Kar sessizliği

Şimdi de kar kapladı her yanı. Kar nedense çocuksu bir sevinç uyandırıyordu içimde. Gündelik zamanın ritmini bozduğu için mi? Saatler yavaşlıyor, planlar askıya alınıyor, acele anlamsızlaşıyordu. Yetişkinliğin o bitmeyen ilerleme zorunluluğu kısa bir süreliğine etkisini yitiriyordu. Çocuklukta zaman verimli olmak zorunda değildi; şimdi ise neredeyse her an bir amaca bağlanmak zorundaydı. Kar, bu zorunluluğa küçük ama belirgin bir itirazdı. Kar yağdığında mekân da değişiyordu. Sokak artık yalnızca bir geçiş alanı değildi; bir yüzeye, bir boşluğa dönüşüyordu. Her şey örtülüyor; ayrıntılar siliniyordu. Üstelik kar kontrol edilemiyordu. Ne zaman başlayacağı, ne kadar süreceği, ne zaman duracağı bilinmiyordu. Tam da bu nedenle rahatlatıcıydı. Kontrol duygusunu elimizden alıyor ama kaygı üretmiyordu. Dış dünyanın talepkârlığı azalıyor, sorumluluk duygusu gevşiyordu. Kar, insanı beklemeye davet ediyordu. Geçen hafta Béla Tarr sinemasındaki bekleyiş üzerinde durmuştum. Onun filmlerinde zaman ilerlemiyor, gelişmiyor, açılmıyordu. Sanki zaman, yavaş yavaş bozuluyordu. Tıpkı şimdi olduğu gibi. ‘Şeytan Tangosu’ filminde günler birbirini izlemiyordu; üst üste biniyor, ağırlaşıyor, sonunda ayırt edilemez hâle geliyordu. Bu yüzden beklenen şey hiçbir zaman gelmiyordu; çünkü asıl mesele gelmemesi değil, zaten gelmiş olmasıydı. *** Bugün de benzer bir zamansallığın içindeydik. Gelecek fikri giderek anlamını yitirmişti. İnsanlar birikim yapmıyor, uzun vadeli planlar kurmuyordu. Yarın, yatırım yapılacak bir alan olmaktan çok, belirsiz bir risk gibi algılanıyordu. Trump Grönland’ı işgal eder mi? Avrupa buna nasıl karşılık verir? Suriye’de ne olur? Seçimler yeniden yapılır mı? Nükleer savaş ihtimali gerçekten geride mi kaldı? Sorular artıyor ama cevaplar geleceği kurmuyordu. Gelecek, bir vaat olmaktan çıkıyordu. Gelecek fikrinin iptal edilmesinin sonuçları ne olacak? Psikanalitik açıdan bu durum bastırılmış bir umutla açıklanamaz. Burada umut bastırılmamıştır; işlevini yitirmiştir. Freud’un melankolide tarif ettiği o donmuş zaman duygusu -geleceğin vaat olmaktan çıkması, geçmişin ise geri kazanılamaz hâle gelmesi- bugün kolektif bir deneyime dönüşmüş gibiydi. Tarr’ın karakterleri kaybettiklerini bile bilmez; çünkü kayıp, yas tutulabilecek kadar yeni değildi. Bu nedenle bekleyiş sabırlı değildi, ahlaki değildi, yüce hiç değildi. Sadece devam eden bir bekleyiş... Tarr sinemasını izlerken seyirci suçluluğu hissi de buradan doğuyordu. Uzayan planlara bakıyor, yıkımı izliyor, çürümeye tanıklık ediyorduk. Günümüz dünyasında felaketlere bakıp hayatına devam eden, adaletsizlikleri izleyip konforunu bozmayan öznenin küçük bir provası gibidir bu deneyim. Tarr olan biteni göstermekten çok, bakmanın kendisini görünür kılmıştı. İzlemek rahatlatmıyor; aksine, izleyiciyi kendi edilgenliğiyle baş başa bırakıyordu. *** Bu bekleyiş, beraberinde bir sessizliği de getiriyordu. Yanıt vermeyen bir dünya hissi... Çağrılar yapılıyor, görüntüler dolaşıma giriyor, tepkiler veriliyor ama gerçek bir karşılık doğmuyordu. Gazze’de yaşananlar sırasında olduğu gibi. Sessizlik burada derinlik değil, boşluk üretiyordu. İnsan böyle bir boşlukla karşılaştığında talebini geri çeker, arzusunu küçültür, sesini ayarlar. Sessizlik bastırıcı bir emir gibi çalışır; ama emir vermez. Belki de iktidarın en etkili biçimi tam olarak buydu. Bu nedenle sessizlik, yası değil; yas tutamamayı işaret ediyordu. Çok şey yaşanmıştı ama yaşananlar bir deneyime dönüşememişti. Bu yüzden bir anlatı da kurulamıyordu. Günümüzde sessizlik çoğu zaman gürültünün içinde çalışıyordu. Herkes konuşuyor; ama asıl meseleler sessizliğe gömülüyordu. Béla Tarr sinemasında sessizlik bu yüzden tehditkârdı. Diyalog az olduğu için değil; konuşmanın dünyayı değiştirme kapasitesi kalmadığı için. Yine de bu sessizlik mutlak değildi. Sessizlik sonu değil, bir eşiği temsil ediyordu. Derinden derine büyüyen bir çığlığın kabuğunu oluşturuyordu. O kabuk öylesine kırılgandı ki, ne zaman ve nereden çatlayacağı bilinmiyordu. Bekleyiş, bazen tam da bu belirsizliğin adıydı. Kar hızını arttırmış, deniz artık görünmüyordu.