Ünlülerin lekelenmeme hakkı

“Ünlü mekânlara zehir baskını” haberlerinde oyuncu Can Yaman’ın da “uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanma” suçlamasıyla gözaltına alındığı duyuruldu. Akşam, Hürriyet, Milliyet, Sözcü gazeteleri ile Ülke TV, Ensonhaber, Haberler, İnternethaber gibi bazı haber sitelerinde Can Yaman’ın üzerinde uyuşturucu bulunduğu belirtildi. Fakat Can Yaman, ertesi sabah serbest bırakıldı ve hemen de yıllardır yaşadığı İtalya’ya uçtu. Oraya gittikten sonra da “İtalyan basını”na “Boğaz'dan gelen haberleri kopyala yapıştır yapma hatasına düşmeyin” diye seslendi . Uyuşturucuyla yakalandığı haberlerini yalanlayarak, “Eğer doğru olsaydı, bu kadar kısa sürede serbest bırakılıp ertesi gün İtalya'ya dönemezdim” dedi. Nitekim Cumhuriyet’ten Barış Terkoğlu da o gece polislerin Can Yaman’ın üzerini iki kez aradığını, ama uyuşturucu bulamadığını, yine de savcılık talimatıyla gözaltına alındığını yazdı . Başsavcılığın, operasyonla ilgili açıklamasındaki “uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurmak, uyuşturucu kullanılmasını kolaylaştırmak suçlarını işlediği değerlendirilen yedi şüphelinin gözaltına alındığı” ifadesi, Can Yaman’ı da zan altında bırakıyordu. Fakat bu ifade Can Yaman’ın üzerinde uyuşturucu bulunduğu haberlerine gerekçe olamaz. Belli ki, polis, savcılık ya da başka birileri bu yanlış (ya da yalan) bilgiyi gazetecilere sızdırmış. Başsavcılık yeni bir açıklamayla bu yanlışı düzeltebilirdi, yapmadılar. Daha önemlisi, gazetecilerin araştırıp, doğrulamadan yazmamaları gerekirdi. Hele ki, Can Yaman’ın birkaç saat sonra adli kontrol kararı bile verilmeden serbest bırakılması sonrasında yazdıklarından şüphelenip yanlışı düzeltme çabası içine girmeleri beklenirdi. Onu da yapmadılar. Hatta çoğu, Barış Terkoğlu’nun yazısından sonra bile düzeltmedi, güncellemedi yanlış haberi. Maalesef başsavcılık gibi medyada da ünlülerin lekelenmeme hakkına ilişkin kayıtsızlık söz konusu. Gazeteciliğin, “Yargı kararı kesinleşmedikçe, şüpheli veya sanık suçlu ilan edilmemelidir” ilkesi çoktan unutuldu. Gözaltına alınan ünlü isimlerin, anında fuhuş, uyuşturucu ve ahlaksızlıkla damgalanması için bir tek ifade yetip de artıyor. Örneğin sosyal medya ünlüleri Selen Görgüzel ile Rabia Karaca’nın ifadesine dayanarak, şarkıcı Emel Müftüoğlu’ndan voleybolcu Derya Çayırgan’a kadar birçok kişi suçlu gösterildi haberlerde. Ama Rabia Karaca, Oktay Kaynarca’yı da suçluyordu ifadesinde. Sabah başta olmak üzere Turkuvaz medyanın, “2 şüpheli daha tutuklandı” haberlerinde Emel Müftüoğlu başa çıkarılırken, Oktay Kaynarca’nın adı araya sıkıştırılıp geçiştirildi. Fakat test negatif çıkınca da tam tersini yaptılar. Sabah’ta, “Oktay Kaynarca’nın uyuşturucu testi negatif çıktı” haberi yayımlandı; aynı şekilde testi negatif çıkan Müftüoğlu’ndan hiç söz edilmedi. Bu insafsız bir tutum. Sırf, Oktay Kaynarca, ATV’de “Kim milyoner olmak ister?” programını sunuyor diye onu koruyup Emel Müftüoğlu ve öbür ünlüleri, damgalamak ayıp ötesi. Gazetecilikte tarafsızlığın ne denli önemli olduğu böyle durumlarda daha net görünüyor. Aynı ifadelerle bazılarını kollayıp, başkalarını hükümlü göstermek gazetecilikle bağdaşmaz. Lekelenmeme hakkında ünlü ünsüz ayrımı olmaz. *** HANİ İMAMOĞLU’NUN UÇAĞIYDI? İktidar medyası bir özel uçakta yaşananları, günlerdir İBB soruşturması çerçevesinde çarşaf çarşaf haberleştiriliyor. Maalesef bu haberlerde doğrularla yanlışlar birbirine karıştırılıyor. Örneğin, söz konusu uçağın “Ekrem İmamoğlu’na ait olduğu” yazıldı, söylendi. Oysa uçağı halen firari olan işinsanı Murat Gülibrahimoğlu adlı kişi kiralamıştı ve özel jetin sahibi olan AKP’ye yakın işinsanı Veysel Demirci de İmamoğlu’nun o uçağa bindiği iddialarını yalanlandı. Nitekim Türkiye gazetesi, 15 Ocak’ta “Fenomen, İmamoğlu’nun jetindeki skandalları ifşa etti” başlığı attı habere. Ertesi gün de yine Türkiye gazetesinin birinci sayfasında “Hayalet jet”in eski sahibi ile konuştuk: Kiralayanı bilmeyiz” haberi çıktı. İyi de hani “İmamoğlu’nun jeti”ydi? Düzeltme de yayımlanmadı tabii ki…Ergenekon sürecinde olduğu gibi neyin gerçek, neyin dezenformasyon olduğunu anlamak için yargı sürecini bekleyeceğiz anlaşılan... *** TRT’NİN 16. KANALINA GEREK VAR MIYDI? TRT’nin o kadar çok televizyon kanalı var ki, anımsamakta zorlanıyor insan. TRT’nin sayfasına baktım, orada tam 15 TV kanalı sıralanıyor: “TRT 1, TRT 2, TRT Haber, TRT Spor, TRT Spor Yıldız, TRT Belgesel, TRT eba, TRT Çocuk, TRT Diyanet Çocuk, TRT Müzik, TRT Arabi, TRT Avaz, TRT Kurdî, TRT Türk, TRT World.” TRT, şimdi bununla da yetinmedi; bir de TRT Gençlik kanalını açtı. Böyle bir kanala neden gereksinim duyulduğunu TRT Genel Müdürü M. Zahid Sobacı, törende şöyle açıklamış: “Kanalımız, birtakım dijital mecralar üzerinden gençlerimizin kalplerine ve zihinlerine musallat olan hazcı zihniyetin ve karanlık mahfillerin karşısına, temiz, güvenli, fıtrata uygun, aileyi ve milli değerleri merkeze alan içerikleriyle dikilen stratejik bir girişimdir.” Sanırsınız TRT’nin tüm kanalları etkin “kamu hizmeti yayıncılığı” yapıyor ve büyük ilgi görüyor, çok izleniyor. Oysa TRT kanallarının izlenme oranları çok düşük, sadece TRT 1’in reytingi yüzde 1’in üzerine çıkabiliyor. Ayrıca TRT, siyasi iktidar yanlısı bir yayın çizgisini sürdürüyor; ayrımcılık ve nefret söylemi içeren programlar yayımlıyor. TRT Tabii’nin, “LGBTİ+ bireyleri camdan bir odadaki her şeyi kırıp döken gökkuşağı renkli file” benzeten, eşcinselleri hedef gösteren “Gökkuşağı Faşizmi” adlı belgeseli bu tür programların en son örneği. Üstelik de televizyonlar RTÜK denetimine tabi iken, TRT denetimlerden azade. Öyle olunca da milyarların bunca TV kanalına nasıl harcandığı belirsiz. TRT, şeffaf bir kuruluş da değil. Düşünün, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “TRT Genç kanalının açılışını Türk mühendislerce geliştirilen 'Robo Genç'in getirdiği kumandayla yaptığı” açıklandı. Ama aslında o robot, “Çin merkezli Unitree Robotics’in G1 adlı humanoid robotu”ydu. Şirketin sayfasında başlangıç fiyatının 13.500 dolar olduğu belirtiliyordu. Çinli robotu yerli diye sunabilen, sadece açılış için bir robota binlerce dolar harcayabilen TRT yönetimi şimdi çıkmış, temiz ve güvenli yayıncılıktan söz ediyor. Önce şeffaflık, önce gerçek “kamu hizmeti yayıncılığı” olmalı. Aksi halde TRT Genç de yine birilerine makam mevki sağlamaktan, dış yapımlara para aktaracak yeni bir “kanal” olmaktan öteye gidemez. *** KELEBEK KENDİNİ YALANLADI Hürriyet’in magazin eki Kelebek’in internet sayfasında “Altın kıyafetiyle sevgilisi onu yanına almadı... Daha geçen hafta sahneden aşkını haykırmıştı” başlıklı bir haber yayımlandı. “Marty Supreme” filmindeki oyunuyla Altın Küre ödüllerinde “en iyi erkek oyuncu” seçilen Timothee Chalamet’in, sevgilisi Kylie Jenner ile kırmızı halıya çıkmadığı anlatılıyordu haberde. İngiliz vücut dili uzmanı Judi James’in de bu durumu, “Chalamet, ilişkisini ön plana çıkarmak istemedi” diye yorumladığı aktarılıyordu. Oysa ABD medyasına göre, “Jenner altın rengi elbisesiyle doğrudan tören alanına girmişti, ancak her zamankinden daha mutlu ve birbirlerine daha aşık” görünüyorlardı. Zaten Kelebek muhabirleri töreni izlemediğine ve vücut dili uzmanı ile konuşmadığına göre, haber bir yerlerden alıntılanmıştı. Fakat kaynak da gösterilmiyordu haberde. Oradan buradan haberleri aşırıp, kendisi izlemiş gibi yayımlamak da dijital çağın intihal alışkanlığı... Ayrıca “..sevgilisi onu yanına almadı” yazan Hürriyet bir gün sonra da ilk sayfanın tepesinden “Altın Küre romantizmi” haberi yayımladı. İkilinin birbirlerine sevgiyle baktığı romantik fotoğrafın altına “Chalamet ödülü sevgilisi Kylie Jenner’la kutladı” yazıyordu. Demek ki, “Chalamet’in ilişkisini öne çıkarmak istemediği” yorumu doğru değildi! Böylece    Kelebek, bir gün önceki haberini düzeltmiş, kendisini yalanlamış oluyordu. Tabii okurlarına açıklama gereği duymadan, üstü örtük biçimde yapıyorlardı bu yalanlamayı. *** İYİ DE O SİPARİŞLERİ NEDEN VERDİLER? Önce DHA , “Evine 20 günde 400 sipariş geldi! Kapı zili sürekli çalıyor: 'Hayatın boyunca seninle uğraşacağız” haberi geçti. Bursa’da yaşayan Ersan Yalçuva adlı kişinin evine, son 20 günde 400 yemek siparişi verildiği, polis, ambulans ve trans bireyler gönderildiği belirtiliyordu. Haber siteleri ve televizyonlar çok ilgi gösterince, İHA da “Bursa’da asılsız ihbar ve sipariş kâbusu… Yakın arkadaşları da hedef alındı” haberiyle sürdürdü olayı. İHA’nın eklediği yeni unsur, “yakın arkadaşlarının evlerine de yemek siparişleri” gönderilmesiydi. Fakat her iki haberde de “Neden?” ve “Kim?” sorularının yanıtı eksikti. DHA’nın haberinde bu konuda “farklı numaralardan arayan kişilerin ‘Hayatın boyunca seninle uğraşacağız’ dedikleri” şeklinde ipucu vardı. Ancak bu kişiler kimdi ve neden bu kadar kızmışlardı; bu konuda bırakın bilgiyi, bir ipucu bile yoktu haberde. Günler sonra yayımlanmasına rağmen İHA’nın haberinde de kimlerin, neden bunları yaptıklarına dair bilgi olmadığı gibi, Ersan Yalçuva’nın telefonla arkadaşlarını nasıl tespit edip onların da evlerine yemek siparişi verdikleri hakkında da bilgi yoktu. Oysa birileri sinirlenerek bu kişiyi siparişlerle cezalandırmaya kalkıyorsa bir neden olması gerek değil mi? Önceden yaşanan bir olay… Anlaşılan, her iki haberi yazan muhabirler, anlatılanları kurcalamaya gerek görmemişler, hemen inanmışlar. “Neden” ve “Kim” sorularına yanıt aramamışlar; bu kişinin kendilerine anlattığını peşinen doğru ve eksiksiz kabul etmişler. Haberde bu kişiye yönelttikleri tek bir soru bile yok. Ne yazık ki, DHA ve İHA editörleri de haberin 5N1K’sının eksik olduğunun ayırdına varmadan servise koymuşlar. Öyle de yayımlandı haber. Halbuki bu yarım yamalak haberde gazetecilik yok; yapay zekanın da yapabileceği aktarıcılık var sadece… Şüpheciliği ve eleştirel bakışı unuttuğunuzda geriye gazetecilik kalmıyor. *** TEK CÜMLEYLE: • Anadolu Ajansı, Hürriyet, Dünya, Milliyet, Türkiye ve Sözcü’nün, “Sabancı Holding, İntikamtepe’deki maden projesini askıya aldı” haberlerinde, bu kararın Cumhuriyet’in “Tarihimizi siliyorlar” haberinin ve tepkilerin ardından alındığı bilgisi eksikti. • Hürriyet, Basın Kanunu’nun “18 yaşından küçük olan suç faili veya mağdurlarının kimliklerini açıklayacak yayın yapılmaması” hükmüne ve aynı yöndeki gazetecilik ilkelerine rağmen “Atlas’ı hiç unutmayın” manşetinde fail çocuğun yüzü açık fotoğrafını yayımladı. • Ensonhaber sitesi “DEM Heyeti İmralı’da” haberinde İmralı adası yerine Yassıada’nın görselini kullandı. • CHP’li Bursa Büyükşehir Belediyesi, “fetihin 700. yılı etkinlikleri”ni Milliyet gazetesine verdiği haber görünümlü reklamla duyurdu. • Darbe girişimi sonrasında 2016’da KHK ile kapatılan gazetelerden biri olan Kürtçe gazete Azadiya Welat (Memleket Özgürlüğü) 10 yıl aradan sonra yeniden yayımlanmaya başladı. ELEŞTİRİ, ŞİKÂYET VE ÖNERİLERİNİZ İÇİN: medyaombudsman@gmail.com