşüşü, 1978 Ocak ayında hükümet yanlısı bir gazetede yayımlanan sıradan gibi görünen bir yazıyla başladı. Yazıda sürgündeki Ayetullah Humeyni'nin dedesi Hintli gösterilip "bu yabancının torunu kimin çıkarlarına hizmet ediyor?" diye soruldu, ayrıca sağlıklı bir toplumun onu akıl hastanesine kapatması gerektiği ima edildi. Bu saldırı, aslında Şah rejiminin ölüm fermanıydı. Kum şehrine ulaşan haber halkı sokağa döktü. Polis müdahale etti, ateş açtı, yüzlerce kişi öldü. Ama asıl kritik an şuydu: Polis “dağılın!” diye bağırdığında kimse kaçmadı. İnsanlar durdu, baktı ve korkuyu yendi. İnsanlar korkuyu yendiğinde, devrim orada başlıyor. Kum katliamı, İranlı geleneğin bir özelliğiyle birleşti: Ölümden kırk gün sonra yapılan anma törenleri. Kırk gün sonra şehirlerde Kum şehitleri için toplanan kitleler yeni bir katliamla karşılaştı-Tebriz'de yüzlerce ölü daha. Kırk gün sonra Tebriz için toplananlar İsfahan'da kurşunlandı. Böylece İran devrimi, kırk günlük aralıklarla patlayan bir volkan gibi ritim kazandı. Şah'ın terörü artık halkı sindirmek yerine, yeni ayaklanmalara iten bir tetikleyici haline gelmişti. Halkını Tanımayan Hükümdar Polonyalı gazeteci Ryszard Kapuscinski'nin 1985 yılında yayınlanan "Şahların Şahı" adlı kitabı, 1979 İran Devrimi'nin anatomisini çıkarırken tarihin bir paradoksuna işaret ediyor: Modernleşme adına yapılan her şey, nihai yıkımın tohumlarını ekebilir. Bu yazıda anlattıklarım daha çok Kapuscinski’nin kitabından öğrendiklerimdir. Kapuscinski’ye göre, Şah'ın trajik hatası basitti: Halkını tanımıyordu. Sarayda yaşayan, dışarı çıktığında bile "sıcak odadan dışarı kafasını uzatıp hemen geri çekilen biri" gibiydi. 1973'te petrol fiyatları dört katına çıkınca kendini kaybetti. Artık yılda yirmi milyar dolar kazanıyordu ve tek başına dilediği gibi harcayabiliyordu. "On yıl içinde İran'ı Almanya, Fransa ve İngiltere'nin bugünkü yaşam standardına getireceğim" dedi. Batı'nın yüzyıllar içinde başardığını, petrol parasıyla on yılda tamamlayacaktı. Milyarlarca dolarlık silah siparişi verdi, atom santralleri, elektronik fabrikaları, dev endüstriyel kompleksler kurdu. İran, dünyanın üçüncü en güçlü ordusuna sahip olacaktı. Ama modernleşmeyi yanlış anlamıştı. Fabrikalar kuruldu ama mühendis yoktu. Gemiler limanlara yığıldı ama boşaltacak liman yoktu. Altı ay bekleyen gemilere yılda bir milyar dolar ödendi. Açık havada çürüyen milyonlarca ton mal çöpe gitti. Tır geldi ama şoför yoktu. Yedi yüz bin uzman gerekiyordu, Şah yabancı getirtti. Bu, İranlı için derin bir aşağılanmaydı. Gurur meselesi. Yabancı biliyor, ben bilmiyorum. "Hepiniz caminin gölgesinde oturup koyun güdün, sizden bir halt olmaz! Ben on yılda yabancılarla küresel imparatorluk kuracağım" mesajı veriliyordu halka. Kimliğe Saldırı Şah sadece ekonomik bir model dayatmadı. İranlı'nın yaşam tarzına, kültürüne, kimliğine müdahale etti. Avrupa tarzı giyinmeyi emretti, geleneksel İran kıyafetlerini yasakladı. Kadınların çarşaflarını sokakta polis yırttı. Göçebe kabilelerin kuyularını zehirletti, başkaldıranları katletti. Deve fotoğrafı çekmeyi yasakladı - çünkü gerilik sembolüydü. Bunlar aslında babasının, ilk Pehlevi Şahı Rıza Han'ın mirasıydı. Kum'da bir molla eleştirel vaaz verince Rıza Şah bastonu ile camiye girip mollayı dövmüştü. Meclis'te sesini yükselten büyük Ayetullah Müderris'i yıllarca zindanda tutmuştu. Liberaller gazetelerde çekingen itirazlar yayımladığında; gazeteleri kapatmış, liberalleri hapsetmişti. Birkaçının etrafına kule ördürüp açlıktan ve susuzluktan ölmesini emretmişti. Oğul Muhammed Rıza babasının usullerini devam ettirdi. İranlı, yüzyıllar boyunca işgallere, yabancı zorbalığa rağmen kendi kültürünü korumuştu. Her dış müdahaleyi içselleştirip kendi rengine boyamıştı. İslam'ı bile Şii versiyonunda -yani muhalif, isyankâr versiyonunda- benimsemişti. Şimdi kendi Şahı, kimliğini silmeye çalışıyordu. Halk camilere sığındı. Cami sadece ibadet yeri değildi. İmmünitesi olan, polisin giremediği bir sığınaktı. Dışarıda bürokratlar küçümser, polis gözetler, her yerde korku vardı. Camide insan kendini insan gibi hissediyordu. Hiyerarşi yoktu, herkes eşitti, konuşabiliyordu. Diktatörlük sıkıştırdıkça camiler doldu. Gelen herkes dindar mıydı? Hayır. Ama nefes almak istiyorlardı. Savak: Terörün Sistemi Savak, Şah'ın gizli polisi, ülkeyi bir korku ağıyla sarmıştı. Altmış bin istihbarat elemanı, üç milyon muhbir vardı. Bir gün otobüs durağında bir Savak elemanı yaşlı bir adamın yanındakiyle konuşmalarına kulak kabartmıştı. Yaşlı adam "hava bunaltıcı" demişti. Eleman yaklaştı: "evet, gittikçe daha bunaltıcı oluyor", yaşlı adam "öyle ya, ne ağır hava" deyince tutuklandı. Çünkü "bunaltıcı" kelimesi rejime gönderme sayılırdı. İnsanlar binlerce kelimeden vazgeçti konuşurken: Karanlık, yük, bataklık, çöküş, çürüme, kafes, parmaklık, zincir, ağız tıkacı, cop, çizme... Hepsi rejimi çağrıştırabilirdi. Korku, toplumu felç etmişti. Kimse kimseye güvenemiyordu. Belki karşıdaki muhbirdir. Belki zorlanınca itiraf eder. İşkenceye ne kadar dayanabileceksin ki? Devrim ve Sonrası Şubat 1979'da Şah ülkeden kaçtı, Humeyni döndü. Halk zafer sarhoşuydu. Ama ardından hüsran başladı. İnfazlar başladı, liberal aydınlar tasfiye edildi, dün birlikte savaşan arkadaşlar "karşı-devrimci" ilan edildi. Bıçaklı çeteler öğrencilere saldırdı. Milyonlarca işsiz, köylüler hâlâ kerpiç evlerde yaşarken, yeni yönetim "karşı-devrimci avı"na çıkmıştı. Yönetimi üstlenenler kin doluydu aynı zamanda hırslıydı ama devlet yönetecek eğitimleri ve becerileri yoktu. Devrim ülkeyi başa döndürmüştü. Rejim değişmişti ama otoriter kalıp yerindeydi. Şah gitmişti ama diktatörlük kalmıştı. Bugün İran sokaklarında yine başörtüsü tartışılıyor-ama bu kez zorla takılanına karşı. Ahlak polisi, kişisel alanlara müdahale, petrol zengini ülkede süren fakirlik, yolsuzluklar... Şimdilik ekonomik şartları protesto maksadıyla patlayan isyan gösteriyor ki, dayatma hangi yönden gelirse gelsin ters tepiyor. Kırk beş yıl önce Şah moderniteyi dayattı, halk geleneğe sarıldı. Şimdi rejim geleneği dayatıyor, halk özgürlüğü istiyor. Petrol ve silahlarla kurulamayacak bir uygarlığın, baskıyla yok edilemeyecek bir kimliğin hikayesi devam ediyor. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. İRAN şah devrilme Dr. Osman Gazi Kandemir, Independent Türkçe için yazdı Dr. Osman Gazi Kandemir Cumartesi, Ocak 17, 2026 - 15:30 Main image:

Fotoğraf: X

TÜRKİYE'DEN SESLER Type: news SEO Title: İran Şahı neden ve nasıl devrildi? copyright Independentturkish: