ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Arabistan’la bir sivil nükleer anlaşma yapmak üzere olduklarını ABD Kongresine bildirdi. Taslağı inceleyen Reuters haber ajansı belgenin ABD’nin uzun süredir gerekli gördüğü başka ülkelerin nükleer kapasite geliştirmesini önlemeye dönük geleneksel kısıtlayıcı hükümleri içermediğini duyurdu. Anlaşma onaylanırsa Riyad’ın uranyum zenginleştirme kapasitesi edinebileceğine işaret eden taslağı değerlendiren uzmanlara göre, bu koşullarda “sivil nükleer program”, kısa sürede askerî kapasiteye evrilebilecek bir eşiğin kapısını aralayabilir. Reuters haber ajansına göre gelişme, Şubat ayı başında ABD ile Rusya arasındaki “stratejik silahların sınırlandırılması anlaşmasının sona ermesinin ardından” ve “Çin’in nükleer cephaneliğini genişletmeye yönelik adımlarıyla birlikte, yeni bir küresel nükleer silahlanma yarışı endişesinin arttığı bir dönemde” geldi. Cumhuriyetçi Trump ile eski Demokrat ABD Başkanı Joe Biden dönemlerinde Washington, Suudi Arabistan’ın ilk sivil nükleer enerji santrallerini inşa etmesine yönelik seçenekler üzerinde Riyad’la temas yürütmüştü. Ancak mevcut taslak, önceki yönetimlerin savunduğu bazı kısıtlama koşullarında esneklik içeriyor. Söz konusu kısıtlamalar arasında Suudi Arabistan’ın uranyum zenginleştirme ve kullanılmış nükleer yakıtı yeniden işleme kapasitesine sahip olmaması bulunuyordu. Trump’ın Kongre’ye sunduğu rapora göre, “123 Anlaşması” olarak bilinen taslak, Suudi Arabistan’ın sivil nükleer programının geliştirilmesinde ABD nükleer endüstrisini kilit bir konuma yerleştiriyor ve “nükleer silahların yayılmasını önlemeye yönelik güvencelerin” devrede olacağını öngörüyor. Ancak raporu inceleyen Reuters haber ajansına göre belge, Suudi Arabistan’ın bir uranyum zenginleştirme programına sahip olmasının da önünü açabilecek ifadelere yer veriyor. Zira metin, zenginleştirme ve yeniden işleme dâhil olmak üzere “potansiyel nükleer işbirliğinin en hassas alanlarına” ilişkin ek güvenceler ve doğrulama önlemlerine atıfta bulunuyor. İsrail’le 'normalleşme', İran’a karşı nükleer kapasite Taslak, ABD’nin İran’a yönelik saldırı hazırlıklarına devam ettiği ve bölgedeki askeri yığınağını artırdığı bir döneme denk geldi. Suudi Arabistan’ın fiili yöneticisi Veliaht Prens Muhammed bin Selman, İran’ı gerekçe göstererek krallığın da nükleer silah geliştirmeye yöneleceğini söylemişti. Bin Selman, 2023’te Fox News’e verdiği demeçte, nükleer silahın “güvenlik gerekçeleriyle ve Orta Doğu’da güç dengesini sağlamak için” gerekli olacağını ileri sürmüştü. Öte yandan uzmanlar, Suudi Arabistan’ın Birleşmiş Milletlere bağlı Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na (UAEA) daha geniş ve daha müdahaleci denetim yetkisi tanıyan Ek Protokolü kabul etmesi gerektiğini vurguluyor. İran’ın nükleer programı, UAEA denetimleri ve Tahran’ın uluslararası kuruluşlarla yürüttüğü işbirliği çerçevesinde uzun süredir izleniyor. Eski ABD Başkanı Barack Obama döneminde İran’la imzalanan ve denetim ile sınırlamaları güçlendirmeyi hedefleyen nükleer anlaşma (JCPOA), 2018’de Trump yönetiminin anlaşmadan çekilmesiyle ortadan kalktı. Riyad’a uranyum zenginleştirme imkanı tanınması tartışmaları, Washington’ın hazırladığı taslağın enerji başlığıyla bağlantılı olmaktan çok bölgesel ve küresel çaptaki diğer gelişmelerle ilgili olduğunun en açık işaretlerinden biri. Uzmanlara göre, Suudi Arabistan anlaşmanın onaylanması halinde “eşik nükleer kapasiteye” ulaşabilir. Bu kavram, bir ülkenin resmen nükleer silaha sahip olduğunu ilan etmeden, kısa süre içinde silah üretimine imkan verebilecek teknik ve endüstriyel altyapıya yaklaşmasını ifade ediyor. Bu yaklaşım, “silah yaptı mı yapmadı mı” ikiliğinden çok, uranyum zenginleştirme kapasitesi, yakıt döngüsünün kritik aşamalarını (zenginleştirme, yakıt üretimi, kullanılmış yakıtın yönetimi/yeniden işleme) kontrol etme düzeyi ve kriz anında siyasi kararla programın askerî yöne hızlıca evrilip evrilemeyeceği gibi göstergelere odaklanıyor. Bu nedenle zenginleştirme teknolojisi, sivil nükleer enerji için de kullanılabilse, aynı altyapının daha yüksek seviyelere doğru “tırmanma” potansiyeli nedeniyle uluslararası anlaşmalarda en tartışmalı eşiklerden biri sayılıyor. İsrail’le yürütülen pazarlıklar Bu gelişme, ABD’nin Suudi Arabistan ile İsrail arasındaki “normalleşme” sürecini ilerletme çabalarıyla somut biçimde bağlantılı görülüyor. Washington’un arabuluculuğunda yürütülen görüşmelerde Riyad’ın masaya koyduğu başlıca talepler arasında ABD’den NATO benzeri bir savunma taahhüdü olmasa da bağlayıcı bir güvenlik anlaşması; hava savunma ve yüksek teknoloji savunma platformlarına gibi gelişmiş silah sistemlerine erişim; ve kendi “sivil nükleer programını geliştirme hakkı” bulunuyordu. Gazze’deki soykırımın mimarlarından İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, 2023 yılında BM kürsüsünden yaptığı konuşmada, Suudi Arabistan’la “tarihi bir barışa doğru ilerlediklerini” söylemiş ve” İsrail’in Arap dünyasıyla entegrasyonunun” genişleyeceğini açıklamıştı. Riyad, İsrail’in yürüttüğü soykırım nedeniyle görüşmelerin askıya alındığını duyurmuş olsa da Washington’ın hazırladığı taslak, Riyad’ın soykırım üzerinden daha fazla taviz koparma stratejisine gitmiş olabileceğine işaret ediyor. Tüm bu adımlara karşılık İsrail’e verilecek tavizler ise Riyad’ın talepleri kadar açık ifade edilmiyor. Silahların Kontrolü Derneği (SKD) yetkililerinden Kelsey Davenport, raporun Trump yönetiminin Suudi Arabistan’la önerdiği nükleer işbirliği anlaşmasının doğuracağı yayılma risklerini ya da yaratabileceği emsali yeterince değerlendirmediğine dair kaygılar doğurduğunu söyledi. SKD’ye göre Trump yönetimi, 123 Anlaşması’nı Kongre’ye en erken 22 Şubat’ta sunabilir. Yönetimin, raporun ardından anlaşma metnini Kongre’ye göndermek için yaklaşık 90 günü bulunuyor. Senato ve Temsilciler Meclisi’nin her ikisi de 90 gün içinde 123 Anlaşması’na karşı karar tasarıları kabul etmezse, anlaşma yürürlüğe girecek ve Suudi Arabistan’ın bir “sivil nükleer program” yürütmesine izin verilecek. ABD-Rusya arasında START’ın sonu Reuters haber ajansının dikkat çektiği ve ABD ile Rusya arasındaki “son stratejik silahların sınırlandırılması” anlaşması New START, 5 Şubat 2026’da resmen sona erdi. Böylece ABD ve Rusya’nın stratejik nükleer cephaneliklerini bağlayıcı biçimde sınırlayan ve aslında 2023 yılından bu yana işlemeyen anlaşma ortadan kalkmış oldu. 2 011 yılında yürürlüğe giren bu anlaşma, iki ülkenin konuşlandırılmış stratejik nükleer savaş başlıklarını bin 550; konuşlandırılmış füzeler ile nükleer görevli bombardıman uçaklarını ise 700’le sınırlandırırken, karşılıklı veri paylaşımı ve yerinde denetim mekanizmalarıyla şeffaflık sağlamayı hedefliyordu.