Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – Zamanının en yenilmez insanlarından biri, 61 düelloda galibiyet kazanmış bir kılıç ustası: Musashi! Japonlar için asker, savaşçı gibi anlamlarının yanında Musashi’nin bir de tarihi vardı. Kendisinden asırlar sonra tarihe damgasını vuracak adaşı için de kılıç ustası Miyamoto Musashi’den ilham alınmıştı. II. Dünya Savaşı’nın dev gemileri, bugünkü teknik donanıma sahip olmadığı için ne zaman nerede battıkları tam olarak belirlenemiyordu. Microsoft’un ortaklarından Paul Allen okyanusun derinlerinde yatan gemiler ve onlardan geriye kalan devasa mezarlıkla yakından ilgileniyordu. Öyle ki bu ilgisi 2016’da bugünkü adı ‘PETREL’ olan araştırma gemisini satın almasıyla daha da alevlenecekti. Çünkü gemi, bu satıştan sadece birkaç ay önce II. Dünya Savaşı’nın en çarpıcı ve büyük batıklarından birini keşfetmişti: Japon Güneşi, Musashi! Onun keşfi deniz savaşları ve denizcilik tarihi için pek çok yeni öğretiyi beraberinde getirecekti. Çünkü o en büyükken, en batıklardan birine dönüşmüştü. Üstelik bunun en büyük nedenlerinden biri de geminin ta kendisiydi. Musashi, ‘büyük savaş gemilerinin belki de bir intihar olabileceğini’ göstermişti. Peki ama nasıl? Büyük gemiler ve uçak gemileri tarihin en büyük deniz savaşlarından birinde nasıl rol oynamış ve bugün ve sonrası için denizdeki yerini nasıl kazanmıştı? Mavi Vatan İsim Babası ve Teorisyeni Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz ve TASAM Başkan Yardımcısı Emekli Tuğgeneral Prof. Dr. Fahri Erenel, büyük gemilerin Türk ve dünya suları için önemini ve Musashi’nin öğretisini Milliyet.com.tr ’te anlattı. JAPON GÜNEŞİ EN BÜYÜK OLDUĞU İÇİN Mİ BATTI? 5 Ağustos 1942’de Japonlar devam eden dünya savaşının en önemli aktörlerinden birini suya indirmek için çalışmalara başlamıştı. Her şey yolunda giderse Musashi isimli 263 metre uzunluğundaki gemi, Japon Güneşi olarak tanımlanıyor ve Japon filosunun en büyüğü olma özelliğini taşıyordu. Öyle ki Musashi’nin de içinde bulunduğu Yamato sınıfı gemiler şimdiye kadar inşa edilen en ağır ve en güçlü silahlara sahip savaş gemileriydi. Onu batıracak 19 torpido ve 17 uçak bombasından isabet alana kadar, 9 adet 460 milimetrelik ana topla, 4 adet 155 milimetrelik üçlü top kulesiyle donatılmıştı. Keşif yapmak için de 6 veya 7 adet şamandıralı uçak da tüm bu silahlarla gemideydi. Belki de Japonların ‘asla batmayacak’ gemisi Musashi olabilirdi. Ancak karşısındaki güç ABD ordusuydu. Her ne kadar sayısı 250’yi bulabileceği tahmin edilen batık gemisi olsa da, ABD’nin stratejileri Japon Güneşi’ni batırmıştı. Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz bunu şöyle anlattı: Alıntı Metni ‘TÜRKİYE İÇİN SAVAŞ YA KIBRIS YA DA DEDEAĞAÇ’TA OLABİLİR’ Ülkemizin gelecekte karşılaşabileceği olası senaryolar ne olabilir ve bu senaryolarda deniz gücüne ihtiyaç ne seviyededir? Prof. Dr. Fahri Erenel, olası bir savaş durumunda hangi konumda hangi kuvvetlerin ne gibi çalışmalar yapacağını anlattı. “Türkiye bundan sonra bir savaşa girecekse ben bunun Kıbrıs olacağını düşünüyorum. Dolayısıyla Kıbrıs olduğu için de Türkiye’ye mesafesi zaten 70 milden az. Bu noktada uçak gemisine ihtiyaç var mı? Onu dikkate almak gerekiyor” diyerek Prof. Dr. Erenel, sözlerine şöyle devam etti: Alıntı Metni YUNANİSTAN YA DA İSRAİL! ‘DAİMA SUYUN ALTINA YATIRIM YAPMALIYIZ’ Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz’e göre de ‘Mavi Vatan’ daima yatırım yapılması gereken noktaların başında geliyordu. Özellikle karmaşası hiç dinmeyen coğrafyamız ve Orta Doğu’da yaşanan her gelişme bunun için bir işaret niteliğindeydi. Tümamiral Cem Gürdeniz’e göre büyük gemilerin heybeti, kaybedildiğinde yine heybetli bir acıya dönüşebilirdi. Bu nedenle de Tümamiral Gürdeniz Türkiye’nin yatırımlarını artırması gereken noktaya yine Mavi Vatan’da çekti, “İki ulus devlet arasında ciddi bir büyük bir konvansiyonel savaş çıktığında bu gemiler harbin daha ilk dakikalarında hedef olur. Üstelik kolayca imha edilir. Eğer siz hava üstünlüğünü, hava kontrolünü ve deniz üstünlüğünü ve deniz kontrolünü sağlamadan bu gemileri Ege Denizi gibi kıyı sulara çıkarırsanız onları kaybedersiniz. Kamuoyu büyük uçak gemisi sahipliğinden gurur duyabilir. Ancak önemli olan o geminin büyüklüğü, değil. O deniz alanını savaşta sizin kullanıp kullanamayacağınız. O gemi barış zamanında size gurur verebilir ama battığında muazzam bir moral çöküşü yaşatır. O nedenle Türkiye daima suyun altına yatırım yapmalıdır. Çünkü halen dahi bilinmeyen ve tespit etmenin en zor olduğu alan suyun altıdır” diye konuştu. Denizcilik açısından gemilerin önemi ortadaydı. Peki ama deniz kuvvetleri kara kuvvetlerine nasıl bir güç sağlardı? Prof. Dr. Fahri Erenel ‘amfibi’ detayına dikkat çekerek uçak gemilerinin kara harekâtındaki desteğini anlattı. Prof. Dr. Erenel, “Uzun yıllardır özellikle bölgesel sorunların çözümünde Türkiye’nin elindeki deniz gücü bu ihtiyaçlar için yeterli hale gelmiştir. Ancak Türkiye'nin özellikle küresel bağlamda etkisinin artmasıyla uçak gemileri ihtiyacının deniz kuvvetleri tarafından çok sıklıkla dile getirildiğini biliyoruz. Peki deniz kuvvetleri bu ihtiyacı neye binaen ortaya koyuyor? Çünkü amfibi hücum gemisi dediğimiz zaman onun orta katmanlarında tank ve diğer araç ve personel dahil taşınabiliyor. Türkiye'de de amfibi kolordu kuruldu. Eskiden sadece bir tugayımız vardı. O da, İzmir'deydi. Şimdi Türkiye'nin, bir kol ordusu oldu. Yani en az dört tugaydan oluşan, bu kadar güce sahip bir kolordumuz var artık. Türkiye amfibi harekâtı yapabilecek en güçlü ülkelerden biri. Amfibi kol ordunuz olduğu zaman bir de amfibi uçak gemileriniz, Anadolu ve Trakya… Mavi Vatanı tamamen kontrol altına alan, yapımı devam eden MİLGEM projeleri, hava savunma fırkateyni, su üstü ve su altı insansız platformları ve en önemlisi de denizaltılar önemli. Almanya ile işbirliği içinde yapılmış olan denizaltı sayılarımızın hızla artmasına çabalıyoruz” dedi. UÇAK GEMİSİ Mİ DENİZALTI MI? ‘ASİMETRİK SAVAŞ BENİMSENMELİ’ Aslında tıpkı II. Dünya Savaşı’nda Alman U-Botlarıyla elde edilen başarı gibi, gelecekte de denizaltılar için su altında söz sahibi olacakları bir dönem yaşanabilirdi. Belki eskisi kadar büyük gemiler pek çok ülke tarafından kullanılmasa da, denizlerin görünmez savaşçıları daima suyun altında güven tesis edebilirdi. Peki Tümamiral Cem Gürdeniz’in ‘asimetrik savaş’ diye anlattığı bu stratejide denizaltıların rolü neydi? Tümamiral Cem Gürdeniz bu konuyla ilgili, “Günümüzde hâlâ geçerli olan kıtasal ve küresel güç olma perspektifinde iki büyük platform öncüdür. Bir tanesi denizaltılar, diğeri de uçak gemileridir. İlk nükleer uçak gemisinin ABD donanmasında hizmete girmesiyle ABD tüm okyanuslarda sonsuz harekât yapabilme, yüksek harekât temposunu idame edebilme yeteneğine kavuştu. Bu da şu anlama geliyordu, ABD başkanları Amerikan hegemonyasının yerkürenin neresinde isterlerse uçak gemilerini bölgeye gönderiyordu. Bugün ABD'nin geçmiş soğuk savaş döneminde olduğu gibi 11 uçak gemisi var. Her uçak gemisinin yanında tabii ki darbe grubu mevcut. Bu darbe grubu uçak gemisini korumaya yardım ediyor. Hem de bu uçak gemisinin özellikle karaya güç intikali sırasında başta ‘Tomahawk’ füzeleri olmak üzere taşıdıkları füzelerle de bu uçak gemisinden kalkan uçakların ateş gücüne destek sağlıyorlar. O bakımdan hâlâ ABD deniz gücünün ana unsurlarından birisi uçak gemileridir. Nükleer uçak gemileri üzerinde taşıdığı 70 ila 80 civarındaki kara ve deniz hedeflerine taarruz edebilen, hava-hava muharebesi yapabilen, uçak gemileri grubunu havada muharebe hava devriyesi üzerinden koruyabilen, bir yeteneğe sahip olduklarından önemli” diye konuştu. Tümamiral Cem Gürdeniz, sözlerine şöyle devam etti: Alıntı Metni Rusya da karadeniz’de söz sahibi olan ülkelerin başında geliyordu. Ta ki Ukrayna ile başlayan savaşa kadar. Prof. Dr. Fahri Erenel, “Rusya'nın Sivastapol Limanı’nda bulunan birkaç amfibi gemisinin İHA saldırısıyla nasıl hasar aldığını ve Rusya'nın Karadeniz'in en önemli deniz gücüyken Ukrayna savaşında verdiği deniz kayıpları nedeniyle gemilerini Soçi'nin kuzeyine, Karadeniz'in doğusuna taşıdığını görüyoruz. Rusya gibi S-400'leri olan hava savunma sisteminin bu kadar iyi olduğunu iddia eden bir ülke bile bunlarla baş edemiyor ve bu gemilerini koruyamıyorsa, bu gemileri mevcut olan yapı içinde korumak oldukça güçleşir ve diğer kaynaklardan tasarruf ederek buna yönelmeniz gerekir. Gemilerimizi arttırılmaya çabalıyoruz. Uçak sayımızı arttırmaya çabalıyoruz. Bir yandan tanklar devreye girmeye çalışıyor. Bu dönem içerisinde uçak gemisinin Türkiye için bir öncelik olmadığını düşünüyorum. Türkiye'de bile o gemiyi limana çektiğiniz zaman o limanın çok korunması lazım. Her türlü hava, deniz saldırılarına karşı olağanüstü korunması gerekir ve arkasından da çok hızlı bir şekilde o geminin orayı terk etmesi gerekir. Amerika hiçbir zaman bunları limanlarda muhafaza etmez. Hep seyir halindedir uçak gemileri. 6’ncı Filo ve 7’nci Filo’nun Norfolk limanları vardır. Oraya yılda 1-2 kere uğrar, bakıma girerler. Onun dışında bu gemiler çürüğe ayrılmadıysa sürekli hareket halindedir. Çünkü sabitlendiğiniz anda hedef haline gelirsiniz. Bu ABD gibi mali açıdan güçlü bir ülke bile bu gemilerin sayısının arttırılmamasını tartışıyor” diyerek sözlerini noktaladı.