Geçen gün “Regressor of the Fallen Family” (Yıkılmış Ailenin Geri Dönen Varisi) adlı çizgi roman, daha doğrusu Güney Kore işi bir manhwa serisinin 44. bölümünü okuyordum. Bu bölümde ana karakter Logan McLaine’in yıkılmış ailesinin onurunu kurtarmak için usta bir cücenin yaptığı kılıcına verdiği isim beni düşündürdü. “Lux” isimli kılıcın hammaddesi, J.R.R. Tolkien’in o eşsiz dil dehasıyla kurguladığı Sindarin dilinde “sisli gri” (mith) ve “parıltı” (ril) köklerinden gelen Mithril’di. Kılıcın muazzam işçiliği, serideki güçlü bir kötü karakter olan büyücü/savaşçının da ilgisini çekiyor. Güçlü rakibin kılıcı sahiplenme arzusuna karşılık Logan’ın kılıcı sadece bir araç değil, bir “yoldaş” olarak tanımlayıp vermeyi reddetmesi ve ardından yapılan düello, nesne ile insan arasındaki kadim bağı temsil eden bir sahneydi. Logan’ın kılıca doğrudan Latince “ışık” anlamına gelen “lux” adını vermesi, içinde bulunduğu alacakaranlık durumuna yöneltilmiş bir başkaldırıyı içeriyor. Latincedeki lux, Proto-Hint-Avrupa dilindeki “leuk-” (parlamak, beyaz) kökünden gelir. Antik Yunancada sabahın ilk ve belirsiz aydınlığını ifade eden “lúkē” ile akrabadır. Logan’ın kılıcı, etimolojik kökte işaret edilen anlam doğrultusunda, zifiri karanlığın içinden sızan ilk “geçiş” anını, yani umudu temsil ediyordu. Bu sahne zihnimde saat endüstrisine dair bir ayrımı tetikledi: İyi saatler “Lux” ve “Luxus” olarak ikiye ayrılmalı. “Lux” saati adını ışığın saf doğasından alır ve düşünür Byung-Chul Han’ın vurguladığı gibi yalnızca bir “tüketim” nesnesi değil, bir “ritüel” nesnesidir. Lux saatleri zamanı sadece tüketmez. Logan’ın kılıcı gibi zamanı “mesken tutar.” Lux saatleri her şeyi çıplak kılan bir aydınlığın değil, karanlıktan sonra gelen ve umut verici ışığın taşıyıcısıdır. Türkçede “lüks” olarak karşılanan ve Latince kökeni “luxus” olan ikinci kategori ise farklı. Etimolojik olarak luxus “aşırılık, bolluk” ve daha önemlisi “yoldan çıkma, yerinden oynama” anlamına gelir. Günümüzün pek çok gösterişli saati bu kategoriye girer. Gösterişli saatler ışık saçmaz, göz kamaştırır. Byung-Chul Han’ın “pürüzsüzlük estetiği” olarak tanımladığı fikre hizmet eden söz konusu nesneler, zamanın dirençli ve emek isteyen doğasından koparılmıştır. Luxus saat zamanın akışına dair bir farkındalık oluşturmaz, aksine sahibini tüketim sarmalına yerleştirir. Luxus saat şafağı getiren bir lux değildir. Yoldan çıkmış zenginliğin, zamanı bir statü simgesine indirgeyen biçimidir. Gerçek bir “Lux” ise kökenindeki ışık anlamını bilinçli biçimde taşıyan Luke Skywalker gibi, galaksinin karanlık döneminde parlayan bir şafak elçisidir. Friedrich Nietzsche, “Ahlakın Soy kütüğü” adlı eserinde hakikate giden yolu “Crux, nux, lux” mottosuyla özetler. Disiplinli bir bedel (crux) ve sert kabuğu (nux) kesip atmak için verilen emek olmadan aydınlanmaya (lux) ulaşılamaz. İyi bir saati takmak da benzer bir süreci gerektirir. İyi saat zamanın sert kabuğunu kırma çabasının simgesidir. Saatimiz bize hayatın alacakaranlığında netlik sunuyor ve bir amaca bağlıyorsa nesne olmaktan çıkar, Lux’a dönüşür. 20 Şubat 2026’da duyurulan bir model bu ayrımı somutlaştırdı: Citizen ile seconde/seconde/ işbirliğiyle üretilen yeni Tsuyosa. Kadrandaki sahnede dakika ibresi saat indekslerini kesen pikselleştirilmiş bir katana figürü görülüyor. Arka kapaktaki yazı kavramsal çerçeveyi tamamlıyor: “Daha küçük olmak, Dakikaları hiçbir zaman Saatleri kesip biçmekten alıkoymadı.” Katana ve ironik arka kapak, Tsuyosa’nın yaslandığı soylu arketipi de kesiyor; tasarım bir Luxus gösterisi değil, kara mizahla biçimlenen bir Lux’tur.