Yıllar önceydi... Gazetede gece nöbetim yeni bitmişti. Eve dönmem gerekiyordu ama masamdan kalkamıyordum. Sabahın o mahmur ışıkları İstanbul’un üzerine düşerken, elimdeki romanın saplantılı aşığıyla birlikte lise yıllarımı yaşadığım Nişantaşı sokaklarında kaybolmuştum. Güneş doğduğunda zihnimde bambaşka bir İstanbul vardı. O sabahın ilk ışıklarında hayal ettiğim dünya, şimdi Netflix ekranında. Orhan Pamuk’un meşhur romanından uyarlanan dizinin ilk bölümünü izlemeyi bitirdiğimde, boğazımda adını koyamadığım bir rahatsızlıkla kalakaldım. Sanki mahremime girilmiş gibi bir huzursuzluk… Yıllardır zihnimde inşa ettiğim, her köşesini kendi duygularımla boyadığım o Masumiyet Müzesi ete kemiğe bürünüvermişti. Kemal’in yüzü Selahattin Paşalı, Füsun’un gülüşü Eylül Lize Kandemir olmuştu. Bunlar gerçekten benim Kemal’im, benim Füsun’um muydu? Çukurcuma’daki o eski dost Çukurcuma’daki o binaya kaç kez gittiğimi, o merdivenleri kaç kez arşınladığımı hatırlamıyorum. O müzeyi ziyaret etmek benim için bir sergiyi gezmenin ötesinde, dertlerini ezbere bildiğim eski bir dostu görmek gibiydi. Duvardaki 4.213 sigara izmaritine her baktığımda, Kemal’in o hastalıklı ama bir o kadar insani takıntısıyla dertleşirdim. Müzenin loş ışığında 1970’lerin İstanbul’una, Nişantaşı sofralarına ve hüzünlü Çukurcuma akşamlarına dokunurdum. Şimdi o dostun, televizyon ekranında herkesin izlediği bir prodüksiyona dönüşmesi ilk başta tuhaf bir mesafe duygusu yarattı. Sonra ikinci bölüm başladı. Ve o mesafe yavaş yavaş kayboldu. Nişantaşı’ndan Çukurcuma’ya Paşalı ve Kandemir, ilk bölümde beliren hayal kırıklığı ihtimalini kısa sürede dağıtıyor. Paşalı, Kemal’in saplantısını karikatüre kaçmadan, içten bir kırılganlıkla taşıyor. Kandemir ise Füsun’un hem narin hem de ulaşılmaz hâlini sahneye başarıyla yansıtıyor. Ekranda izlediğimiz şey imkânsız bir aşk hikâyesinin ötesine geçiyor. 1970’lerin Türkiye’sindeki toplumsal dokuyu, sınıf gerilimlerini ve modernleşme sancısı yaşayan kenti görünür kılıyor. Bir yanda Nişantaşı’nın şehirli elitleri…Dönemin lüks mekânlarındaki davetler, Avrupalı gibi görünme telaşı ve o hayatın göbeğinde yaşayan Kemal’in ruh hali... Diğer yanda Füsun’un dünyası Çukurcuma’nın sade ve sahici gündelik hayatı. Dizi, bu iki dünya arasındaki mesafeyi mekânlar, nesneler ve gündelik alışkanlıklar üzerinden kuruyor. Kemal’in Füsun’un evine yaptığı sekiz yıla yayılan ziyaretleri; bir düşüş hikayesinden çok, kendi yapay çevresinden kaçıp daha sahici bir hayatın eşiğinde oyalanma arzusuyla olduğunu ele veriyor. Nesnelerin şehveti Kemal’in koleksiyonculuğuna aslında Füsun’un o unutulmaz sözüyle bakmak gerekiyor: “Sevdiklerimizi kaybedince, onların adlarını ruh çağırma oyunlarında taciz etmeyelim. Onun yerine, onları hatırlatacak bir eşya, ne bileyim mesela bir küpe bile, bizi yıllarca çok daha iyi teselli edebilir.” Kemal tam da bunu yapıyor. Bazıları buna patolojik bir saplantı diyor. Oysa yaptığı, nesneler aracılığıyla teselli arayışı. Kemal’in Füsun’un dokunduğu her şeyi, kimi zaman evlerinden gizlice alarak saklamasını izlerken şunu fark ediyoruz: Bu, sıradan bir biriktirme dürtüsünden ibaret değil. Kaybolan zamanı, temas etmiş eşya üzerinden tutma çabası. Nesne, yitirdiğimizin yerini doldurmaz, ama onun izini taşır. Kemal de aşkını bu eşyalara mühürlüyor. Tuzluk, sigara izmariti…Her biri Füsun’u kendi içinde yaşatan tılsımlı bir temas noktası. Kemal aslında bir müze kurmuyor; akıp giden zamana karşı küçük bir sığınak inşa ediyor. Peki sizin müzenizde ne var? Bu diziyi izlerken aslında kendi müzelerimize bakıyoruz. Nesnelere sinmiş hatıraların peşindeyiz. Modern hayatın hızında yitirdiğimiz o yavaş duyguyu, o sahici bekleyişi arıyoruz. Kemal’in saplantısı belki de hepimizin içinde saklı duran o eski arzunun en çıplak hâli. Zamanı durdurma isteği. Toplumlar değişir. Şehirler dönüşür. Sınıflar yer değiştirir. Ama insanın o “masum” olanı saklama güdüsü hep baki kalır. Peki ya sizin müzenizde ne var? Eski bir sevgiliden kalan sinema bileti mi? Ya da hiç gönderilmemiş bir mesaj taslağı mı? Ve daha önemlisi… Sizin “masumiyetiniz” hangi nesnenin içinde saklı?