Merz’den 'daha uzun çalışma' çağrısı: Almanya'da işçi sınıfının kazanılmış hakkına saldırı

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Halle kentinde 15 Ocak’ta düzenlenen bir yeni yıl resepsiyonunda iş dünyasına hitaben yaptığı konuşmada, “Work-Life-Balance ve dört günlük çalışma haftasıyla ekonomimizi ileriye taşıyamayız” diyerek iş-yaşam dengesi ve dört gün mesai önerisini eleştirdi. Yüksek enerji maliyetleri, bürokrasi ve işgücü maliyetlerinin ülkenin rekabet gücünü zayıflattığını vurgulayan Merz, Almanya’nın tekrar daha fazla çalışmaya ihtiyacı olduğunu söyledi. Bu mesaj salondaki işverenlerden büyük alkış aldı. Şansölye Merz konuşmasında İsviçre’yi örnek göstererek Almanların yılda İsviçrelilere kıyasla yaklaşık 200 saat daha az çalıştığını hatırlattı. “Bunun Almanlar için genetik olarak mümkün olmamasını gerektiren bir neden göremiyorum” diyerek Almanya’da da benzer şekilde daha uzun saatler çalışılabileceğini öne sürdü. Ek olarak, 2026 yılında en az yüzde 1 ekonomik büyüme hedeflediğini ve bunun bir kısmının 2026’da bazı resmi tatillerin hafta sonuna denk gelmesiyle kazanılacak ekstra iş günlerinden geleceğini belirtti. Özetle Merz, ekonominin krizden çıkması için çalışanların daha fazla emek vermesi ve daha uzun mesailer yapması gerektiğini iddia etti. Merz’in “daha fazla çalışın” çağrısı emek örgütlerinden sert tepki gördü. Alman Sendikalar Birliği (DGB) Başkanı Yasmin Fahimi, yaptığı basın açıklamasında “Şansölye, çalışma saatlerini artırarak büyüme sağlanabileceğini sanıyor ama bu 19. yüzyıl mantığıdır. 21. yüzyılda refah, daha uzun değil daha iyi çalışarak sağlanır” diyerek Merz’in yaklaşımını eleştirdi. Fahimi ayrıca mevcut çalışma süresi düzenlemelerinin çalışanların sağlığı için kritik önemde olduğunu vurguladı. DGB’ye göre Almanya ekonomisinin esas sorunu, çalışanların az çalışması değil, verimlilik artışındaki duraksama ve nitelikli iş gücü açığı. Sekiz saatlik iş günü: Tarihsel bir kazanım Merz’in mevcut kazanılmış hakları hiçe sayan söylemleri, 8 saatlik iş günü hakkının tarihsel önemini yeniden gündeme getirdi. Günde 8 saat, haftada 40 saat çalışma standardı, işçi sınıfının 100 yılı aşkın mücadelesi sonucunda kazanılmış temel bir haktır. 19. yüzyılda sanayileşmenin ilk dönemlerinde işçiler günde 12-16 saat, haftada altı gün gibi insanlık dışı sürelerle çalıştırılıyordu. Bu koşullara karşı ilk büyük örgütlü tepki, 1 Mayıs 1886 tarihinde ABD’de yarım milyon işçinin katıldığı genel grevle ortaya çıktı. Amerikan İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde işçiler, o dönemde yaygın olan “günde 12 saat, haftada 6 gün” çalışma düzenine karşı “günde 8 saat çalışma” talebiyle iş bıraktılar. Chicago’daki kitlesel gösteriler tüm ülkeye yayılıp büyük bir emek hareketine dönüştü. Bu mücadele sırasında yaşanan Haymarket Olayı, işçi hareketi tarihinde bir dönüm noktası oldu. Her ne kadar bu ilk direniş kanla bastırılmış olsa da, 1889 yılında Paris’te toplanan İkinci Enternasyonal Kongresi’nde 1 Mayıs günü “İşçi Sınıfının Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü” ilan edildi. 8 saatlik iş günü mücadelesinin bir diğer kritik kilometre taşı Sovyetler Birliği’nde yaşandı. Ekim Devrimi’nin hemen ardından, Kasım 1917’de yeni kurulan Sovyet hükümeti işçi sınıfının taleplerini hızla yasalaştırdı. 11 Kasım 1917 tarihinde Sovyet Halk Komiserleri Konseyi (Sovnarkom) tarafından ilan edilen “Sekiz Saatlik İş Günü Kararnamesi”, dünyada ilk kez yasal olarak genel bir çalışma süresi sınırlaması getiriyordu. Bu kararla Sovyet Rusya’da günlük çalışma süresi 8 saatle sınırlandırıldı, fazla mesai özel izne tabi tutuldu ve kadınlarla çocukların gece ya da uzun saatler çalışması yasaklandı. Almanya’da ise I. Dünya Savaşı’nın ardından patlak veren 1918 Kasım Devrimi, 8 saatlik iş günü talebinin hızla hayata geçmesini sağladı. Savaşın ve imparatorluğun çöküşü sırasında ülkede genel grevler ve devrimci dalga yükselirken, yeni kurulan hükümet ile işveren temsilcileri arasında tarihi bir uzlaşma sağlandı. 15 Kasım 1918 tarihinde imzalanan Stinnes-Legien Anlaşması ile Almanya’da tüm sanayi kollarında azami çalışma süresi günde 8 saate indirildi ve bu kısalma nedeniyle ücretlerde hiçbir kesinti yapılamayacağı karara bağlandı. Bu, Alman işçi sınıfının uzun mücadelesinin bir meyvesidir; patronlar cephesi açısından ise daha büyük bir devrim tehdidini yatıştırmak için verilmiş bir taviz anlamına geliyordu. Nitekim anlaşma imzalanırken, toplantının yapıldığı Berlin Adlon Oteli’nin dışında yükselen makineli tüfek sesleri sanayicileri uzlaşmaya teşvik eden bir etken olmuştu. Bu anlaşmayla sendikalar Almanya’da ilk kez resmen tanınırken, işçiler de günlük 8 saatlik mesai hakkını elde ettiler. Sonrasında Weimar Anayasası ve 1919’da kurulan Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) de günde 8 saat, haftada 48 saat çalışma sınırını uluslararası norm haline getirdi. Özetle, 8 saatlik işgünü hakkı işçilerin büyük bedeller ödeyerek kazandığı ve yüz yıldır korumayı başardığı bir standarttır. Merz’in bugün işverenler önünde dile getirdiği “daha fazla çalışın” çağrısı ise, işçi sınıfının kazanılmış haklarına yönelik bir saldırı anlamı taşımaktadır. Almanya’da esnek istihdam ve 'az çalışma' iddiası Şansölye Merz, Almanların diğer ülkelere kıyasla daha az çalıştığını vurgularken, bu “az çalışma” görüntüsünün arkasındaki nedenlere yakından bakmak gerekiyor. İstatistiklere göre Almanya, sanayileşmiş ülkeler arasında kişi başına düşen ortalama çalışma saati bakımından alt sıralarda yer alıyor. OECD verilerine göre bir Alman emekçi yılda yaklaşık 1330 saat çalışırken, örneğin Yunanistan veya Polonya gibi ülkelerde bu rakam 1800 saate yaklaşmaktadır. Peki Almanlar gerçekten daha mı “tembel”, yoksa tabloyu etkileyen başka faktörler mi var? Almanya’da istihdamın önemli bir bölümü tam zamanlı değil, yarı zamanlı veya geçici işlerde gerçekleşiyor. Eurostat verilerine göre 2024 yılında Almanya’da çalışanların yaklaşık yüzde 29’u yarı zamanlı işlerde çalışıyordu; bu oran Avrupa’nın en yükseklerinden biri konumunda. Özellikle kadınlar ve belirli yaş grupları arasında yarı zamanlı çalışma çok yaygın. Yarı zamanlı işlerin yaygınlığı, toplam kişi başına düşen ortalama çalışma saatini doğal olarak aşağı çekiyor. Başka bir deyişle, Almanya’da haftada 28-30 saat çalışan milyonlarca kişi olduğu için, yıllık ortalama çalışma saatleri diğer ülkelere kıyasla düşük. Alman çalışma piyasasında esnek ve güvencesiz istihdam biçimleri büyük yer tutuyor. İşverenler, işgücü maliyetlerini düşürmek ve talepteki dalgalanmalara uyum sağlamak amacıyla yarı zamanlı sözleşmeleri ve “Mini-Job” denilen düşük saatli işleri sıkça kullanıyor. Mini-job, aylık kazancı 520 avroyu aşmayan ve vergi muafiyeti olan küçük işlere verilen isim. Ne yazık ki bu model, ek gelir sağlama yöntemi olmaktan çıkıp milyonlarca kişi için tek geçim kaynağı haline gelmiş durumda. 2023 itibariyle Almanya’da yaklaşık 4,4 milyon kişi –ülkedeki tüm çalışanların yüzde 11’i– hiçbir tam zamanlı işi olmaksızın sadece mini-job kapsamında çalışıyor. Bu kişiler haftada çok az saat çalışarak ancak cüzi bir gelir elde ediyor ve büyük çoğunluğu sosyal güvenceden yoksun kalıyor. Mini-job’ların bu denli yaygınlaşması, resmî istihdam verilerinde toplam çalışma saati ortalamasını düşüren bir etken. Ancak bu “az çalışma” görüntüsü, gönüllü bir tercihten ziyade çoğu zaman başka bir iş bulamamanın ya da işverenlerin maliyet stratejilerinin bir sonucudur. Benzer şekilde, Almanya’da birden fazla işte çalışmak zorunda kalan büyük bir kesim bulunuyor. Federal İstihdam Dairesi verilerine göre 2023 yılında ülkede yaklaşık 3,4 milyon kişi birden fazla işte çalışıyordu. “Çift işli” veya “multijobber” denilen kesimin bu yola başvurmasının başlıca nedeni ekonomik zorunluluklar. Yapılan araştırmalar, insanların ek iş yapmalarının en yaygın sebebinin, asıl işlerinden elde ettikleri gelirin tek başına geçinmeye yetmemesi olduğunu gösteriyor. Özellikle düşük ücretli sektörlerde veya yarı zamanlı pozisyonlarda çalışanlar, yaşam maliyetlerini karşılamak için akşamları veya hafta sonları ikinci bir işe girmek zorunda kalıyor. Bu da birçok kişi için fiilen haftalık çalışma süresinin 40 saatin çok üzerine çıkması anlamına geliyor. Örneğin gündüz tam zamanlı işinde 8 saat, üstüne akşamları ek işlerde 2-3 saat çalışan bir emekçi, haftada 50 saati aşkın süre çalışmış oluyor. Almanya’daki esnek çalışma manzarasının bir parçası olarak geçici (sınırlı süreli) iş sözleşmeleri de oldukça yaygın. 2023 sonunda yeni işe alınan her 100 çalışandan yaklaşık 38’i kalıcı değil, geçici bir sözleşmeyle işe başlamıştı. Özellikle genç işçilerde bu oran daha da yüksek; 25 yaş altındaki yeni çalışanların neredeyse yarısı ilk etapta yalnızca geçici kontrat bulabiliyor. Son yıllarda bu oran bir miktar gerilemiş olsa da (2021’de yüzde 42 iken 2023 sonunda yüzde 38’e düştü), işverenlerin hala çalışanları “bağlayıcı olmadan denemek” amacıyla güvencesiz pozisyonda tutmayı tercih ettiği görülüyor. Sendikaların araştırmalarına göre işverenlerin önemli bir kısmı, çalışanları öncelikle geçici sözleşmeyle başlatıp “uygun bulursa” kalıcı kadroya geçirme niyetinde olduklarını itiraf ediyor. Bu yaklaşım özellikle genç işçiler için belirsizlik ve iş güvencesinden yoksun “problematik bir başlangıç dönemi” anlamına geliyor. Özetle Almanya’daki düşük ortalama çalışma süresi, büyük ölçüde esnek ve kısmi çalışma düzeninin istatistiksel bir yansımasıdır. Nitekim  Almanya bir “yarı zamanlı istihdam cumhuriyeti” (Teilzeitrepublik) olarak tanımlanıyor. Tam zamanlı, güvenceli bir işte haftada 40 saat çalışanların yanı sıra, yarı zamanlı veya mini-job ile haftada 15-20 saat çalışabilen birçok kişi olduğu için ülke ortalaması düşük görünmektedir. Fakat bu, Alman çalışanlarının refah içinde yaşadığı anlamına gelmez. Tam tersine, önemli bir kesim daha fazla çalışmak istediği halde yeterli tam zamanlı iş bulamamakta; bir kısmı düşük ücretli işlerde geçinebilmek için mecburen ek işler yapmaktadır. Özellikle kadınlar, bakım yükümlülükleri ve “çifte vergi dilimi” gibi etkenler nedeniyle yarı zamanlı işe mahkûm olmaktadır. Bu tabloyu göz ardı edip sadece “daha uzun çalışın” demek, sorunun kökünü ıskalamaktır. Uzayan çalışma saatlerinin olası sonuçları Merz’in uzun mesai çağrısını hayata geçirmek için hükümetin atmayı planladığı somut adımlar arasında mevcut İş Yasası’ndaki günlük 8 saat çalışma sınırının 1 yerine haftalık toplam 48 saat sınırı getirilmesi gündemde. Yeni öneri günlük sınırı kaldırıp haftalık toplam saate odaklanarak, örneğin 4 günde onar saat (toplam 40 saat) gibi farklı dağılımlara izin vermeyi amaçlıyor. İşveren tarafı bu değişikliğin çalışma saatlerini daha esnek dağıtabilmek için gerekli olduğunu savunurken, sendikalar ve iş güvenliği uzmanları bu plana endişeyle yaklaşıyor. Pek çok hukukçu, günlük azami sınırın kalkmasının pratikte işyerlerinde 12 saate varan uzun vardiyaların önünü açabileceği konusunda uyarıyor. Hans-Böckler Vakfı’na bağlı Hugo Sinzheimer Enstitüsü (HSI) de koalisyonun bu planını eleştirdi. Enstitünün değerlendirmesine göre haftalık sınır getirilmesi, günlük 12 saatten uzun çalışma günlerini mümkün kılacak ve bu durum çalışanların iş-aile dengesine tamamen aykırı olduğu gibi sağlık ve güvenliklerini de tehlikeye atacaktır. Bilimsel araştırmalar, günde 12 saati aşan çalışma sürelerinin ciddi sağlık sorunlarını tetiklediğini, 8 saatin üzerindeki her ek saatle iş kazası riskinin belirgin biçimde arttığını ortaya koymaktadır. Ayrıca günlük 12 saatlik vardiyalar, çalışanların dinlenme ve aile yaşamına hemen hiç zaman bırakmayacağı için iş doyumunu ve verimliliği de düşürecektir. Ülkenin en büyük sendikalarından IG Metall’in, Merz’in çalışma sürelerini fiilen uzatacak planlarına tepki gösterdiği açıklamasında, “Alman sanayisinin sorunu, işçilerinin az çalışması değil; yöneticilerin yatırım yapmadan kârlarını maksimize etme alışkanlığıdır” denildi. Başka bir deyişle, sendikaya göre işverenler yıllardır Ar-Ge ve kapasiteye yatırım yapmadan, kısa vadeli kazançları tercih ederek krizin zeminini hazırladı, şimdi ise faturayı işçilerin daha fazla çalışmasıyla ödetmek istiyorlar. Sendikalar ayrıca 8 saatlik çalışma günü ilkesinin esnetilmesinin, gerçekte ücretsiz fazla mesainin yaygınlaşması anlamına geleceğini savunuyor. Özellikle sendikasız işyerlerinde patronların, haftalık 48 saat sınırına kağıt üzerinde uysa bile, fiilen 12 saatlik uzun vardiyalar dayatabileceği, ve bu saatlerin karşılığını tam ödememek için çeşitli yollara başvurabileceği belirtiliyor. Örneğin işveren, “Nasıl olsa haftada dört gün çalışıyorsun” diyerek 12 saatlik mesaiyi sıradanlaştırabilir ve fazla mesai ücretlerini ödemekten kaçınabilir. Çalışma kültürü tartışmasının toplumsal yansımaları Sonuç olarak Friedrich Merz’in “daha uzun çalışma” çağrısı, Almanya’da yeni bir çalışma kültürü tartışmasını alevlendirmiş durumda. Veriler açıkça gösteriyor ki “az çalışma” olarak sunulan durum aslında parçalı istihdam, güvencesizlik ve eşitsiz işbölümü sorunudur. Bir kesim iki işte birden çalışırken, bir diğer kesim iş bulamamakta; tam zamanlı çalışanların önemli bir kısmı fazla mesai yaparken, milyonlarca insan istemeden yarı zamanlı veya mini-job’larda takılıp kalmaktadır. Bu tabloyu düzeltmek için işgücünün daha adil dağılımı ve tam istihdama yönelik politikalar gerekirken, salt çalışma saatini artırmak işçi sınıfının yükünü daha da artıracaktır. Tarihsel olarak çalışma sürelerinin kısaltılması mücadelesi, işçi sınıfının yaşam kalitesini yükselten temel unsurlardan biri olmuştur. 8 saatlik iş günü hakkı sadece ekonomik değil, aynı zamanda bir insan onuru ve yaşam kalitesi meselesidir. Bu hakkın kazanılması uğruna can veren işçilerin mirası bugün hâlâ 1 Mayıs alanlarında anılmaktadır. Almanya’da çalışma saatleri eksenli bu tartışma, yalnızca ekonomik rekabet meselesi değil, aynı zamanda toplumsal bir tercih sorusudur: Önümüzdeki dönemde işçilerin yaşamlarından feragat etmesi pahasına patronların kârları mı büyüyecek; yoksa teknolojik ilerlemeler ve verimlilik kazançları işçi sınıfının çalışma ve yaşam koşullarını iyileştirmek için mi kullanılacak? Bu soruya verilecek yanıtın emekçiler lehine değişebilmesi ancak işçi sınıfının Almanya’da yeniden siyaset sahnesine çıkmasıyla mümkündür. 1 Mevcut yasaya göre Almanya’da bir çalışan günde en fazla 8 saat çalışabilir (istisnai durumlarda 10 saate kadar). Haftada 6 gün çalışılabileceği varsayımıyla, fiilen haftalık üst sınır 48 saat (en fazla 60 saat) olarak uygulanır.