Masumiyet Müzesi’nde Kemal’in aşkı: Tutku mu, takıntı mı? Psikolojik bir analiz

Masumiyet Müzesi’nde Kemal’in Füsun’a duyduğu aşk tutku mu yoksa takıntı mı? Aşk türleri, yas süreci ve psikolojik bağlanma üzerinden kapsamlı bir analiz. “Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum” – Böyle anlara geri dönmek için hepimiz fotoğrafları, nesneleri hatıra olarak istiflemiyor muyuz? Sevdiklerinden ayrı kalan herkes için bunlar bir teselli kaynağı değil mi? Kemal için de öyle. Öylesine ki istiflediği nesnelerden bir müze kuruyor. Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi romanı yeniden gündeme gelince Kemal’in aşkını tanımlama tartışmaları başladı. “Bu aşk değil takıntı” diyenler de var, “O Füsun’u değil, hayalindeki Füsun’u sevdi” diyenler de. Kimileri için Kemal “kalpsiz kötü bir adam”, kimileri için “saplantılı bir hasta”, bir kısım içinse “tutkulu bir romantik”. Kemal’i anlamak aşkına ve acısına onun penceresinden bakmayı gerektiriyor. Bunun için de önce aşkın bağlamsallığını ve tek bir sevme tarzı olmadığını açıklamak gerek. ■ Aşk nedir? Tek bir tanımı var mı? Aşk tek bir kelimeye sığmaz. Aşk; kimi için ilk anda bedeni ve zihni ele geçiren bir tutku, kimi için zamanla olgunlaşan bir yakınlık, kimi içinse ömür boyu korunması gereken bir sevgi bağı... Aşkın anlamı onun kim tarafından, kime yönelik, hangi ilişki koşullarında, hangi kültürel normlar içinde ve hangi yaşam döneminde deneyimlendiğine göre değişir. Aşkın bu bağlamsal doğası onu herkes için anlaşılır bir şekilde tanımlamayı zorlaştırır. Aşk her birey için farklı bir öyküdür, Kemal’in öyküsü de onun aşkını tanımlar. ■ Psikolojiye göre aşk türleri: Kemal hangi tarza yakın? Psikologlar aşkı açıklarken insanların sevme biçimlerini “tarzlar” halinde sınıflandırırlar. Eros, baştan çıkaran fiziksel çekim, yoğun duygulanım ve “bu ilişki kaçınılmaz” görülen tutkulu romantik aşktır: hızlı alev alır, zihni ve bedeni ele geçirir, sevilen yüceltilir. Mania, aşkın inişli çıkışlı yüzüdür: coşku ile ıstırap arasında gidip gelen, kıskançlık ve sahiplenmeyle beslenen, zihni durmadan meşgul eden bir bağlanma halidir. Ludus aşkı oyun gibi yaşar, Storge yoldaş arar, Pragma ‘uygun eş’ seçer, Agape ise koşulsuz sever. Bu çerçeveden bakınca Kemal’in aşkı başlangıçta Eros’un bütün izlerini taşır: yoğun çekim, kaçınılmazlık hissi, zihnin Füsun’la dolması, ilişkiyi hızla hayatının merkezine koyması. Fakat Füsun ortadan kaybolduğunda Eros’un tutkusu Mania’nın ıstırabına dönüşür: bekleyiş, hasret, hatıralara sığınma… ■ Eşyaların tesellisi: Kemal’in yasla baş etme biçimi Çoğu yas yaşayan gibi Kemal de, beraber geçirdikleri zamanlarda Füsun’u temsil eden her eşyaya tutunuyor. Her bir eşyayla ilişkili hatırasına dönüp o anı ve duyguları yeniden yaşamak acıyı anlık olarak söndürüyor. Ama hatıraların tesellisi geçince acı tüm yoğunluğuyla bedenini yeniden kaplıyor. Aşkının varlığı ve yokluğu arasında gidip gelmesine hizmet eden eşyalar, onu hatıralarla bugün arasına sıkıştırıyor. Yasla birlikte arafta bir yaşam… Peki bunları bırakması gerektiğini düşünmesine rağmen Kemal eşyalara, mekanlara, ritüellere neden sarılıyor? ■ Acıya tutunmak: Kemal için yas, Füsun’la bağı sürdürmenin yolu Füsun, Kemal’in acısında vücut buluyor. Acı çekmek onunla bağı sürdürmenin en somut yolu. Acıyı iyileştirmek Füsun’u yeniden kaybetmek gibi geleceği için acısına sarılıyor. Füsun’un değdiği eşyaları koklamak, tenine sürmek, aşkını yaşadığı dairede saatler geçirmek; yaşanmışlığın anılarını kataloglayıp bir müze yapmak… Bunların hepsi Füsun’u hayatta tutan ve onunla bağı sürdüren davranışlar. Müze ile Kemal, yaşam denen filmi bir dönemde duraklatıyor ve o dönemin simülasyonunu içeren bir döngü içinde aşkına kavuştuğu hissiyle “çok mutlu bir hayat yaşıyor.” ■ Sevgi ve pişmanlık: Kaybetmeden iyi davranmayı bilmek Elbette bu öyküyü ataerki ve sınıfsal hiyerarşi merceğinden de okumak gerekir. Ama iç dünyasından yaklaşınca Kemal, kendi döneminin koşullarında aşık olan, sonuçlarını düşünmeden dürtüsel davranan, kaybedince acı çeken, kıskançlıkla güdülenen ve sonunda onu ebediyen kaybeden bir adam. Babasının Kemal’e uyarısı manidar: “Oğlum, bir kadına, zamanında, iş işten geçmeden iyi davranmayı bilmek lazım.” Aslında bir gün eşyalarına tutunmak zorunda kalacağımız tüm sevdiklerimize iş işten geçmeden iyi davranmayı bilmek lazım.