Lumumba heykeli

Birkaç haftadır süren ve uluslararası turnuvalar arasında kendisine has bir yeri olan Afrika Uluslar Kupası’nın (AFCON) sonuna gelindi. Afrika’nın malum iklim koşulları nedeniyle geleneksel olarak Kuzey Yarım Küre’nin kış aylarında oynanan AFCON, yıldız oyuncularının sezon ortasında takımdan ayrılıp kendi ülkelerinin milli takımlarına katılması nedeniyle Avrupalı kulüplerin ve kendini biraz fazla kaptırmış taraftarların tepkisini çeker. Bu yıl da benzer tepkiler, AFCON’un sportif değerini küçümseyen yorumlar eşliğinde işitildi; hatta bu tepkilerin bazılarında sömürgecilik döneminin mirası kibrin izleri olduğundan da söz edilebilir. AFCON’un bir diğer kendine özgü niteliği tribünlerin renkliliğidir. Bu özellik, 2026 turnuvasının Sahra altı Afrika’ya uzaklığı nedeniyle biraz sönük kalsa da Lumumba heykeli pozu veren Kongo’lu (DC) taraftar herkesin ilgisini çekti. Michel Nkuka Mboladinga isimli taraftar ya da performans sanatçısı, Başkent Kinşasa’daki heykeli adeta Fas’taki tribünlere taşıdı ve takımına olan desteğini kıpırdamaksızın, mağlubiyetle sonuçlanan Cezayir karşılaşmasının sonuna kadar sürdürdü. Patrice Lumumba yalnızca ülkesinin değil, genel olarak sömürgecilik karşıtı mücadelenin ve Pan-Afrikanizmin sembolik isimlerinden birisi. Kongo’nun diğer birçok Afrika ülkesiyle birlikte bağımsızlığını kazandığı 1960’ta göreve gelen ve bu görevden yalnızca aylar sonra, ABD ve eski ülkenin eski sahibi Belçika’nın desteklediği ordu komutanı Mobutu’nun darbesiyle devrilen ülkenin ilk başbakanı. Devrildikten hemen sonra, Belçika’nın aktif desteğini alan ayrılıkçılara teslim ediliyor ve hemen sonrasında, 17 Ocak 1961’de, 36 yaşındayken kurşuna diziliyor. Lumumba’dan kurtulmak isteyen yalnızca Belçika değil elbette. İkinci bir Küba vakasıyla karşılaşmak istemeyen ABD’nin, Lumumba’nın öldürülmesi de dahil olmak üzere iktidardan uzaklaştırılmasına dair planlar yaptığı ve faaliyete geçtiği, ünlü Church Komitesi (1975-76) raporları tarafından belgelenmişti. Bir örnek verelim; CIA şefi Allen Dulles 1960 yazında Kongo’daki birimine gönderdiği mesajda, Lumumba’nın iktidardan devrilip yerine Batı yanlısı bir grubun geçirilmesini, hatta bunun gizliliği korumak koşuluyla gerekirse saldırgan yöntemlerle de yapılmasının en öncelikli mesele olduğunu iletiyordu. Sonraki yıllarda Belçika, Lumumba’nın öldürülmesinden doğan “ahlaki” sorumluluğunu kabul ederek resmi olarak özür diledi ve 2022 yılında, Lumumba’nın naaşından kalanları (dişlerini) ailesine teslim etti. Lumumba ailesi uzunca bir süredir bu sorumluluğun hukuki sonuçları olması için de uğraş gösteriyor. Ailenin, 2011 yılında hazırladığı yaptığı başvuruda hakkında suç duyurusunda bulunulan suçlulardan yalnızca bir kişi hayatta kalmış. Yıllar sonra savcılık, Etienne Davignon isimli bu eski diplomat hakkında, savaş suçlarının işlenmesine katılmak ve tutuklunun kötü muameleye tabi tutulması suçlamalarını yöneltmekte. Suçlamanın bir ceza yargılamasına dönüşmesi konusunda Brüksel mahkemesinin bu hafta içerisinde usul incelemesi yapması ve bir karar vermesi bekleniyor. Aile, yaklaşık on beş yıldır sürdürdüğü hukuk mücadelesine dair ümidini koruyan bir açıklamada bulunmuş. Meselenin, yaralanan hislerin sarılması ya da geçmişle siyasi bir hesaplaşma değil, adalet meselesi olduğunu vurguluyorlar. Öte yandan, şu anda 92 yaşında olan ve olayın gerçekleştiği sırada bir stajyer olan bir emekli diplomatın yargılanmasının nasıl bir sonuç doğuracağını kestirmek pek de mümkün değil. Belki de bu sefer AFCON tribünlerinin uğuru yanlarında olur.