Hiç unutmuyorum, yıllar önce, 2006’da Uluslararası Uzay İstasyonu’na giden ilk kadın uzay turisti Anousheh Ansari’nin eşi Hamid Ansari ile tanışmamı. Eşinin uzaya giden ilk kadın turist olduğunu gururla anlatıyordu ve tabii bu kararı nasıl desteklediğini. Ardından da eklemişti: “Şimdi Mars’a gitmek istiyor, bu uzay turizmi gibi değil, Mars’ın geri dönüşü olmayabilir. Gitmesini istemem.” İşte, Mars idealinin romantizmi ile gerçekliğinin arasındaki mesafeyi böyle özetliyordu. Evet, bir zamanlar herkesin hayali Mars’tı. Ay, Elon Musk’a göre sadece dikkat dağıtıyordu. Şimdi ise Musk, kendi kendini büyüten bir Ay şehrinden söz ediyor. Uzay vizyonunun ibresi, Kızıl Gezegen’den Dünya’nın uydusuna dönmüş durumda. Bu sadece bir rota değişikliği mi yoksa 21. yüzyılın en büyük güç mücadelesinin yeni cephesi mi hep birlikte göreceğiz. Meseleyi romantik hayallerle değil, takvim ve bütçe gerçeğiyle okuyalım. Mars’a gitmek zor. Hem teknik olarak hem zamansal olarak. Gezegenler arası uygun fırlatma penceresi yaklaşık 26 ayda bir geliyor. Ay ise birkaç gün ötede. Lojistik daha basit, finansal olarak da daha öngörülebilir. Üstelik SpaceX halka arz hazırlığındayken yatırımcıların “20 yıl sonra koloni” vaadine değil, “10 yıl içinde Ay üssü”ne heyecanlanması şaşırtıcı olmaz. Ay üssü ekonomik ara durak olabilir Burada Washington faktörünü görmezden gelemeyiz. ABD Başkanı Donald Trump, ikinci döneminde Ay’a dönüşü bir prestij meselesi hâline getirdi. “Amerikan uzay üstünlüğü” söylemi, sembolik olduğu kadar bütçesel bir yönlendirme de içeriyor. NASA’nın Artemis programı kapsamında planladığı Artemis 3 inişi 2028’e ötelenmiş olsa da hedef net, astronotları Ay yüzeyine indirmek ve orada kalıcı bir varlık oluşturmak. SpaceX bu görev için İnsanlı İniş Sistemi’ni geliştiriyor. Musk’ın Ay’a dönüş kararı, siyasi takvimle teknik takvimi hizalama hamlesi olarak okunabilir. Teknik gerçeklikler de romantizmi törpülüyor. SpaceX’in dev roketi Starship umut verici testler yaptı. Ancak tam anlamıyla kusursuz bir yörünge performansı ve özellikle yörüngede yakıt ikmali gibi kritik eşikler hâlâ aşılma sürecinde. Mars için gereken teknoloji zinciri, Ay’a kıyasla çok daha karmaşık. Ay’da kurulacak bir üs, hem teknolojik prova hem de ekonomik ara durak olabilir. Ay denince hafızamızda tek bir cümle yankılanıyor. 20 Temmuz 1969’da Apollo 11 görevi sırasında Ay yüzeyine ilk adımı atan Neil Armstrong, tarihe geçen o sözleri söyledi: “Benim için küçük, insanlık için büyük bir adım.” O an, sadece Amerikan bayrağının değil, insanlığın cesaretinin de Ay’a iz bıraktığı andı. Bugün Musk ile Bezos’un yürüttüğü yarış, aslında Armstrong’un açtığı yolun yeni bir yorumu. Sahnede devletlerden çok şirketler var Bu hikâyenin diğer başrolünü unutmamak gerekiyor. Jeff Bezos’un kurduğu Blue Origin, yıllardır yavaş ama istikrarlı mottosuyla ilerliyor. Bezos’un hayali, Ay’da sanayi kurmak, ağır üretimi Dünya’dan çıkarıp uzaya taşımak. Blue Origin’in ağır yük roketi New Glenn ile elde ettiği son başarılar ve NASA’dan aldığı milyar dolarlık sözleşmeler, rekabeti kızıştırdı. Bir zamanlar SpaceX’in önde olduğu yarışta, şimdi iki şirket de Ay yüzeyine ilk kalıcı imzayı atmanın peşinde. Ay daha makul, daha hesaplı, daha geri dönüşlü bir hedef gibi görünüyor. Ay’dan Dünya’ya dönüş günlerle ölçülüyor, Mars’tan dönüş aylarla hatta belki de hiç. Musk’ın medeniyetin geleceğini güvence altına almak vurgusu, idealizm kadar risk yönetimi de içeriyor. Soğuk Savaş döneminde Ay yarışı iki süper güç arasındaydı. Bugün tablo farklı: Devletler var ama sahnenin önünde milyarder girişimciler duruyor. Sermaye, teknoloji ve siyaset iç içe geçmiş durumda. Musk için Ay, yalnızca bir üs değil, aynı zamanda yapay zekâ vizyonunun parçası. Yörüngede veri merkezleri, uzay tabanlı bilişim altyapısı… Mars romantizmi yerini Ay pragmatizmine bırakıyor. Bezos cephesinde ise sabır stratejisi işliyor. Turistik suborbital uçuşları askıya alıp kaynakları Ay projelerine kaydırmak, niyetin ciddiyetini ortaya koyuyor. Eğer Blue Origin insanları Ay’a SpaceX’ten önce indirirse, bu sadece teknik bir başarı değil, algısal bir zafer olur. Sonuçta soru şu: İnsanlık için Ay bir basamak mı yoksa yeni merkez mi? Armstrong’un o ‘küçük adımı’ndan bu yana yarım asır geçti. Şimdi sahnede devletlerden çok şirketler var. Ama risk aynı: Uzayda atılan her adım, romantizm kadar sorumluluk da taşıyor. Belki de asıl mesele, Ay’a kimin önce varacağı değil, orada kimin kalıcı olacağı. Tabii daha önemlisi, bu yarışın insanlık için mi yoksa şirket bilançoları için mi yapıldığı? Yeniden başlayan Ay yarışında bu kez bayraklar kadar logolar da konuşacak.