“Sınırları dahilinde kalarak, Amerikan mahkemelerine yasaların anayasaya aykırılığı konusunda karar verme yetkisi, siyasi meclislerin tiranlığına karşı bugüne kadar oluşturulmuş en güçlü engellerden birini oluşturmaktadır.” -Alexis de Tocqueville Geçtiğimiz cuma günü Amerikan yüksek yargısı Amerika Birleşik Devletleri’nin hâlâ federal bir cumhuriyet olduğunu hatırlatan bir karara imza attı. Trump’ın tarifelerinin çoğunu iptal etti. Son günlerde görülüyor ki 200 yıldan fazla süre önce sistemi kuranların getirdiği kuvvetler ayrılığı ilkesi, Trump’ı şimdilik biraz frenleyebilmektedir. Önce Kongre ICE’ın dahil olduğu İç Güvenlik Bakanlığı (Department of Homeland Security) bütçesini kesti, şimdi ise 9 üyesinden 6’sının muhafazakâr olduğu Yüksek Mahkeme Trump’ın yetkisini aştığına kanaat getirdi. Kuvvetler ayrılığı denince bir siyaset bilimcinin aklına ilk gelen isim Montesquieu olacaktır. 18. Yüzyılda yaşamış Fransız düşünür, Hukukun Ruhu adlı eserinde yargılama yetkisi için şöyle diyor: “Eğer [yargılama yetkisi] yasama yetkisiyle birleşirse, vatandaşların yaşamı ve özgürlüğü üzerindeki güç keyfi olur; çünkü yargıç aynı zamanda yasa koyucu olur. Eğer yürütme yetkisiyle birleşirse, yargıç bir baskıcı güce sahip olabilir.“ Montesquieu özellikle halkın kendi kendini yönettiği cumhuriyet rejimlerinde kuvvetin bir kişide toplanmasının monarşiden bile tehlikeli olacağını söylüyor. Monarşilerde en azından “yasalar bu durumu öngörmüş ve bir ölçüde uyum sağlamıştır, hükümet ilkesi hükümdarı denetler; ancak bir cumhuriyette, özel bir vatandaş aşırı bir güç elde ettiğinde, bu gücün kötüye kullanımı çok daha büyüktür, çünkü yasalar bunu öngörmemiş ve dolayısıyla buna karşı hiçbir önlem almamıştır” şeklinde açıklıyor. Amerikan kurucu babaları Montesquieu’dan etkilenmişler hatta yazılarında kendisinden bahsetmişlerdir. Alexander Hamilton Federalist No. 78’de şu cümleyi yazmıştır: “Ünlü Montesquieu, onlardan söz ederken şöyle der: ‘Yukarıda belirtilen üç erk arasında yargı, neredeyse hiçbir şeydir.” İlginçtir, o zamanlarda yargı erkinin en güçsüz olacağı öngörülmüştür. Bu sebeple Hamilton Yüksek Mahkeme yargıçlarının ömür boyu görevde kalmaları gerektiğini öne sürmüştür; öyle de olmuştur. Trump’ın kendi atadığı Neil Gorsuch ve Amy Coney Barrett Trump’a karşı oy kullanırken anayasanın güvencesi altında olduklarını biliyorlardı. Evet Trump arkalarından ateş püsküren açıklamalar yaptı ama onları görevden alma yetkisi yok. Kısacası sistem tam tasarlandığı şekilde çalıştı. Yazının başında alıntı yaptığım sözden de anlaşılacağı gibi en güçlü erk yasama yani Kongre olarak görülüyordu. Yıllar içinde her politik sistem gibi Amerikan düzeni de evrildi ve yürütme erki giderek kuvvetlendi. Yasaların uygulayıcısı rolü, giderek yasa üretici bir role büründü ve günümüzde Trump’ın başkanlığında güç olarak zirve yaptı. Elbette Trump’ın sistemle savaşı bitmeyecek; mahkemenin kararından sonra bu sefer başka bir yasaya dayandırarak yüzde 10’luk yeni tarife getirdiğini açıkladı. Acil durumlar için oluşturulmuş bir yasayı temel alan bu tarife, 150 gün sonra Kongre tarafından onaylanmak durumunda ancak bu süreç içerisinde daha ne gelişmeler olacak göreceğiz. Kral I. Charles’tan sonra ilk gözaltı Geçtiğimiz hafta Andrew Mountbatten-Windsor (artık prenslik ünvanı olmadığı için sade bir vatandaş olarak ismi geçiyor) polis tarafından gözaltına alındı. Daha sonra serbest bırakılan eski prens, İngiltere tarihine geçti. Bu iyi bir geçiş değil zira kolluk kuvvetleri tarafından alıkoyulan bir önceki kraliyet ailesi üyesi 1649’da idam edilen Kral I. Charles idi! En yakın örnek 2002’de köpeği çocukları ısırdığı için suçlu bulunan Prenses Anne, ancak o zaman gözaltı olmamış, Prenses kendisi mahkemeye çıkıp suçunu kabul edip para cezasıyla kurtulmuştu. Y Raporu Bu hafta bu bölümde bir oyuna değinmek istiyorum. EA FC26 (bilinen adıyla FIFA) futbol oyunu serinin belki de en çok eleştirilen ürünü durumunda. FIFA 94’ten beri futbol oyunu aşığı biri olarak EA’in seriyi daha fazla para kazanma kaygısıyla getirdiği vaziyet gerçekten üzücü.