Herkes

Kentte yirmi yıl boyunca yan dairemde yaşayan adam ölmüş, bir kez bile sohbet etmemişiz. Burada, köyde, herkes herkesi tanıyor. İyi günde zor günde her an yanında birileri var, asla yalnız kalmıyorsun. İyi ki taşındım buraya ne güzel. İyi ki sosyal medya ile tanıştım, ne güzel. Facebook’la bir anda, adlarını unuttuğum ilkokul arkadaşlarım bile erişilebilir hale geldi. Sonra Twitter. Twitter’a girdiğim ilk günleri anımsıyorum. Beni Twitter’la tanıştıran Ümit’e, Twitter üzerinden alaycı bir mesaj yazmıştım, kendi aramızda hep yaptığımız türden bir şaka. Hemen telefon açtı ve “Abi bunu çabuk sil, herkes görüyor” dedi. “Herkes?” Bu altı harfli, iki heceli sözcük ilk kez hiç bilmediğim bir anlama kavuşmuş oldu. Benim gibi sıradan bir insan için o zamana dek “herkes”, okuldaki işteki çevremi kapsayabilirdi. “Herkes”le muhatap olmak politikacıların veya şarkıcıların işiydi. Normal bir insanın gerçek “herkes”le işi olmazdı. Ama o an anladım ki, Twitter herkesi herkesle buluşturan bir aygıt. Artık “herkes” herkesin sorunuydu. Doğma büyüme bir kentli olarak hayatımda ilk kez kendimi herkesin birbirini tanıdığı bir köyde yaşıyor gibi hissettim. *** Köyde Sidikli Nuri diye bir adam var, yetmiş yaşında. Gençler yüzüne karşı Nuri Amca filan diyor ama beş yaşındaki çocuk bile arkasından “Sidikli Nuri” diye konuşuyor. Önce bunu önemsemedim ama zamanla merak da arttı. Sağa sola sormaya başladım. Ya bana söylemek istemiyorlar veya kendileri de bilmiyorlar. Herkes Sidikli Nuri’yi biliyor ama kimse neden “sidikli” olduğunu bilmiyor. Tek öğrenebildiğim bu lakabın yeni olmadığı, bugün elli yaşında olanların bile çocukken Nuri’ye “Sidikli Nuri” dediği oldu. İşin aslını Nuri Amca’ya soracak halim yok. Yurdum insanı saf, temiz, çocuk gibi neşeli. Twitter’dan önce az sayıda arkadaşım vardı, arada buluşur konuşurduk. Şimdi bir muhabbet, bir gırgır. Bir sürü şey de öğreniyorum bu arada: laktoz intoleransı, Niğde’de neşeli bir türkücü, ters takla atan bir kedi. Çok sevdiğim bir yazar var, Ahmet, tanıyorsunuz zaten. Meğer zurna gibi içermiş. İçip içip Twitter’da saçmalamaya başladı. Öyle basit, seviyesiz şeyler söylüyor ki, bir okuru olarak ben utandım. Sabahları da özür diliyor, akşamki tweet’lerini siliyor ama herkes çoktan ekran görüntüsü alıp memlekete yaydı. Biri bunun ilkokul arkadaşıymış, meğer Ahmet ilkokula giderken bir keresinde donuna işemiş... Ama nasıl koptuk hepimiz. O günden sonra bizim yazar Ahmet’in adı da “Sidikli Ahmet” kaldı. Ne zaman bir şeyler saçmalasa, hemen alta yapıştırıyor biri “Çok içme, donuna işersin Ahmet”. Bu Twitter tam bir alem, orantısız zeka, Z kuşağı ya, çok seviyorum. Köyde bir kavga çıktı. Bizim gibi İstanbullu’nun biri ile Nuri Amca arasında. Nuri diyor ki: “Sonradan geldiniz buraları zapt ettiniz.”, Kentli de diyor ki “Bedava mı zapt ettik? Satmasaydınız.” Kentli büyük bir şirkette CEO’ymuş, çalımından geçilmiyor. Nuri’nin de gözü korktu galiba, geri çekildi. Meğer bunun iki oğlu CEO’nun inşaatında çalışmışlar, CEO da paralarını vermemiş. Neden böyle olmuş bilmiyorum. Akşamında bir Whatsapp grubundan davet aldım. CEO kurmuş: “Köy Dayanışma Grubu”. Daveti kabul etmedim, hiç sevmem böyle şeyleri. Alkolik sidikli yazar, bir gece coşmuş. Vay sen misin bunu söyleyen. Bir linç oldu ki anlatamam. Biri “Sidikli yazar dinimize küfretti” yazmış bir diğeri “Bu kez cami duvarına işedi”. Adamı sabahın köründe evinden almışlar, normalde gülünüp geçilecek basit bir söz için koskoca yazar hapse girdi. Bu işte bir yanlışlık var ama ses çıkarırsam bana da laf edenler olur. İyisi mi boş vereyim, hem ateş olmayan yerde duman çıkmaz. Tek suçu bu olamaz. Kim bilir daha neleri vardır bu herifin? Bana ne. *** Köy kahvesinde selam verdim ama karşılık gelmedi. Herhalde duymadılar, üstelemeyeyim. Bir çay söyledim tam içerken biri “Köy çayı da acı gelir” dedi. Aslında komik bir söz değil ama herkes gülmeye başladı. Ben de güldüm. Nuri Amca “Cumaya gideceğiz, abdestin var mı?” dedi. Böyle bir teklif duymamıştım daha önce. “Var, niye olmasın?” dedim anlamsız biçimde. Bir başka köylü “Yani ben sidikli değilim diyor” dedi. Kahvede yine bir kahkaha koptu. Nuri Amca yüzüme dimdik bakıp ayağa kalktı. Hiç yoktan adama hakaret etmiş gibi olmuştum. Bu iş nasıl bu noktaya geldi bilmiyorum. Artık herkes polis, herkes mahkum. Herkes herkes hakkında amma çok şey biriktirmiş. Biri bir şekilde öne çıksa bitti. İnsanlar önce suçlanıyor, suçu bulmak ardından geliyor, bulunmasa da dert değil: Suçlanmak birinin suçlu olduğunun en büyük kanıtı. Hiç havalara girmeyelim, hepimiz aynı köydeyiz. Bir yazar vardı mesela, suçu olmadığı halde sırf suçlandığı için gazeteden atıldı. Ne oldu şimdi onun şerefi, haysiyeti, onca emeği? Tek kelime edemedik savunmak adına, ya biz de suçlanırsak? CEO’nun Whatsapp grubu iyi çalışmış. Sidikli Nuri ve iki oğlunu sabah jandarma aldı götürdü. Suçları ne bilmiyorum ama vardır bir suçları, olmasa alınırlar mı? Bir gece silah sesleriyle uyandık, CEO’yu ayağından vurmuşlar. Jandarma bütün köyü topladı. İstanbullular CEO’nun kurduğu Whatsapp grubundaymış, bir tek ben hariç. Jandarma komutanı bana baktı “Herkesin bir grubu var, sen hangi ekiptensin?” dedi. Hiçbir şey anlamadım. Nuri Amca’ya “Sidikli” diye hakaret ettiğim söylenmiş. Beni de içeri attılar. Koğuşta bir baktım Nuri Amca ve iki oğlu duruyor. Her şey sosyal medya ile başlamadı ama onunla güçlendi. Echo’nun sesi başkasının. Sana gösterileni bilmek aslında bilmemek. Aidiyet hürriyet, inanç delil, yargı bilgi olamaz. Sosyal medya bir mücadele aracı değil, müşahede aracı. Yalandan başka gerçek kaldı mı? Koğuş hali, sigara alış verişi. “Senin suçun yok” dedi Nuri Amca. Hazır buzlar erimişken “Sana neden sidikli diyorlar?” diye soracak oldum. Ama yanıtı herkes biliyordu zaten.