Díaz-Canel Anti-Emperyalist Meydan’da: Küba halkının birliği emperyalizme karşı mücadelede kilit rol oynuyor

"Küba Gerçeği", 2023 Şubat ayında Türkiye Komünist Partisi'nin (TKP) girişimiyle başlatılan bir yayın. Küba'da siyaset, ekonomi, yaşam, kültür gibi konularda Kübalı yazarların ürettiği makalelerin çevirilerini yayımlayan Küba Gerçeği'nde çıkan makaleler, artık soL'da paylaşılıyor. ABD’nin Venezuela’ya yönelik 3 Ocak saldırısında hayatını kaybeden 32 Kübalı için Havana’da düzenlenen anmada, Küba Komünist Partisi Merkez Komitesi Birinci Sekreteri ve Cumhurbaşkanı Miguel Mario Díaz-Canel Bermúdez halka seslendi.16 Ocak 2026 Cuma günü, José Martí Antiemperyalist Meydan’da yapılan bu anma töreni ve miting, çeşitli kentlerde düzenlenen “Savaşan Halk Yürüyüşü” adını taşıyan antiemperyalist yürüyüşlerinin bir başlangıcı niteliğindeydi. Díaz-Canel Bermúdez'in konuşmasının çevirisini sizlerle paylaşıyoruz. “Dövüşerek şehit düşen kahramanlarımıza bin selam! Şehitlerimizin aileleri, silah arkadaşları ve dostları, yurttaşlar! 3 Ocak 2026'da, şafak vakti asil halkı uykudayken, ABD Başkanı Donald Trump'ın emriyle Venezuela haince bir saldırıya uğradı. Böylece Bolivar'ın, “ABD’nin kaderinde, özgürlük adına Amerika'yı sefaletle doldurmak olduğu” yönündeki öngörüsü bir kez daha, bu defa doğduğu topraklarda doğrulanmış oldu. Ve Ernesto Che Guevara’nın, “emperyalizme zerrece bile olsa güvenilmez, hiç,” uyarısı da. Saatler önce her konuda diyaloga hazır olduğunu ifade etmiş olan Venezuela Devlet Başkanı’nın açıklamalarına ABD’nin yanıtı bombalar ve adam kaçırma oldu. O sabah Küba çok zor bir sabaha uyandı. Kardeş ülkenin çeşitli eyaletlerine yönelik gerçekleşen alçakça bir saldırının ilk haberlerini aldık. Ve orada yüzlerce Kübalı misyoner görev yapıyordu. Başkan Nicolás Maduro Moros ve eşi Cilia Flores'in kaçırıldığını öğrendikten sonra, öfke ile çaresizlik arasında çok acı saatler geçirdik. Kişisel güvenlikte görevli cesur savaşçıları ailemizden bilen ve korumaları altındaki hayatları savunmak için gösterdikleri Spartalı kararlılığı tanıyan bizler, doğrulanmadan önce de onların son savaşlarında bile titanlar gibi davranacaklarını biliyorduk. Özel Güvenlik Güçleri’nde görevli cesur savaşçıları ailemizin bir parçası olarak gören ve korumaları altındaki hayatları savunmak için gösterdikleri Spartalı kararlılığı tanıyan bizler, henüz doğrulanmadan önce de, onların son kavgalarında bile titanlar gibi dövüşeceklerini biliyorduk. (Alkışlar) “Başkanı ancak benim cesedimi çiğnerlerse götürebilir ya da öldürebilirler.” O sabah, Devlet Başkanını ve eşini kendi hayatları pahasına koruyan Kübalı grubun lideri Birinci Albay Humberto Alfonso Roca, bunu defalarca dile getirmişti. (Alkışlar) Başkan’ın muhafız birliği ve saldırganların bombardımanı altında hayatlarını kaybeden Devrimci Silahlı Kuvvetler mensubu askerlerimiz, Kübalı kahramanların ayırt edici tüm niteliklerini, örnek hizmet sicillerinde toplamaktalar! (Alkışlar) Böylece onlar, ulusal sınırları aşarak, Bolívar ve Martí’nin henüz gerçekleşmemiş olan, Birleşik Amerika düşü için verilen mücadelenin tarihine birer örnek olarak geçtiler. 32 yurttaşımızın kutsal naaşları dün yurdumuza ulaştı. Onlar, birbirimize borçlu olduğumuz birliğin ebedi askerleridir. Onlar, Bolivar zamanından beri örülen, Marti tarafından yüceltilen ve Fidel ile Chávez’in arasındaki samimi ilişkiyle efsaneleşen kardeşliğe sadık Kübalıların cesaret ve değerinin tek ölçütüdürler. Söz konusu kardeşlik, birkaç yıl içinde milyonlarca Venezuelalı’ya okuryazarlığı sağlayan, görmeyi geri kazandıran, sağlık ve eğitim hizmetlerini milyonlarca Venezuelalıya, Latin Amerika ve Karayipler’in diğer halklarına ulaştırdı. (Alkışlar) Başkan Maduro ve eşine yönelik saldırı ve kaçırma operasyonunun organizatörleri, faşizmin en iğrenç yöntemlerine başvurarak, Venezuela'ya korkakça saldırmadan önce Bolivarcı liderler hakkında yoğun bir yalan ve iftira bulutu ördüler. O güne kadar uluslar arasında asgari düzeyde medeni bir birlikte yaşamayı garanti eden uluslararası hukukun sınırlarını açıkça hiçe sayan mevcut ABD yönetimi, bunun daha fazla savaş, yıkım ve ölüm anlamına gelebileceğini umursamadan barbarlık, yağma ve neo-faşizm döneminin kapılarını araladı. Saldırı haberleri bizi derinden sarstı. Yirmi beş yılı aşkın süredir Küba ve Venezuela, daha iyi bir dünyanın mümkün olduğu inancıyla ideallerini paylaştı, ortak çalışmalar yürüttü. Her iki ülke kendi yöntemleri ve farklı gerçeklikleriyle, sosyalizm yolunda tüm adaleti tesis etmek konusunda bir kararlılıkla hareket etti. Halklar arasında kurulan dostluk, dayanışma ve işbirliğinin değerini bilmeyenler, Küba ve Venezuela arasındaki ilişkiyi basit bir ticaret ya da sıradan bir ürün-hizmet alışverişi olarak görebilirler. Oysa, her şeyden önce, Kübalılar ve Venezuelalılar kardeştir! (Alkışlar.) Kardeş bir halk için kendi kanımızı ve hatta hayatımızı feda etmek başkalarına garip gelebilir, ama Kübalılara değil. ABD’li yetkililer, şaşkınlıkla ama gizlenemeyen bir hayranlıkla, güç ve ateş kapasitesi bakımından belirgin dezavantajlarına rağmen kaçırmacılara karşı şiddetli direniş gösteren; hatta bazılarını yaralayan ve bildiğimiz kadarıyla ulaşım araçlarından birini kısmen işlevsiz bırakan bu bir avuç adamın cesaretini kabul ettiler. ABD'li yetkililer, askeri ve silah gücü açısından belirgin bir dezavantaja sahip olmasına rağmen Devlet Başkanını kaçıranlara karşı ciddibir direniş gösteren; hatta bazılarını yaralayan ve bildiğimiz kadarıyla ulaşım araçlarından birini kısmen kullanılamaz hale getiren bu bir avuç adamın cesaretini şaşkınlıkla, ama aynı zamanda gizleyemeyecekleri bir hayranlıkla kabul ettiler. Gece görüş gözlükleri, miğferler ve kurşun geçirmez yeleklerle kamufle edilmiş; uçaklar, helikopterler ve drone sürüleriyle korunan askerlerini övmeye devam etseler de, kasıtlı karartmaların ortasında Delta teröristlerinin saldırısı dünyaya pazarladıkları gibi kolay bir gezinti olmadı. Bir gün tüm gerçeği öğreneceğiz, ancak Trump bile birkaç saldırganın yaralandığını inkar edemedi. Geleneksel silahlarla ve sadece moralleri ve görevlerine olan bağlılıkları dışında zırhları olmayan cesur savaşçılarımız, ölene kadar savaştılar ve karşılarındakilere darbe vurdu! (Alkışlar) Hiçbiri süpermen değildi. Onlar, Fidel ve Raul'un etik okulunda, yurtseverlik, anti-emperyalizm ve birlik ruhu ile yetişmiş onurlu askerlerdi. Baraguá’da özgürlüksiz bir barışı reddederek ölümsüzleşen Antonio Maceo’nun ideallerinin mirasçılarıydı. Ve Juan Almeida’nın, ücra bir şeker kamışı tarlasında, mermi yağmuru altında haykırdığı gibi: “Burada kimse teslim olmaz.” Beyaz Saray'ın şu anki imparatoru ve onun rezil Dışişleri Bakanı bizi tehdit etmeye devam ediyorlar. “Daha fazla baskı uygulanabileceğini sanmıyorum," diyen Trump, Küba'ya altmış yıldan fazla bir süredir uygulanan ablukanın aşırı boyutlara ulaştığını dolaylı olarak kabul etmiş oldu. Emperyalizmin anlayışına göre geriye “İçeri girip her şeyi yerle bir etmek” kalıyormuş. Küba halkında derin bir öfke uyandıran bu iğrenç ifade, başka bir ülkeye karşı asla nefret beslememiş bir ulusu acımasızca katletmeye teşvik etmekten başka bir şey olarak yorumlanamaz. Marti, Abdala'da Küba yurtseverliğini çok erken bir dönemde şöyle ifade etmişti: “Anavatana duyulan sevgi, ayaklarımızın bastığı toprağa ve ota duyulan gülünç bir sevgi değildir. Onu ezenlere karşı yenilmez bir nefrettir. Ona saldırana karşı ebedi bir kindir.” (Alkışlar) Küba halkı, anti-emperyalizmi el kitaplarından öğrenmedi. Bizi anti-emperyalist yapan emperyalizmin kendisidir. Ancak sadece Küba değil, tüm dünya, uluslararası normlara yapılan bu saldırı, insan zekasına ve insan onuruna yapılan bu hakaret, egemen bir devletin diğer ulusları hor gören bir imparatorluk tarafından saldırıya uğradığı bu suçlu küstahlık karşısında giderek daha anti-emperyalist hale gelecektir. Küba halkının tüm zaferleri, sağlam birliğinin bir sonucudur. Yurtsever güçler her bölündüğünde kaybettik. Birleştiklerinde ise kazandık. Ulusun düşmanları bunu çok iyi biliyor ve bu yüzden bu birliği bozmaya çalışıyorlar. Bugünkü tehditleri, savaş yanlısı “şahinler”in kontrolündeki neredeyse tüm ABD yönetimlerinin tehditlerini hatırlatıyor. Bugünün şahinleri bilsinler ki, “tüm halkın savaşı” olarak bilinen devrimci savunma stratejisi, kendilerinden önceki şahinlerin en ağır tehditlerine yanıt olarak doğmuştur. Öncekilerin, yıkılmaz bir liderliği yok etme girişimlerindeki başarısızlıklarından sonra, Castro sonrası döneminde ne kadar yatırım yaptıklarını ve hepsinde de başarısız olduklarını da öğrenecekler. Son günlerde Kübalı gençler, Fidel'in yaşadığı ve anlattığı baraküda (deniz turnası) anekdotunu sosyal medyada viral hale getirdiler. Anlatıldığına göre, Fidel su altında yüzerken kendisine doğru gelen bir baraküda balığı görür. İlk tepkisi geri çekilmek olur; ancak hemen sonra fikrini değiştirirek saldırgan balığa doğru atılar ve balık gözden kaybolur. Emperyalizme karşı da böyle davranmak gerekir, çünkü emperyalizm baraküdadır, piranadır, köpekbalığıdır, yırtıcıdır. (Alkışlar) Ama bir noktayı özellikle vurgulamak istiyorum: Bu videoyu sosyal medyada viral hale getirenler Kübalı gençlerdir. Burada bir değil, binlerce Fidel’in, Raúl’un ve onların kahraman kuşağının eserini sürdürenler var. Bize boyun eğdiremedikleri için bu küçük takımadayı haritadan silmeleri ya da milyonları kaçırmaları gerekir. ya da yok etmeleri gerekirdi—ve yine de onları, sonsuza dek bu adacığın hayaleti izleyecekti. Hayır, emperyalistler, bizden zerre kadar korku beklemeyin. Ve Fidel’in dediği gibi, tehdit edilmekten hoşlanmıyoruz. Bizi korkutamayacaksınız. Burada milyonlarca kişiyi kaçırmaları ya da bizi haritadan silmeleri gerekir. Ama bize boyun eğdiremedikleri için yok etmek zorunda kalacakları bu takımadanın hayaleti, peşlerini sonsuza kadar bırakmaz. (Alkışlar) Hayır, emperyalist efendiler, sizden zerre kadar olsun korkmuyoruz! Ve Fidel'in dediği gibi, tehdit edilmekten hoşlanmıyoruz. Bizi sindiremezsiniz! (Alkışlar) Kalkanın ortasında düğümlenmiş zambaklar gibi; birlik, Devrimimizin en güçlü silahıdır. Sevgili yurttaşlar, Ateş hattının ön saflarında çatışan bazı yoldaşlarımız, vücutlarında cesaret madalyası gibi şarapnel parçalarıyla yurtlarına döndüler. Bunlardan biri, yaralı ve bacağından kanlar akarken dahi uçaksavar silahıyla bir helikopteri vuran ve kim bilir içindekilerden kaçını yaralayan Yarbay Jorge Márquez’di. (Alkışlar) “Cesaret”. Saldırganlarla çatışmayı herkes bu sözcükle anlatıyor. Çatışmada ilk düşenleri kurtarma girişimine öncülük eden Birinci Albay Lázaro Evangelio Rodríguez Rodríguez’dir cesaret gösteren. Düşmanın insansız hava araçlarından biri onu vurduğunda söylediği son sözleri şunlardı: “Yaralandım. Yaşasın Küba!” (Alkışlar). Dünyanın son ütopyasını dahi toprağa gömmüş gibi göründüğü bir zamanda, para ve teknolojinin tüm insanlık hayallerinin üzerinde olduğu ve insanlığın yorulduğu bir anda, işte tam da o anda, 32 cesur Kübalı, son mermiye, son nefeslerine kadar acımasız bir savaşta hayatlarını feda ediyor ve devleşiyorlar! (Haykırışlar: Şeref!) Böylesine büyük bir kahramanlığı yıldırabilecek bir düşman yoktur! Savaşta hayatını kaybedenlerin çoğunun gelecek vaat eden gençliği, bize Marti'nin 1871'de İspanyol sömürgecileri tarafından öldürülen sekiz tıp öğrencisine yazdığı şiirleri hatırlatıyor: “Sevgili cesetler, bir zamanlar/ Sizler benim vatanımın hayalleriydiniz.” Kişisel öykülerinden bildiklerimiz; eylemlerini ayıran sevgi ve yiğitlik; savaşa çıkarken gösterdikleri bağlılık, adanmışlık ve teslimiyet, acıyı daha da keskinleştiriyor. Ama bu acı azaltmaz; Kübalıların yurtseverliğini ve cömertliğini daha da yüceltir. Onların kişisel hikayeleri, eylemlerini farklı kılan sevgi ve cesaretleri, savaşa giderken gösterdikleri bağlılık, adanmışlık ve fedakarlık hakkında bildiğimiz her şey; acıyı daha da keskinleştiriyor. Ama bu acı, Kübalıların yurtseverliğini ve cömertliğini azaltmak yerine daha da yüceltiyor (Alkışlar ve haykırışlar: Yaşasın!) Bugün Martí’nin eşsiz tanımı “Vatan insanlıktır” sözünün 32 yeni yüzü, 32 yeni öyküsü var. Onlar yalnızca Venezuela’nın egemenliğini, Başkan Nicolás Maduro’yu ve eşi Cilia Flores’i savunmadılar. İnsan onurunu, barışı, Küba’nın ve Amerikamızın onurunu savundular. Faşizmin ilerleyişine karşı halklarımızın kılıcı ve kalkanı oldular. Ve onuru bu denli sağlam bir halk varken küçük halk olmadığının kanıtı, ebedi bir simge olarak kalacaklar! (Alkışlar) Cesaretiniz ve örneğiniz için teşekkürler, yoldaşlar! (Alkışlar) Bugün sevdiklerini, annelerini, babalarını, eşlerini, çocuklarını, torunlarını, kardeşlerini, dedelerini, silah arkadaşlarını ve dostlarını kucaklıyoruz. “Acı paylaşılmaz” demişti Başkumandan, Barbados şehitlerine veda töreninde. “Acı katlanarak artar. (...) Ve enerjik ve cesur bir halk ağladığında, adaletsizlik titrer!” (Alkışlar ve haykırışlar: Adaletsizlik titrer!) O zaman Silvio da şöyle bir şarkı söyledi bizlere: “Fidel'in savaşçı halkı ağladığında adaletsizlik titresin.” Küba tehdit etmez, meydan okumaz! Küba barış ülkesidir! Latin Amerika ve Karayipler’in barış bölgesi ilan edilmesi, 12 yıl önce burada Havana’da, CELAC’ın ikinci zirvesinde Küba’nın girişimiyle gerçekleşti. Venezuela’daki faşist saldırı bu kazanımı acımasızca parçaladı. Ama bu barış iradesi, egemenliği ve toprak bütünlüğünü savunmak için savaşma kararlılığını hiçbir şekilde azaltmaz. Saldırıya uğrarsak, 19. yüzyıldaki bağımsızlık savaşlarından, 20. yüzyılda Sierra Maestra’dan, yeraltı örgütlenmelerinden ve Afrika’dan 21. yüzyılda Caracas’a kadar, birkaç nesil cesur Kübalı savaşçının bize miras bıraktığıyla aynı sertlikte savaşırız. Teslimiyet ya da boyun eğme söz konusu olamaz, zorlama ya da gözdağı temelinde herhangi bir anlaşma da olamaz. Küba’nın hiçbir siyasi taviz vermesi söz konusu değildir ve bu, Küba ile ABD arasında bir anlaşmanın müzakere masasında asla yer almayacaktır. Bunun iyi anlaşılması gerekir. İki ülke arasında diyaloga ve ilişkilerin iyileştirilmesine her zaman hazırız; ancak eşit koşullarda ve karşılıklı saygı temelinde. Altmış yılı aşkın süredir bu böyle olmuştur. Tarih şimdi de farklı olmayacak! Bizi tehdit eden emperyalizme şunu söylüyoruz: Küba, milyonlarca kişiden oluşur! Bize saldırırlarsa, 3 Ocak'ta düşen 32 Kübalının gösterdiği birlik ve yiğitlikle savaşmaya hazır bir halkız. Yurttaşlar, Birlikte yürüyelim! Ve onların kahraman örnekliklerinin anısı önünde ant içelim: Vatan ya da ölüm! Zafer bizimdir! (Haykırışlar: Zafer bizimdir!) Vatan ya da ölüm! Zafer bizimdir! (Haykırışlar: Zafer bizimdir!) Vatan ya da ölüm! Kazanacağız! (Haykırışlar: Kazanacağız!) Zafere kadar daima! (Haykırışlar: Daima!) (Alkışlar ve haykırışlar: Zafere kadar daima! Yaşasın Devrim!) Konuşmacı: Díaz-Canel Yayınlandığı yer: Escambray Yayınlanma tarihi: 17.01.2026