PEKİN Çin, ABD’nin kendisiyle nihai bir hesaplaşmaya hazırlandığının elbette farkında, bu hesaplaşma için de zamana ihtiyacı var. Pekin zamanın geçmesini beklerken, ABD’nin ikincil yaptırımlarının hedefi olmak istemiyor. Geçen Ekim’de Rus petrol şirketleri Rosneft ve Lukoil’e gelen ABD yaptırımlarının ardından Çin, Rusya’dan deniz yoluyla petrol alımını hemen kesti. İran konusunda da durum farklı değil. Günde 11 milyon varil petrol ihtiyacı bulunan Çin, tanker şirketlerinin verilerine göre, son haftalarda İran’dan aldığı petrolü geçen seneye göre yüzde 30azalttı. Sonuç olarak, ABD, İran’ı vurursa, Çin’in askeri bir yanıt vermesi şu an olası değil. Bunun birden çok sebebi var, birincisi Çin’in İran ile Şanghay İş birliği Örgütü ve BRICS gibi çeşitli ortaklıkları var ama Tahran ile Pekin arasında bir savunma iş birliği anlaşması gibi bir anlaşma yok. İkincisi, Çin, dev enerji ihtiyacı ve ticaret iştahı çerçevesinde Ortadoğu’da çok katmanlı bir politika yürütüyor. Yani İsrail ile de ilişkisi var, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’la da dolayısıyla Pekin böyle bir çatışmanın direkt tarafı olmayacaktır. Çin’i askeri çatışmalardan uzak tutacak bir diğer sebep, Tayvan meselesi ve Pasifik bölgesindeki ABD ve müttefiklerinin ülkeyi kuşatma çabaları. Hazırlığını buna göre yapan Çin’in, yeni bir cephe açması akla ve mantığa uygun değil. Dolayısıyla da olası bir ABD operasyonu sırasında Çin diplomatik olarak sesini yükseltecektir ama askeri alanda sessiz kalmayı tercih edecektir. Batılı medya kuruluşları geçen seneki saldırının ardından Pekin’in Tahran’a roket yakıtı yolladığını duyurdular. Çin Dışişleri Bakanlığı hemen bir açıklama yaparak, İran’a yollanan sodyum perkloratın Çin’de kontrollü bir emtia olmadığını ve ihracatının normal ticaret olarak kabul edildiğini duyurdu. Özetle, Pekin, ABD’nin hazırlandığı hesaplaşma için Pasifik’i ve askeri olarak da ABD’nin önünde olacağı 2035’i bekliyor. MOSKOVA Rusya için durum daha karmaşık. Moskova, Ukrayna’daki toprak kazanımlarının dünya tarafından tanınmasını ve yaptırımların sona ermesini arzuluyor. Bu amaca ulaşmanın yolu da Beyaz Saray’da oturan Başkan Trump ile ilişkileri korumaktan geçiyor. Rusya, Ukrayna savaşı sırasında İran’dan aldığı insansız hava araçlarını kullanıyor ama İran’ı savunmak için bir askeri yükümlülüğü yok. Ocak 2024’te Rusya ile İran arasında imzalanan Stratejik Ortaklık Antlaşması’nda savunma ve güvenlik iş birliği maddeleri var ama bu askeri bir müdahale durumunda diğer ülkeye çatışmaya direkt girme sorumluluğu yüklemiyor. Anlaşma daha çok topraklarını birbirine karşı saldırılarda kullandırmama taahhüdü içeriyor. Tıpkı Çin gibi Rusya da İran politikasını belirlerken bölge ülkeleriyle arasındaki ilişkileri de hesaba katıyor. WASHINGTON Haklı olmanın değil güçlü olmanın geçerli olduğu bir dünyada yaşıyor olmak bile ABD’deki soru işaretlerini dağıtmaya yetmiyor. Washington’da bu sıralar en fazla sorulan iki soru şu: Başkan Trump, geçen yıl düzenlenen saldırının ardından İran’ın nükleer tesislerinin yok edildiğini açıklamıştı. ABD’liler “Madem tesisler yok edildi, şimdi niye böyle bir yığınak yaptık, neden İran’ı ne zaman vuracağımız konuşuluyor?” diye soruyorlar. Tek soru bu değil elbette, 2024 seçim kampanyasına, ABD’yi dış çatışmalardan çekme vaadiyle giren Başkan Trump, şimdi neden nereye evrileceği belirsiz bir savaşı masada tutuyor? Seçmen ve Kongre üyeleri dışında Beyaz Saray ve Pentagon’da da cevabı aranan sorular var: Mesela rejim yıkılırsa geçiş dönemine kim liderlik edecek? Washington’da Pehlevi’nin bu sorunun cevabı olamayacağını düşünen çok. Bir diğer soru, bir askeri operasyona karşı çıkmayacağı belli olan Rusya ve Çin, Tahran’da tamamen Batı yanlısı bir yönetim kurulması için adımlar atıldığında yine tamamen sessiz kalırlar mı? Başka sorular da var: Mesela savaşın çok uzaması ya da kontrolden çıkması durumunda Gazze’deki barış çabaları bu durumdan nasıl etkilenir? Mesela seçimlerin yaklaştığı İsrail’de, Netanyahu olası bir harekâtı kendine siyasi fayda sağlamak adına nasıl kullanır, bu uzun vadede ABD’nin bölgedeki inandırıcılığına ne kadar zarar verir, yatırım kayıplarına yol açabilir mi? Sonuç olarak ABD; savaş düğmesine basmadan önce belirsizlikleri ve riskleri minimize etmek istiyor. Cenevre’de yapılan görüşme, biraz da dünyaya başka seçenek kalmamıştı dedirtmek için... TAHRAN Tahran için en büyük ikilem önce İran’ı mı yoksa rejimi mi savunmak gerektiği. ABD, rejimi değiştirecek bir harekâta girişirse, Tahran altın vuruş yapabilir, Hürmüz’ü kapatmak dahil tüm ülkelere zarar verecek bir savunma hattı kurabilir. Hürmüz kapanırsa, bu ABD’ye, Avrupa’ya, Hindistan’a ve hatta Çin’e enflasyon olarak döner... ABD, İran’ı nükleer tesis ya da füze stokları üzerinden hedef alırsa, rejim daha az riske girer, o zaman sadece kuyruğu dik tutacak bir karşılık senaryosu gündeme gelebilir. Cenevre’de, İran Dışişleri Bakanı’nın Tahran’ın sahip olduğu füzelerle ilgili ABD tarafından gelen notun zarfını dahi açmadan iade ettiğini biliyoruz. Bu da Tahran’ın vurulma riskini almaya hazır olduğunu gösteriyor. Tahran, ABD, İran’ı vurursa rejim karşıtı protestoların biteceğini, toplumun rejimin etrafında kenetleneceğini düşünüyor olabilir ama evdeki hesap çarşıya ne kadar uyar bunu yaşayarak göreceğiz... ANKARA Türkiye, bölgesinde çatışma ve savaş istemiyor. Hele ki İran’ın parçalanmasına yol açacak bir savaşı hiç istemiyor. Ankara tüm iyi niyetiyle böyle bir ortamı hazırladı ama İran, İstanbul’da masaya oturmadı. Fark etmez, Türkiye, İran’ın vurulmamasını Tahran’ın kaşının gözünün hatırına değil kendi iyiliği için istiyor ve bu yönde çalışmaya devam ediyor. Bir askeri seçenek engellenemezse de Ankara, bunun sınırlı kalmasını ve en kısa sürede sona ermesini istiyor. İran ile ABD arasında uzun sürecek bir çatışmanın sınırlara yönelecek göçmen akınından, turizme vereceği zarara kadar tüm etkileri hesaplanıyor. Suriye’de durum düzelmişken, terör örgütüne bu kez İran’da yeni bir deneme yaratacak bir ortamın oluşmasını da istemiyor. SONUÇ Sadece Washington ya da Tahran da değil birçok başkentte olası bir savaşın senaryoları çalışılıyor. Türkiye ne kadar iyi niyetli olursa olsun, iki tarafın da çatışma istediği bir ortamda yapılabileceklerin bir sınırı var. Olası bir operasyonda Çin ve Rusya’nın BM Güvenlik Konseyi’ni harekete geçireceği kesin ama orada da hazır bir ABD vetosu var. Erdoğan’ın “Dünya 5’ten büyüktür” sözünün bir tespitten bir zorunluluğa döndüğü dönemden geçiyoruz.