"Amerika Birleşik Devletleri İran’ı ne zaman vuracak" sorusu üzerinden yapılan tartışmalar, giderek bulmaca çözmeye benzemeye başladı. Öncelikle Amerikan Başkanı Donald Trump’ın tarzından başlayalım. Trump, ‘Havuç-sopa’ yöntemini kullanmayı seviyor. Yani ya tehdit ediyor ya da ödül veriyor. Trump’ın tarzında diplomasi yok. Trump aynı zamanda öngörülemez bir politika izliyor. Venezuela operasyonu, bu politikayı en iyi anlatan örnektir. Önce Venezuela’ya Karayip Denizine yığdığı savaş gemileri ve savaş uçaklarıyla kıyıdan kuşattı. Dünya kamuoyuna, ABD havadan mı vuracak yoksa denizden mi ya da kara operasyonu mu düzenleyecek tartışması yaptırdı. Uzun süre bu sorulara yanıt arayan uzmanlar, medya ve dünya kamuoyunu ters köşe yaptı. Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Flores’i yataklarından alıp ABD’ye götürdü. Öyle ya hiç kimsenin aklına böyle bir seçenek gelmemişti. Şimdi aynı durum İran için söz konusu. Trump, İran’a hava operasyonu mu yapacak? Denizden mi vuracak? Karaya asker indirir mi? ya da İç savaş mı çıkaracak? soruları üzerinden dünyayı oyalıyor. Trump, tıpkı Venezuela’da olduğu gibi İran’da da hangi öngörülemez seçeneği uygulayacak? Hatırlayın, Trump geçtiğimiz 8 Ocak’ta ölü sayısı 450 iken, “İran’da öldürmeye hemen son vermezlerse sert müdahale ederiz” demişti. Aradan 8 gün geçti ve ölü sayısı 2 ya da 3 bini çoktan aştı. Durum böyleyken Trump, “Protestolara devam edin yardım yolda” dedi. Yine hatırlayın, Trump Pentagon’a, “Bana Venezuela’da sonuç alacağımız bir plan getirin” demişti. Trump’ın, “Pentagon, İran’da kesin sonuç alacağımız planlar üzerinde çalışıyor” sözlerine bakıldığında yine dünyayı şaşırtacak bir operasyon hazırlığında olduğu düşünüldü. Aslında sorun, ABD’nin İran’a bedel ödetmesi değil, bu bedelin hem ABD’nin çıkarlarıyla hem de bölgesel istikrarla uyumlu sonuçlar doğurup doğurmamasıdır. İşte bu soruya ne tür bir yanıt olacağı belirsizliğini koruduğu içindir ki Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, Mısır hatta İsrail ABD’yi frenlemeye çalışıyor. İsrail’in, Trump’tan operasyonu ertelemesini istemesinin asıl nedeni ise İran’ın füze potansiyelidir. Yedi ay önceki 12 gün savaşında, füze üretim tesisleri, füze rampaları ve rezervleri, İsrail ve ABD tarafından vurulan İran, aradan geçen sürede çok önemli adımlar attı. Çin, füze üretiminde kullanılan malzemeleri, 450 Çinli mühendis ve uzmanı 6 ay önce İran’a gönderdi. Çin’in yardımıyla yer altında kurduğu tesislerde günde 24 saat çalışan bir sistemle on binlerce yeni füze üretti. Geçtiğimiz 12 gün savaşlarında İsrail’in aşılmaz denilen hava savunma sistemi demir kubbeyi delik deşik eden İran’ın, bu kez daha güçlü yanıt vermesinden korkan Netanyahu, savunma hazırlığı yapmak için zaman kazanmaya oynuyor. Altını çizelim, İran gibi dev bir ülkede ortaya çıkacak istikrarsızlık da dev gibi olur ve tüm bölgeyi ciddi manada etkisi altına alır. Kontrolsüz bir müdahale, daha yaygın ve süresi belirsiz bir istikrarsızlaşmanın önünü açar. Bu da stratejik tehlikeleri tetikler. Ayrıca İran, Venezuela değildir. İran, Rusya ve Çin’in stratejik çevresel sistemi içindedir. Her 2 ülke de olası bir müdahalede ABD’yi zayıflatacak, etkisini azaltacak hatta zarar verecek adımları gizlice atarlar. Bunu, İran’a istihbarat sağlayarak, hava savunma malzemesi vererek (vermiş bile olabilirler), siber operasyonlar düzenleyerek, ekonomik destek aktararak yapabilirler. ABD bunu elbette öngörmüştür ve olası zararları da göze alacaktır. Bu arada ABD ve İsrail çok tehlikeli adımlar atmaktan da geri durmadılar. İran’daki protestoları büyütmek, şiddetti ve ölü sayısını artırmak, ortalığı yangın yerine çevirmek için IŞİD’li teröristleri sahaya sürdüler. Gösterilerde ilk kez bu kadar çok sayıda (yaklaşık 250) güvenlik görevlisinin öldürülmesinin, sıradan protestocuların yapacağı bir iş olmadığını herkes biliyor. Suriye’de IŞİD’lilerin tutulduğu El Hol ve Roj kamplarından seçilen 200 kadar terörist İran’a götürüldü. Söz konusu teröristler ABD helikopterleriyle önce Irak’ın Erbil kentindeki Amerikan üssüne taşındı. Buradan ABD’nin askeri araçlarıyla sınıra getirilen IŞİD’liler, PKK’lılar tarafından İran’a geçirildi. İran PKK’sı PJAK’a teslim edilen IŞİD’lilerin sonrasında ne yaptığı ve nerelere götürüldüğü bilinmiyor. Ama büyük bir ihtimalle gösterilerin yoğun olduğu bölgelere sızdılar. Geçtiğimiz 2 Ocak’ta yaşanan bu gelişmenin ardından Amerikalıların yeni bir grup İŞİD’liyi daha Kandil’de, terör örgütü PKK’ya, İran’a geçirmeleri için ulaştırdığı bilgileri geldi. ABD ve bölgedeki vekil güçleri PKK-PJAK, IŞİD’lileri neden İran’a taşıyor? ABD, IŞİD’lileri 28 Aralık’tan bu yana gösterilerin büyüdüğü, ölü sayısının arttığı İran’a, tatil için göndermedi herhalde. Trump, müdahale tehditlerini artırırken, gösteriler kontrolden çıkarken, göstericilere müdahaleler sertleşirken, ABD’nin vekil güçleri PKK-PJAK ve IŞİD’in İran’ın sınırlarında el ele, kol kola sahneye çıkması ne anlama geliyor? PJAK’ın güçlü olduğu Kirmanşah’dan Tahran’a giden yol üzerindeki Save bölgesinde, İran güvenlik güçlerinin operasyon yaptığı konvoydaki silahlı kişiler IŞİD’liler miydi? Özellikle de Kürt bölgesi olarak bilinen İlam ve Kirmanşah’daki Devrim Muhafızları karakollarına saldıran PJAK’lıların yanında IŞİD’liler de var mıydı? Trump’ın masasındaki planlardan birinin de İran’ı 3 parçaya bölmek olduğu biliniyor. İran’ı kuzey, orta ve güney diye 3’e bölmeyi hedefleyen bu plan geçtiğimiz yüzyılda, 1907 yılında da gündeme gelmişti. O dönem, Rusya ve İngiltere arasındaki anlaşmaya göre İran 3’e bölünecekti, ama plan uygulanamadı. İran’ın en zayıf olduğu bir dönemde uygulanamayan ve rafa kaldırılan bu planı ABD’nin yeniden gündeme alması bana göre çok büyük bir anlam taşımıyor. Çünkü İran öyle kolaylıkla 3’e bölünebilecek bir ülke değil. ABD de bunu görmüş olacak ki, söz konusu planı çok fazla seslendirmiyor. Genel kanı, “ABD bir şey yapacak, ama ne yapacak?” şeklinde. Ama bilinen bir şey var ki, o da olası bir saldırıya İran’ın karşılık vereceğidir. Ama bu karşılığın şiddet ve etki oranı hala daha kestirilemediği için, ABD daha çok istihbarat toplamaya çalışıyor. ABD operasyon yapsın ya da yapmasın, artık kesin olan bir şey var, o da son gösterilerden sonra İran değişmeye devam edecektir. Rejim birçok alanda daha ılımlı ve özgürlükçü politikaları hayata geçirecek adımlar atacaktır. Ancak rejim ABD ve Avrupa Birliği’nin ağır yaptırımları altındaki ekonomisini ayağa kaldırmayı başaramadığı takdirde İran’da yeni karışıklıklar kaçınılmazdır. Son olarak, İran’a yönelik müdahaleye Ankara’nın kararlılıkla karşı çıkması, umarım terör örgütü PKK’ya başından beri destek veren Tahran’ı geçmişe yönelik bir muhakeme yapmaya iter. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. trump İRAN bölme plan Gürbüz Evren, Independent Türkçe için yazdı Gürbüz Evren Cumartesi, Ocak 17, 2026 - 13:00 Main image:
Fotoğraf: AA
TÜRKİYE'DEN SESLER Type: news SEO Title: Trump’ın masasında İran’ı 3’e bölme planı da varmış copyright Independentturkish: