Uzun süren toplantıların ardından Meclis’teki çözüm komisyonu, üç vekil dışında oy birliğiyle hazırladıkları taslak raporu onayladı. Bu haberde raporun ayrıntılarını değil, Öcalan’ın “demokratik entegrasyon” koşulu olarak öne sürdüğü ve komisyon raporunun da işaret ettiği doğrultuyu, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ’nı kısaca masaya yatıracağız. Yeni bir tartışma değil: Aynı yemek bir kez daha ısıtılıyor Avrupa Birliği, Dünya Bankası, IMF, Dünya Ticaret Örgütü ve ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı... Hepsinin bu konuda aynı safta olduğunu söyleyerek söze başlayalım. Emperyalist düzenin en sağlam dayanakları olarak görebileceğimiz bu kuruluşların tamamı “yerel yönetimlerde özerklik” denilen sürecin doğrudan destekçisi ve hatta fikir babası. Büyük şevkle verilen bu desteğin dayandığı iki temel zemin var. Bunlardan birincisi, emperyalist güçlerin tüm ülkelerin içine daha derinden nüfuz etmelerini de sağlayacak şekilde merkezi egemenliği zayıflatma istekleri. İkinci dayanaksa ilkiyle doğrudan bağlantılı olacak şekilde kamusal hizmetlerin bir bütün olarak tasfiyesi, sermayenin “özgür” dolaşımının önündeki engellerin ortadan kaldırılması ve sınıfın birliğinin dağıtılması isteği. Emperyalistler için bu adımların uygulanmaya konulduğu pilot bölge, sosyalizmin geçici olarak geriye çekildiği ülkeler olmuştu. Bu ülkelerde “yerel yönetimleri” demokrasiyi güçledirme kılıfı adı altında sürekli parlak etiketlerle masaya süren emperyalistler, öncelikle halka devlet eliyle sunulan kamusal hizmetleri tasfiye etmiş, tam da bu noktada “yerellik” masalını öne çıkarmışlardı. Yerel yönetimlerin merkezi destek olmayınca birçok hizmeti yerine getirememesi özelleştirmeleri otomatik olarak gündeme getirmiş, bu da “çağın gereği” ve “hizmetlerin daha kaliteli sunulması” kılıfına sarılmıştı. İşçi sınıfı içinde ücret eşitsizliklerini bölgesel denklemleri de içine alarak, sınıfın bütünlüğünü dağıtıcı bir şekilde kullanmayı hedefleyen düzen açısından çok boyutlu bir kazan kazan aracına dönüştürülen bu hamle, aynı zamanda yine “bütçe yetersizliği” yaşayan yerel yönetimlere “fonlar” aracılığıyla emperyalistlerin daha fazla nüfuz etmesine de olanak sağlamıştı. soL Haber, emperyalistlerin ve patronların yalanlarına karşı haberlerine devam ediyor. Bu haberlere destek olmak, soL'un sesine güç katmak için sen de abone ol. ABONE OL Bu hamle Türkiye'de ne işe yarar? Komisyon raporu ve Öcalan’ın son mesajıyla bu tartışmalar belli ki yeniden alevlenecek. Bu yüzden baştan not etmek gerekiyor… Avrupa Birliği, Dünya Bankası, IMF, Dünya Ticaret Örgütü, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı’nın istediği, AKP ve MHP’nin de altına imzasını attığı bir sürecin yoksulların yararına olduğunu söylemek, bu düzene ve aşağıda yer alan başlıklara en baştan teslim olmak anlamına geliyor. Bölgesel asgari ücret adı altında ülkede sınıfın birliği hedef alınacak, emekçiler arasındaki eşitsizlikler daha da derinleşecek. Emperyalistlerin fonlar aracılığıyla ülke içindeki nüfuzu çok daha üst düzeye çıkacak, egemenlik fikri tamamen askıya alınacak. Türkiye sermaye sınıfının önündeki son engeller de düzen eliyle ortadan kaldırılacak. Bu sayede geriye kalan son kamusal hizmetler de yerel yönetimler eliyle sermayeye açılacak. Merkezi bir planlamayla bölgesel eşitsizliklerin giderilmesine yönelik atılması gereken adımlar fikir düzeyinde dahi olsa masanın dışına itilecek. Yerelleşme, katılım, demokratikleşme masalı adı altında sermaye sınıfının ve emperyalist merkezlerin çıkarı her şeyin merkezine yerleşecek, halkın bir bütün olarak düzenin karşısına ortak sorunlarını başa yazarak dikilmesinin önüne geçilmek istenecek. Emekçilerin yıllar süren mücadeleler sonucu elde ettiği son kamusal haklar da “yerelleşelim” etiketi altında özel sektörün insafına terk edilecek. Ne Türk ne de Kürt yoksullar AKP iktidarı ve emperyalist merkezlerin bu adımlarıyla daha fazla demokratileşecek ve özgürleşecek. Ve tüm bu maddelerin ardından “yerelleşiyoruz, demokratikleşiyoruz” masalı düzen eliyle üzerimize boca edilmeye devam edecek.