Suriye’deki ateş nabızları yükseltti

Suriye’de 6 Ocak’tan bu yana yükselen tansiyon ve HTŞ’nin kontrolündeki Şam güçlerinin SDG’nin kontrol ettiği bölgelere dönük saldırıları 18 Ocak’ta imzalanan ateşkes anlaşmasına rağmen devam ediyor. 19 Ocak’ta Colani-Mazlum Abdi görüşmesinin olumsuz sonuçlanması, sahadaki gerilimin ateşkesle durdurulamayacağını gösterdi. Çünkü ortada Suriye’nin geleceğine ve yeni düzenin nasıl şekilleneceğine dair ciddi bir anlaşmazlık var. Son yazımızda Türkiye’deki sürecin, Suriye’de yaşanacaklardan kaçınılmaz şekilde etkileneceğini belirtmiş ve PKK’nin silah bırakıp kendini feshetmesini, sürecin “radikal ama görece kolay adımı” olarak nitelendirmiştik. O günden bu yana cereyan eden olaylara ve siyasilerin son sözlerine bakınca, sürecin üzerindeki basıncın arttığını söylemek yanlış olmaz. Türkiye ile Suriye’yi resmî sınırlar birbirinden ayırsa da sosyopolitik ve jeopolitik açıdan oluşan “iç içe”lik durumu, geçici hükümet ile Kürt hareketinin karşı karşıya gelmesiyle buradaki sürecin kendi doğal dinamikleriyle aşılamayacak bir tıkanıklık yarattı. Ekim 2024’te başlatılan “yeni açılım” sürecinde en sert rüzgârlar dün esti. DEM Parti, son bir yılda iktidarı ilk kez bu kadar ağır ifadelerle eleştirdi. Bu hafta grup toplantısını Meclis yerine Nusaybin’deki Kamışlı sınırında yapan DEM Parti’nin eş başkanları, Erdoğan’a ve Bahçeli’ye yüklendi. Tülay Hatimoğulları, Erdoğan’a, “Kürtleri katlettiği için mi HTŞ’yi tebrik ediyorsunuz?” diye sorarken, Bakırhan ise Bahçeli’nin “SDG Kürtleri temsil etmiyor” sözlerine, “Sana mı soracağız kimin kimi temsil ettiğini?” karşılığını verdi. Rojava’ya yönelik müdahaleyle sürecin sabote edildiğini belirten DEM Parti liderleri, Suriye’de Kürtlerin dil ve statü taleplerinden vazgeçilmeyeceğini ifade etti. Kürtler Suriye’de Rojava bölgesini savunmak için seferberlik çağrıları yapıyor. Geçici Şam yönetiminin önerdiği koşullar, Kürt siyasetince 2011 öncesine dönüşün dayatılması olarak değerlendiriliyor. Bu, ödenen bedeller sonrası elde edilen tüm kazanımlardan vazgeçmek olarak görülüyor. Kürtler bu konuda yalnız kaldıklarını da düşünüyor. Bakırhan’ın dünkü konuşmasında sarf ettiği, “Rojava’da Kürtler tek, dünya bir olmuş. Kürtlerin statüsüz, kimliksiz yaşaması için bir oluyorlar. Kazanımlarınızdan vazgeçin diyorlar, Kürt gençleri Kobani’de kendi anadiliyle eğitim görmesin diyorlar. Kürtler teslim olsun istiyorlar” sözleri, mevcut ruh halinin ve kavrayışın özeti. Suriye’de 2011 yılında iç savaşın başladığı günden 8 Aralık 2024’te Esad’ın düştüğü güne kadar hiçbir şey emperyalist plan ve müdahalelerden bağımsız gerçekleşmedi. ABD ve İsrail, bölgeyi kendi çıkarlarına göre dizayn ederken, sahada alan kazanmaya çalışan aktörlerin birçoğu, namluları birbirlerine doğrultsalar da, bu güç dengesine yaslanarak siyaset üretti. Ancak emperyalizm kimsenin “devrimi” ya da “terörle mücadelesi”yle ilgilenmedi; yalnızca kimin kendi lehine, kimin aleyhine çalıştığına baktı. Bazen tarihsel ittifaklarını kullandı, bazen de kısa süreli işbirlikleri kurdu. Şimdi gelinen noktada ise yine aynısını yapıyor. Gerilimin günden güne tırmandığı Suriye’de bir denge noktasının nerede bulunacağı, HTŞ ile SDG arasındaki anlaşmazlığın ne şekilde çözüleceği soru işareti. Şu sıralar gözünü İran’a diken ve saldırı için fırsat kollayan ABD’nin yeni ve uzun süreli bir savaşa izin verme ihtimali düşük görünüyor ancak sürece yapacağı müdahalenin Kürtleri ve Ankara’yı ne derece tatmin edeceği şimdilik belirsiz. Suriye yakın vadede istikrara kavuşacakmış gibi durmasa da en azından ateşkesin uygulanabileceği ve sorunların bir süreliğine dondurulduğu ara dönemin koşulları oluşturulabilir. Suriye’de farklı yerde durarak, farklı çıkarlar peşinde koşarak ve daha da önemlisi çatışarak, Türkiye’de ortak bir süreç yürütülebilir mi? Kulağa zor bir denklem gibi geliyor. Aslında iktidar tarafı, baştan bu yana söylediğinden çok farklı bir şey söylemiyor. Fakat güneyde olanlar, Kürt siyasi hareketinde saklı tutulan endişe ve kuşkuların daha yüksek perdeden dile getirilmesini tetikledi. Suriye’deki ateş nabızları yükseltti; ayrımları belirginleştirdi. Sürecin esas sınavı burası. Sürtüşmenin varlığı, doğrudan sürecin sona erdiği anlamına gelmese de, görmezden gelinemeyecek düzeyde büyük bir hasar oluşturuyor.