Odak dağınıklığı mı, amaç eksikliği mi?

“Odaklanamıyorum” ifadesi, günümüzde birçok kişinin kendini açıklamak için başvurduğu ortak bir kullanım hâline geldi. Yoğun tempolu yaşamlar, dijital ekranlar ve sürekli değişen gündemler bu durumun nedenleri arasında sayılıyor. Ancak her zihinsel dağınıklığın doğrudan doğruya dikkat kavramıyla ilgili olduğunu söylemek de her zaman mümkün olmayabilir. Bazı durumlarda asıl mesele, dikkatin yönleneceği merkezin yeterince net olmamasıyla ilişkili olabilir. Bu noktada soru da değişecektir: Gerçekten odak mı dağınık, yoksa amaç mı eksik? Zihin, yön duygusunun paralelinde çalışır. Anlam ve yön hissi tam olarak netleşmediğinde, dış uyaranlar daha baskın hâle gelebilir. Bildirimler, çevresel talepler ya da başkalarının beklentileri dikkati kolaylıkla farklı bir yöne çekebilir. Burada belirleyici olan, bu uyaranların varlığı değil, kişinin içsel olarak kendisinin nereye yöneldiğini ne kadar net hissettiğidir. Amaç, yalnızca ulaşılması gereken bir hedef olarak ele alınmamalıdır. Daha çok, kişinin yaşamla kurduğu ilişkinin arka planında duran bir yön hissi olarak düşünülmesi gerekir. Bu yön net olmadığında, büyük olasılıkla kişi gün içinde pek çok işle meşgul olacak ancak yaptığı işlerin herhangi biriyle tam bir temas kuraması zorlaşacaktır. İşte bu durum da zamanla zihinsel yorgunluk, dağınıklık hissi ve içsel tatminsizlik yaratabilir. Tam da bu noktada enerji kavramı belirginleşir. Enerji, çoğu zaman anlamlılıkla birlikte hareket eder. Kişi kendisi için pek de anlam taşımayan alanlarda yoğunlaştığında, içsel kaynaklarını toplamakta zorlanır. Söz konusu bu dağılma, odak sorunu gibi algılanabilir. Oysa burada meydana gelen şey, dikkatin değil, enerjinin sadece tek bir merkezde toplanamamasıdır. Enerji toparlanamadığında, elbette zihin de bulunduğu alanda kalmakta zorlanacaktır. Bununla birlikte kişi nihayet kendisine ait olduğunu düşündüğü bir yön belirlediğinde, enerjinin toparlanması daha kolay olacaktır. Bu toparlanma, zihinsel berraklık hissini de büyük oranda artırır. Böylece dikkatin daha uzun süre korunması, yapılan işin daha akıcı ilerlemesi ve zihinsel yükün azalması gibi kazanımlar elde edilir. Bu durum, dışsal bir motivasyon artışından çok, içsel hizalanmayla ilişkili bir deneyim niteliğinde yaşanır. Odak, çoğu zaman zorlamayla değil, hizalanmayla güçlenir. Kişi, kendi yönünü netleştirdikçe dikkati de dağılmak yerine, tam aksine yoğunlaşma eğilimi gösterebilir. Enerji toparlandıkça zihin de gitgide sakinleşir. Bu doğrultuda daha az şeye yönelinip daha derin temaslar kurulabilir. Bu süreç, kişinin yaşamının daha yerinde ve daha dengede olduğuna dair bir farkındalık oluşturabilir.