Suriye ordusu kısa süre içinde hem YPG’yi sahada daralttı hem de masada entegrasyon anlaşmasını kopardı. Deyrizor’da Arap aşiretleri YPG’yi kasabalardan sökerken, Şam yönetimi petrol sahalarından barajlara kadar kritik bölgeleri tek tek devraldı. Dün duyurulan ateşkes ve entegrasyon mutabakatı yalnızca Suriye’nin değil Türkiye’nin güvenlik ajandasının da seyrini değiştirecek türden. Suriye’nin kuzey ve doğusundan gelen haberler artık rutin çatışma notları değil. Bir yanda yıllardır fiili bir hâkimiyet kuran YPG/SDG yapısının sahadaki alanı hızla daralıyor. Diğer yanda Şam yönetimi “toprak bütünlüğü” söylemi eşliğinde hem sahayı toparlıyor hem de Kürt meselesini devlet çatısı altında yeniden tanımlamaya çalışıyor. Bugün gelinen nokta, son on yılın birçok ezberini sorgulatmakta. Türkiye sınırlarının hemen ötesinde “özerk bölge” tartışmalarıyla anılan yapı, bir anda Suriye ordusuna eklemlenme sürecine girmiş durumda. Üstelik bu dönüşüm, Arap aşiretlerinin isyanı ve uluslararası aktörlerin çelişkili tavırları eşliğinde yaşanıyor. Cephede sıkışan YPG, masada entegrasyon Ocak başından bu yana Suriye ordusu Halep’in kuzey mahallelerinden Fırat hattına uzanan geniş bir cephede YPG/SDG hedeflerine yoğun operasyonlar yürütüyor. Mazlum Abdi’nin “6 Ocak’tan bu yana şiddetli bir savaş yaşıyoruz” açıklaması da bu sıkışmanın sahadaki temposunu ele veriyor. Şam yönetimi, özellikle Rakka yolu üzerindeki Tabka’yı ve Fırat üzerindeki büyük barajı ele geçirerek hem enerji damarını hem de kuzeydoğu Suriye’ye giden stratejik güzergâhı kontrol altına aldı. YPG, birçok noktada hızlı geri çekilmek zorunda kaldı. Bu tabloya bir de Arap aşiretlerinin artan baskısı eklendi. Deyrizor ve Rakka kırsalında aşiret mensuplarının YPG kontrol noktalarına saldırdığı, bazı kasaba ve köylerde örgütü yönetimden uzaklaştırdığı yönünde haberler peş peşe geldi. Bu gelişmeler, YPG açısından hem güvenlik hem meşruiyet krizini derinleştiriyor. Tam da bu sıkışmışlık ortamında Şam ile YPG/SDG arasında “ateşkes ve entegrasyon” anlaşması duyuruldu. Anlaşma, tüm cephelerde çatışmaların durmasını, örgüte bağlı birliklerin belirli hatların gerisine çekilmesini ve sonrasında kademeli olarak Suriye ordusuna katılmasını öngörüyor. Anlaşmanın kamuoyuna yansıyan taslak maddeleri, bu mutabakatın bir “ateşkes” metninden çok daha fazlası olduğunu gösteriyor. Buna göre SDG’nin elindeki sivil kurumlar kademeli biçimde devlet yapısına bağlanacak, petrol sahalarının yönetimi merkezi hükümete devredilecek, örgüt mensupları ise güvenlik taramasından geçirildikten sonra Savunma Bakanlığı bünyesine bireysel olarak entegre edilecek. Taslakta ayrıca PKK mensuplarının Suriye dışına çıkarılması ve IŞİD tutuklularının bulunduğu cezaevleri ile kampların yönetiminin Şam’a bırakılması gibi Türkiye açısından doğrudan kritik başlıklar yer alıyor. Metinde Deyrizor ve Rakka vilayetlerinde idari ve güvenlik kontrolünün devlet kurumlarına devredileceği açıkça belirtiliyor. Petrol ve doğalgaz sahaları ile kritik geçiş noktalarının Şam’ın kontrolüne geçmesi, savaşın başından bu yana oluşan ekonomik düzeni de kökten sarsacak. Aşiretlerin tepkisi ve Suriye iç dengesi Bugünkü mutabakatı anlamak için Arap aşiretlerinin rolünü ayrı bir yere koymak gerekiyor. Yıllardır YPG/SDG şemsiyesi altında idare edilen Arap nüfus, gelir paylaşımı, yerel yönetim ve güvenlik uygulamaları konusunda ciddi şikâyetlere sahipti. Bu rahatsızlık, ideolojik bir itirazdan çok petrol gelirleri, yerel yönetim paylaşımları ve kontrol noktalarındaki düzen üzerinden büyüyen bir “hakkaniyet” kavgası olarak birikmişti. Aşiret önderleri, “IŞİD’e karşı verilen mücadele biteli çok oldu ama bize hâlâ muhatap muamelesi yapılmıyor” diyordu. Bu birikmiş rahatsızlık ilk olarak 2023’te geniş bir isyana dönüşmüş, ancak YPG bunu bastırmayı başarmıştı. Fakat ateşkesler ve ara uzlaşmalar, sahadaki güvensizliği ortadan kaldırmadı. Son haftalarda görülen yeni dalga, aslında uzun süredir ertelenen bir hesaplaşmanın yeniden sahneye çıkması. Bugün birçok kasabada aşiret güçlerinin YPG noktalarını ele geçirdiği, yer yer Suriye ordusuyla eşgüdüm içinde hareket edildiği dile getiriliyor. Bu tablo, Şam’ın “devlet geri dönüyor” mesajını güçlendirirken, YPG’yi Arap toplumsal tabanından daha da koparıyor. Şam’ın hedefi, sahada yeni bir özerklik üretmek değil, parçalanmış yapıyı merkezi güvenlik aygıtının içine çekerek eritmek. Bu nedenle entegrasyon, bir “ortaklık” görüntüsü verse bile fiiliyatta bir tasfiye ve denetim mekanizmasına dönüşebilir. Bu yüzden Şam açısından mesele bir pazarlık süreci kadar, sahadaki özerk mimariyi adım adım dağıtacak bir kontrol planı olarak da okunabilir. Bir anlamda YPG’nin sahadaki daralması sadece tank ve top ateşiyle değil, halk desteğinin erimesiyle de açıklanabilir. Şam yönetimi açısından bakıldığında aşiretler, uzun yıllar sonra yeniden merkezin doğal müttefiki rolüne çekiliyor. Devlet, “terörle mücadele” ve “toprak bütünlüğü” argümanlarını, yerel talepler ve aşiret onuru üzerinden yeniden paketleme imkânı buluyor. Bu durum, Suriye iç siyasetinde yeni bir güç paylaşımı tartışmasını da beraberinde getirecek. Ankara için yeni denklemin anlamı Türkiye açısından sorunun kalbi, bu yeni denklemin sınır güvenliğine, PKK dosyasına ve Suriye politikasına nasıl yansıyacağı. Ankara için bu dosya, YPG’nin PKK’nın Suriye uzantısı olması nedeniyle yıllardır bir ulusal güvenlik başlığı olarak görülüyor. Ankara’nın uzun yıllardır temel itirazı, güney sınırında PKK ile organik bağı bulunan bir silahlı yapının devletimsi bir alan kurmasıydı. Bugünkü tablo, bu alanın önemli ölçüde dağılması ve Şam’a devredilmesi anlamına geliyor. Kâğıt üzerinde bakıldığında bu, Türkiye’nin yıllardır savunduğu “Suriye’nin toprak bütünlüğü” tezine yakın duruyor. Ancak pratikte, YPG kadrolarının bir kısmının Suriye ordusu bünyesinde görev yapacak olması, sınırın öte yanında yeni bir gri alan oluşturuyor. Ankara, “üniforma değişti ama aktör aynı” diyen güvenlikçi bakış ile “merkezi devletin sorumluluğuna geçen bir yapı daha kolay yönetilir” diyen diplomatik kanat arasında bir tercih yapmak zorunda kalacak. Üstelik bu yeni denklem, Ankara’nın Şam’la temas kanalını artık daha açık bir zemine taşıyor. Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin Şam’la kuracağı diyalog daha belirleyici hale gelecek. Ankara açısından masadaki tablo sadece tehdit okumalarıyla sınırlı kalmayacak. Sınır güvenliği, PKK bağlantılı unsurların tasfiyesi ve mültecilerin geri dönüşü dosyaları, Şam’la kurulacak yeni pazarlığın ana başlıkları haline gelecek. Mültecilerin geri dönüşü, sınır hattındaki askeri varlık, Menbiç ve Tel Rıfat gibi başlıklar artık yalnızca Ankara–YPG gerilimi üzerinden değil, Ankara–Şam pazarlığı üzerinden konuşulacak. Bu da Türk dış politikasında yeni bir sayfa, hatta zor kararlar dönemi anlamına geliyor. Öte yandan taslakta yerinden edilmiş kişilerin Afrin ve Şeyh Maksud’a dönüşü için çalışma yapılacağı maddesi dosyanın güvenliğin yanı sıra demografi ve geri dönüş başlığında da yeni pazarlık alanları açtığını gösteriyor. Bu başlık, sahadaki askeri denklem kadar Türkiye’deki iç gündemi de doğrudan etkileyecek bir “sıcak hat” olarak öne çıkacaktır. Şam formülü: YPG/SDG nasıl ‘eritilecek’? Entegrasyon anlaşmasının en dikkat çekici tarafı, YPG/SDG kadrolarına sunulan bireysel güvence. Metne göre gerekli soruşturmadan geçecek savaşçılar Suriye ordusu ve iç güvenlik birimlerine personel olarak dâhil edilecek, rütbe ve mali hakları korunacak. Bu, fiili bir “kolektif özerk güç” modelinden, “bireysel düzeyde sisteme eklemlenme” formülüne geçiş anlamına geliyor. Yıllarca kendi yapısı içinde hiyerarşi kurmuş bir örgüt için bu hem psikolojik hem örgütsel açıdan ağır bir kırılma. Fakat entegrasyon, imza atıldığı gün başlamaz. Asıl mücadele komuta zincirinin kime bağlanacağı, ağır silahların nasıl tasfiye edileceği ve sahadaki maaş–lojistik düzeninin hangi bütçeyle sürdürüleceği gibi teknik başlıklarda yaşanacak. Kâğıt üzerindeki uyum, sahada aylar sürebilecek bir gerilim testinden geçmek zorunda. Metne yansıyan detaylar, sürecin sembolik ve psikolojik boyutunu da büyütüyor. Haseki’ye doğrudan vali atanması konuşulurken, Kobani’de ağır silahların kaldırılması ve İçişleri Bakanlığı bünyesinde yerel bir güvenlik gücü oluşturulması gibi maddeler, fiili özerklik algısının yerini merkezi denetime bırakan yeni bir döneme işaret ediyor. Öte yandan sahada ciddi kayıplar yaşamış militanlar için bu model, “hiç yoktan iyidir” çizgisiyle de karşılanabilir. Anlaşmada Kürtlere yönelik bazı ulusal haklar da sıralanıyor. Kürtçenin Arapça ile birlikte ulusal dil olarak tanınması, bazı bölgelerde eğitim ve kültürel faaliyetlerin güvence altına alınması gibi başlıklar, Şam’ın bugüne kadarki çizgisinden önemli bir sapma. Ancak bu vaatlerin ne kadarı Anayasa’ya girecek, ne kadarı sahada uygulanacak, asıl soru burada. Bu kırılgan geçişin bir başka risk başlığı da IŞİD dosyası. Deyrizor–Rakka hattında güvenlik boşluğu oluştuğu her an, hücre yapılanmalarının yeniden hareketlenmesi ve cezaevi/kamp yönetimi üzerinden yeni krizler çıkması ihtimali artabilir. Bu yüzden anlaşmanın kâğıttaki maddeleri kadar sahadaki uygulama temposu da belirleyici olacaktır. Entegrasyonun sahada tıkanması halinde yeni bir çatışma hattı doğabilir. Bu kez gerilim Türkiye–YPG çizgisinden çok Şam–YPG iç hesaplaşmasına dönüşebilir ve bu durum sınır boyunca yeni göç dalgaları ile güvenlik baskısını yeniden tırmandırabilir. Yeni on yılın Suriye denklemi Sonuçta Suriye’nin kuzey ve doğusunda yaşananlar yalnızca bir ateşkes haberi değil. Devlet otoritesinin geri dönmesi, YPG’nin daralan alanı, Arap aşiretlerinin yükselişi ve Kürt meselesinin yeniden tanımlanması, bölgenin önümüzdeki on yılını şekillendirecek. Bu tabloda “kazanan kim?” sorusu artık sahada daha yüksek sesle sorulacaktır. Şam yönetimi devlet otoritesini geri getirdiğini gösterirken, YPG açısından “özerk alan” fikri ilk kez bu kadar ciddi bir daralmayla yüzleşmekte. Türkiye için kritik olan, bu dönüşümün kalıcı olup olmayacağını doğru okumaktır. Ankara bu yeni denklemi sınırın ötesinde büyüyen bir risk olarak mı kilitleyecek, yoksa sahadaki dönüşümü kendi lehine çevirecek bir stratejik hamleye mi dönüştürecektir? *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. şam entegrasyon YPG SDG Göktuğ Çalışkan, Independent Türkçe için yazdı Göktuğ Çalışkan Pazartesi, Ocak 19, 2026 - 09:00 Main image:
Fotoğraf: Suriye Cumhurbaşkanlığı
TÜRKİYE'DEN SESLER Type: news SEO Title: Şam’ın entegrasyon hamlesi, Türkiye’nin yeni hesabı copyright Independentturkish: