MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrol ettiği alanları ve Şam'daki Heyet Tahrir'uş Şam (HTŞ) yönetiminin son dönemde attığı adımları değerlendirdi. BengüTürk TV 'ye konuşan Bahçeli, SDG’nin Suriye’nin kuzey ve kuzeydoğusunda fiilî bir kontrol alanı oluşturmasının ülkenin yeniden inşa sürecinin önündeki temel engellerden biri olduğunu savundu. HTŞ yönetiminin bu yapıyı dağıtmaya yönelik "askeri ve siyasi hamlelerini olumlu karşıladığını" belirten Bahçeli, Türkiye’nin Suriye’nin toprak bütünlüğüne verdiği desteğin sahadaki dengeleri doğrudan etkilediğini öne sürdü. Bahçeli, bu çerçevede şu ifadeleri kullandı: SDG’nin Suriye’nin kuzeyinde ve kuzeydoğusunda oluşturduğu fiilî kontrol alanları, ülkenin yeniden inşa ve istikrar sürecinin önündeki en ciddi engellerden biri hâline gelmiştir. Devlet otoritesinin dışında kalan bu alanlar, Suriye’nin birlik ve bütünlüğü açısından kabul edilemez bir tabloyu ortaya koymaktadır. Merkezi otoritenin yeniden tesis edilmesi, Suriye’nin geleceği bakımından ertelenemez bir zorunluluktur. Şam yönetiminin bu doğrultuda attığı askeri ve siyasi adımlar, parçalı yapının sona erdirilmesi açısından önemlidir. Türkiye’nin Suriye’nin üniter yapısına verdiği açık ve kararlı destek de sahadaki dengeleri doğrudan etkilemekte, merkezi yönetimin elini güçlendirmektedir. MHP Genel Başkanı, SDG’nin Kürt halkını temsil etmediğini iddia ederek, örgüt ile Suriyeli Kürtler arasında net bir ayrım yapılması gerektiğini dile getirdi. Bahçeli’ye göre, SDG’nin özerklik ve federasyon taleplerinin Suriye’nin bütünlüğünü tehdit eden bir unsur olduğu HTŞ yönetimi tarafından da kabul ediliyor. Bahçeli, bu başlık altında şu değerlendirmelerde bulundu: Suriye’de Kürtler başka, SDG başka bir yapıdır. SDG, Suriye Kürtlerini temsil etmemektedir. Bu yapının kendisini Kürt halkının temsilcisi gibi sunması, hem sosyolojik gerçeklerle hem de sahadaki tabloyla örtüşmemektedir. Özerklik ve federasyon talepleri, Suriye’nin toprak bütünlüğünü hedef alan ve ülkeyi yeni çatışma alanlarına sürükleyebilecek girişimlerdir. Bu taleplerin, Şam yönetimi tarafından da Suriye’nin birliğine yönelik açık bir tehdit olarak algılandığı görülmektedir. Askeri gelişmeler ve aşiret vurgusu Bahçeli’nin değerlendirmelerinde HTŞ ordusunun Halep ve Fırat hattında yürüttüğü askeri operasyonlar özel bir yer tuttu. SDG’nin kontrolündeki bazı bölgelerin kısa sürede HTŞ ordusunun eline geçtiğini belirten Bahçeli, bu sürecin örgütün iddia edilen askeri gücünü sorgulatır nitelikte olduğunu savundu. Bahçeli, sahadaki askeri tabloya ilişkin şu ifadeleri kullandı: Halep ve Fırat hattında yaşanan gelişmeler, SDG’nin iddia edildiği ölçüde güçlü ve etkin bir askeri yapı olmadığını açıkça ortaya koymuştur. Kısa süre içinde yaşanan çözülme, merkezi ordunun sahadaki üstünlüğünü net biçimde göstermektedir. Bu süreç, Şam yönetiminin ülkenin tamamında kontrolü sağlama iradesinin sadece söylemde kalmadığını, sahada da karşılık bulduğunu göstermiştir. Bahçeli, açıklamalarda, SDG’nin denetimindeki bölgelerde yaşayan Arap ve Kürt aşiretlerin HTŞ yönetimine yakın durduğu ve olası çatışmalarda merkezi hükümeti destekleyeceğini de ifade etti. Bahçeli, bu tabloyu SDG’nin toplumsal tabanının zayıfladığına dair bir işaret olarak yorumladı. Bu duruma ilişkin değerlendirmesi şöyle oldu: SDG’nin kontrol ettiği bölgelerde yaşayan birçok Arap ve Kürt aşiretinin bu yapıdan rahatsız olduğu, merkezi yönetimi tercih ettiği anlaşılmaktadır. Yerel unsurların önemli bir kısmı, devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesinden yanadır. Bu tablo, SDG’nin toplumsal tabanının giderek zayıfladığını ve silahlı zorla bir coğrafyayı kontrol altında tutmasının sürdürülebilir olmadığını göstermektedir. Kararname değerlendirmesi Bahçeli, HTŞ lideri Ahmed Şara’nın geçtiğimiz gün Kürt dili ve kültürüne ilişkin yayımladığı kararnameye de değindi. Kararnamenin Kürt vatandaşların kültürel ve dilsel haklarını tanıdığını belirten Bahçeli, bu adımın SDG’ye verilmiş bir taviz olarak değil, örgütün “Kürtlerin temsilcisi” olduğu iddiasını boşa düşüren bir hamle olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Bahçeli, kararnameye ilişkin şu ifadeleri kullandı: Söz konusu kararname, Suriyeli Kürt vatandaşların Suriye halkının asli ve ayrılmaz bir parçası olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Kültürel ve dilsel hakların tanınması, Suriye’nin ulusal kimliği içinde çoklukta birlik anlayışını güçlendiren bir adımdır. Bu düzenleme, SDG’nin ‘Kürtlerin temsilcisi’ olduğu yönündeki temelsiz iddiaları zayıflatmakta, Kürtlerle SDG arasındaki farkı daha da belirgin hâle getirmektedir. Kürtçenin seçmeli ders olarak öğretilmesi ve Newroz’un resmî tatil ilan edilmesi gibi düzenlemelerin Suriye’nin birlik ve bütünlüğünü zedelemediğini söyleyen Bahçeli, buna karşılık federasyon ya da özerklik tartışmalarının yeniden gündeme gelmesinin ülkeyi yeni çatışma hatlarına sürükleyebileceğini öne sürdü. Bu başlık altında şunları dile getirdi: Kültürel hakların tanınması, üniter devlet yapısına aykırı değildir. Ancak federasyon ya da özerklik gibi tartışmaların yeniden gündeme getirilmesi, Suriye’yi yeni çatışma hatlarına sürükleyebilir. Birlik ve bütünlüğün korunması, etnik temelli ayrışmaların değil, ortak vatandaşlık anlayışının güçlendirilmesiyle mümkündür. 'Tek seçenek merkezi otorite' Bahçeli, SDG’nin önünde merkezi hükümetle bütünleşmek, artan askeri ve siyasi baskıyı göze alarak mevcut durumu sürdürmek ya da dış aktörlere dayanarak zaman kazanmaya çalışmak gibi üç seçeneğin bulunduğunu iddia etti. MHP Genel Başkanı, mevcut bölgesel dengeler içinde bu seçenekler arasında “tek makul yolun” HTŞ yönetimiyle entegrasyon olduğunu savundu. Bu çerçevede şu değerlendirmeyi yaptı: Mevcut bölgesel konjonktür ve sahadaki güç dengeleri, SDG’nin iddia ettiği gibi vazgeçilmez bir aktör olmadığını göstermektedir. Merkezi devlet otoritesi ve yerel sosyolojik dinamikler karşısında bu yapı giderek sıkışmaktadır. Bu şartlar altında tek makul seçenek, merkezi hükümetle bütünleşmek ve silahlı dayatmalardan vazgeçmektir. Suriye’nin geleceği, silahlı yapılarla değil, merkezi otoritenin yeniden inşasıyla şekillenecektir.