“Hayalet” filmini bilirsiniz. Tüm zamanların en iyi aşk filmleri listesinden hiç düşmez. Filmde, öldürülen Sam (Patrik Swayze), hayalet olarak sevgilisinin (Demi Moore) hayatında olmaya, onu korumaya devam eder. “Ölümsüz aşk”, o dönem sinemaları dolduran izleyiciyi “tüm acılarına rağmen iyi ki aşk var” hissiyle gözyaşlarına boğmuştu. Ölse bile sevdiğini koruyan rolüyle Swayze, kalplere taht kurmuştu. Unutulmaz müziği bu yazıyı okurken bile, zihninizde çalmaya başlamıştır. Sonra bir de “sevimli hayalet”imiz vardı. Sorunları “değiş ton ton”la çözen beyaz silüet. Güzel hayaletlerin hepsi 2000’ler duvarının arkasında kaldı. “Avrupa’nın üzerinde bir hayalet dolaşıyor, komünizmin hayaleti” cümlesiyle başlayan “Manifesto”nun dün 178. yılıydı. Yazanların Alman, basanların İngiliz, dikkate alanların Rus olduğu metin. 21 Şubat 1848’de yayınlandığında ortada ne AB vardı ne de BM. O yıllarda Avrupa çalkalanıyordu. Aynı zaman diliminde ABD ise Arkansas, Missouri, Iowa, Oklahoma, Kansas, Nebraska, Minnesota, Kuzey/ Güney Dakota, Meksiko, Teksas, Montana, Wyoming, Colorado ve Louisiana’yı Fransa’dan, New Mexico, Nevada, Arizona ve Kaliforniya topraklarını ise Meksika’dan 15’er milyon dolara satın almıştı. Kaliforniya’da “altına hücum” denen göç olayı, ABD’nin sınırlarının Pasifik’e kadar genişlemesine neden oldu. Daha sonra Alaska da Ruslardan 7,2 milyon dolara alındı. Avrupalıların Amerika’ya geliş sırası şöyleydi: İspanyollar (1492), Portekizliler (1500), Fransızlar (1534) ve İngilizler (1603.) İngiliz asıllı Thomas Paine 1776’da bu gerçeğe dikkat çeker: “Amerika’nın anayurdu Avrupa’dır, İngiltere değil.” Münih’te, ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun “Biz her zaman Avrupa’nın çocuğu olarak kalacağız. ABD ve Avrupa birbirine aittir” sözleri bu tarihsel gerçeğe göndermeydi. O’Sullivan gibi dönemin radikal düşünürleri, “Amerikan milletinin tarihi bir geçmişinin olmamasının, onu motive ettiğinin ve ona geleceğin büyük milleti olma hedefini gösterdiğinin” altını çizer. ABD’nin dünyanın süper gücü olmasının ve MAGA vurgusunun gerekçesi, bu tarihsel akıştır. Bu ayrıntıları neden verdim? Dünyanın, ABD’nin İran’ı vurup vurmayacağına kilitlenmiş olmasının, 178 yıl önce Avrupa üzerinde dolaştığı ifade edilen hayaletin bugün, ABD üzerinde dolaşıyor olmasıyla ilgisi var. Ortamda bir hayalet var. Herkes farkında. ABD, hayaletin kendisini tehdit ettiğine inanıyor ve dünyanın her yerinde o “hayalet”le savaşıyor. “Hayalet Avcısı” film serisindeki tüm teknikleri kullanıyor. Ancak o bir komedi serisiydi, yaşananlar korkulu bir gerçek. Hayalet ne mi yapıyor? Sun Tzu’nun “Savaş Sanatı” kitabındaki “Savaş, savaş çıkmadan kazanılır” kısmının üstünden geçiyor. İletişim notları Bir, yine seçim ittifakı arayışları başladı. Neden her şey değişirken, siyaset yapma biçimi değişmez? Neden eski yollarla yeni sonuçlar alınamaz cümlesi yok sayılır? Neden 2+2’nin 5 etmesi için bir araya gelmekten daha çok, bir ana fikre ihtiyaç olduğu unutulur? İki, büyük şair Orhan Veli’nin doğduğu ev satışa çıkmış. Ne ayıp. Daha satışa çıkmadan Kültür Bakanlığı devreye girip devlet envanterine geçirmeliydi. Geçirmeli. Üç, Fazıl Say çarpıcı bir paylaşım yaptı. Üzerinde yeterince durulmadı. Duygu akışının dili, iyi yazarlarla ölçüşebilecek nitelikte. Mutsuzluğu kaleme dökülmüş. İki cümlesi içimi oydu; “Her savaş kaybediliyor” diyordu, haklıydı. Alkışlar arasından geçip giderken “Daha ne ister insan” demesine rağmen, kendi mutsuzluğu “Ölmek daha iyi mutsuz olmaktan” dayanılmazlığındaydı. Altını çizmekte yarar var, başarıyla ve onaylanmakla mutlu olmak arasında bir ilişki yoktur. Mutluluk içseldir, dışsal değil. AKLIMDA KALAN “Eski prens”: Siz de benim gibi Epstein dosyaları bağlamında Kral Charles’ın kardeşi Andrew için kullanılan “eski prens” ifadesine gülüyor musunuz? Ünvanlarını alınca, doğuştan gelen kan bağı yok olur mu? Bu “eski” ifadesi kraliyeti temiz tutmak için bir algı işleminden başka bir şey değil.