İktidarın “Terörsüz Türkiye” diye adlandırdığı Kürt sorununda "çözüm" süreci kapsamında TBMM’de kurulan "Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu", aylardır sürdürdüğü çalışmanın sonunda ortak sonuç raporunu 19 Şubat'ta onayladı. Raporun onaylanmasının ardından KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı'ndan rapora ve sürece dair açıklama geldi. Komisyon raporunun "çok temel yanlış ve eksiklikler" içerdiği belirtilen açıklamada, "Raporda Kürt sorununun adı konulmuyor. Bir sorunun adı konulmadan çözülmesi mümkün değildir" denildi. Raporda, Kürt varlığı ve sorunundan söz edilmediği, her şeyin "terörizm parantezine sıkıştırılarak" eski anlayış ve politikanın devam ettirilmekte olduğu öne sürüldü. "Hareketimizin terörizmle damgalanmasını kabul etmiyoruz" denilerek kayıpları tek taraflı yansıtmanın doğru olmadığı savunuldu. "27 Şubat çağrısı üzerinden bir yıl geçmesine rağmen fazla ilerleme olmadıysa, bunun nedeni Apo’nun özgür çalışır koşullara sahip olmamasıdır" denilen açıklamada, Öcalan'ın özgürlüğü için çağrıda bulunuldu. 'Komisyon raporu çok temel yanlış ve eksiklikler içermekte' PKK'nin "Kürt sorununun çözümü" ve "Türkiye'nin demokratikleşmesine" yönelik arayışlarının 1993 yılından beri sürmekte olduğuna vurgu yapılan açıklamada, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin 22 Ekim 2024'te Abdullah Öcalan'ın DEM Parti grup toplantısında konuşmasına dair çağrısıyla başlayan yeni sürece değinildi. Açıklamada, sürecin kritik anlarına dair örnekler verilerek bu süre zarfında nelerin yaşandığı hatırlatıldı. Açıklamanın devamında "Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu" tarafından hazırlanan raporun "çok temel yanlış ve eksiklikler içerdiği" belirtilerek, şu ifadelere yer verildi: "Raporun içeriği bu temel yanlış ve eksiklikler nedeniyle sakatlanmıştır. Kuşkusuz Kürt sorununun çözümsüz kalması esas olarak demokrasi yoksunluğunun sonucudur. Zaten Kürtler yararlanır, yani sorunun çözümünün önü açılır diye demokratikleşmeden ısrarla kaçınılmıştır. Raporda Kürt sorununun adı konulmuyor. Bir sorunun adı konulmadan çözülmesi mümkün değildir. Raporda sorunun çözülmesi, kök sebeplerin ortadan kaldırılmasına bağlı deniliyor ama bu kök sebep ve sebepler ortaya konulmuyor. İşte Türkiye’nin 100 yıllık çıkmazı budur. 100 yıldır sebeplerle değil, sonuçlarla uğraşılıyor. 100 yıllık sebep, Kürt inkarıdır. Sözde inkardan vazgeçildi denilse de hukuki ve siyasi olarak bu inkar sürdürülmek isteniyor. Raporda Kürt varlığından ve sorunundan söz edilmemesi bu nedenledir. Dolayısıyla da Kürt ve Türk kardeşliğinden söz edilmesinin bir toplumsal, kültürel, siyasi ve hukuki değeri olmamaktadır." 'Eski anlayış ve politika devam ettirilmekte' Raporda "Kürt sorunu" ifadesi yerine ısrarla "terör sorunu" ifadesinin kullanıldığına dikkat çekilen açıklamada, "Terör sorununun kalıcı çözümünün demokratikleşme ile olacağı da belirtilmektedir. Aslında raporda çatışmaların Kürt sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklandığı kabul edilmektedir" denildi. Açıklamada, şimdiye kadar Kürt sorununa "güvenlikçi anlayışla" yaklaşıldığı ve bahse konu yaklaşımla sorunun çözülemeyeceğinin belirtildiği aktarıldı ve "Böylece Kürt sorununun toplumsal, kültürel ve siyasi yanlarına bakılmadığı itiraf edilmiş olmaktadır. Bu da Kürt varlığının kabul edilmemesi ve sorunların çözüme kavuşturulmamasını ifade etmektedir" denildi. Raporda Kürt varlığı ve sorunundan söz edilmediği, her şeyin "terörizm parantezine sıkıştırılarak eski anlayış ve politikayla devam edildiği" öne sürüldü. Açıklamanın devamında, "Raporda defalarca demokratikleşmeden söz ediliyor. Böylece sorunun kaynağı, Kürtlerin varlığının ve temel haklarının kabulünü sağlayacak olan demokratikleşmenin olmaması olarak kabul ediliyor. Kürt varlığı ve sorunu ortaya konulmadan nasıl demokratikleşme olacak? Kürtsüz demokratikleşme mi olacak? Raporun mantığı bunu ifade ediyor" denildi. 'Mücadelemizin dış güçlere dayandığı söylemi karalamadır' KCK açıklamasında, "Öte yandan 100 yıldır süren Kürt sorunu, Kürt halkının itirazları, direnişleri ve mücadelesi dış güçlere bağlanıyor. Özgürlük hareketimiz, halkımızın öz gücüne dayanarak ve zorluklar karşısında fedaice direnerek 52 yıldır mücadele etmektedir" iddiasında bulunuldu. Türkiye devletinin ise on yıllardır NATO üyeliğini kullanarak dış güçlerin desteğini aldığını ve Kürt hareketine karşı saldırı yürütmekte olduğu ifade edildi. "Aslında Türk devleti dış güçlere dayanarak, dış güçlerin politikasına endekslenerek ve 1000 yıllık Türk-Kürt ittifakının aleyhine bir politika yürüterek sorunların ağırlaşmasını sağlamıştır" denilen açıklamada, "Bu açıdan özgürlük mücadelemizin dış güçlere dayandığı söylemi klasik karalama ve özel savaş propagandası dışında bir anlam taşımamaktadır" iddiasında bulunuldu. 'Hareketimizin terörizmle damgalanmasını kabul etmiyoruz' Açıklamada, "Bizim içimizdeki bazı unsurlar tarafından lider Apo ve Hareketimizin kabul etmediği olaylar yapılmış olsa da, mücadelemiz en temiz ve onurlu özgürlük mücadelelerinden biri olarak tarihteki yerini almıştır" denildi ve "hareketlerinin terörizmle damgalanmasını" kabul etmedikleri vurgulandı. "Devletin askeri, polisi ya da bağlı milis güçleri tarafından işlenen on binlerce cinayet vardır" denilen açıklamada, kayıpları tek taraflı yansıtmanın doğru olmadığı savunuldu. Açıklamaya şöyle devam edildi: Özcesi, raporda sık sık dile getirilen terörizm kavramı, raporun ruhunu sakatlamakta ve sorunların esas nedenlerini gizleyen bir durum yaratmaktadır. Savaşın yarattığı olumsuzlukları ortaya koymak ayrı bir konudur. Ancak komisyonun üzerinde durduğu konu, Kürtlerin varlığının ve temel haklarının tanınmaması sonucu ortaya çıkan sorunlardır. Türkiye’nin temel sorunu Kürt sorunu ve buna bağlı demokratikleşme konusudur. Sorunu böyle ele aldığımızda çözümleri bulmak da kolaylaşır. Bu açıdan sorunların çözümünü kolaylaştıran üslup, yöntem ve tarz üzerinde durmak önemlidir. Raporda onlarca defa demokratikleşme kavramı kullanılmıştır. Yine hak, hukuk ve temel haklardan, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünden söz edilmiştir. Bu değinmeler sorunun kaynağının dış güçler ya da kullanılan terör gerekçesi olmadığını açıkça gösteriyor. Bu açıdan, sorunun özü olan Kürt halkının temel demokratik haklarını tanımak ve demokrasiyi yerleştirmek, komisyonun kurulma nedeni olan sorunların çözümünü sağlayacaktır. O zaman komisyonun sorunun çözümünde rol aldığını belirtmek mümkün olacaktır. 'Silahları bırakın eve dönün, demek onur kırıcı bir yaklaşım' "Bundan sonraki siyasi hayatımızın ve mücadele stratejimizin, demokratik siyaset temelinde olacağını söylüyoruz. Apo da siyasi hayatını demokratik siyaset yürüterek sürdürmek istediğini vurgulamıştır" denildi ve Türkiye tartışılmayan, komisyon raporunda yer verilmeyen konulardan birisinin de bu olduğu belirtildi. "Bizler herhangi bireyler değiliz. Silah kuşanmış gerillalar da eve dönmeyi düşünen bireyler değildir. Silahları bırakın eve dönün, demek onur kırıcı bir yaklaşımdır" iddiasında bulunuldu ve "Silahlar bırakılacak ama ondan sonra ne olacaktır?" sorusu yöneltildi. Açıklama sürdürüldü: "Lider Apo’nun ortaya koyduğu bir paradigma, demokratik siyaset ve demokratik entegrasyon anlayışı, bunun örgütlenme modeli ve çalışma tarzı vardır. Bu temelde özgür demokratik siyasi mücadele yapılabilecek midir? Yoksa şu andaki Türkiye gibi demokratik siyaset yapan ve Kürt sorununun çözümü için demokratik mücadele edenlerin suçlu görülüp cezaevine atılacağı bir siyasal ortama niye gidilsin? Dolayısıyla silahların tümden bırakılıp Türkiye’ye dönülmesi, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü temelinde engelsiz demokratik siyaset yapılmasının güvenceye alınması ve demokratik entegrasyonla Kürt sorunun çözümünün gerçekleşeceğinin ortaya konulmasıyla mümkün olur." PKK'nin tümden tasfiyesinin hedeflenmesinin ve demokratik siyaset özgürlüğünün olmadığı bir siyasi ortamın dayatılmasının, eski zihniyetin devamı olduğu ifade edildi. Kürt sorununun çözümünün demokratik entegrasyonla sağlanmasını içeren demokratikleşme adımlarının atılması gerektiği belirtilen açıklamada, "Sorunu yaratan etkenler ortadan kalkmadan silahları bırakın gelin demenin bir anlamı yoktur. Eğer özgürce demokratik siyaset yapmaya bir çağrı varsa komisyon raporunda dile getirilen yasalardaki değişikliklerin gecikmeden yerine getirilmesi önemli olmaktadır" ifadelerine yer verildi. Açıklamada, PKK'nin feshedildiği ve silahlı mücadeleyi bıraktığı vurgulanarak, "Şimdi de devletin bu süreci ilerletecek siyasi ve hukuki gereklilikleri yerine getirmesi gerekmektedir" denildi. 'Apo özgür olmalıdır' Abdullah Öcalan tarafından 27 Şubat 2025'te yapılan çağrıya işaret edilen açıklamada, çağrının üzerinden neredeyse bir yıl geçmesine rağmen "fazla ilerleme sağlanamadıysa bunun nedeninin Öcalan'ın özgür koşullara sahip olmaması olduğu" ifade edildi. Açıklamada, "27 Şubat çağrısında belirtilenlerin tümüyle ve sağlıklı bir biçimde gerçekleşmesi için lider Apo özgür olmalıdır" denildi ve Bunun için de, devlet fiili olarak kabul ettiği muhataplığı resmi olarak kabul etmeli ve lider Apo’nun rolünü yerine getirmesi için özgür çalışır koşullara sahip olmasını sağlamalıdır" çağrısında bulunuldu. Söz konusu koşulların sağlanmaması halinde "devletin çözüm politikası konusunda inandırıcılığının ve ciddiyetinin sorgulanacağı" belirtildi. "Bu yapılmadığı takdirde, devletin çözüm politikası konusunda inandırıcılığı ve ciddiyeti sorgulanır. Eğer Türkiye tüm sorunlarından kurtulup Türk-Kürt kardeşliği temelinde Orta Doğu’da demokratik temelde yükselen bir güç olma konusunda ciddi ve kararlıysa, o zaman Apo’yu açıktan muhatap almalı, Apo’nun herkesle görüşme ve konuşma imkanını sağlamalıdır" ifadelerine yer verildi. "Eğer barış ve demokratik toplum sürecinin tümden tıkanması istenmiyor ve ifade edilen olumlu sonuçlara ulaşmak isteniyorsa lider Apo’nun özgür çalışır koşullara ulaşmasını sağlamak acil bir görev olmaktadır" denilen açıklama şöyle noktalandı: "Türkiye’de Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme konusu, Kürt halkı ve tüm Türkiye halklarını ilgilendirmektedir. Kürt halkı ve Türkiye halkları bu konuda duyarlı olarak sorumluluk üstlenmelidir. Böyle çok önemli bir sorun sadece devletin insafına ve Özgürlük Hareketi’nin çabalarına bırakılmamalıdır. Lider Apo’nun çabalarının sonuç verici olması isteniyorsa halkımız, halklarımız ve tüm demokrasi güçleri Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme konusunda örgütlenip mücadele etmelidirler. Her yerde demokratikleşme ve temel sorunların çözümü mücadele ile gerçekleşmiştir. Bu temelde Rêber Apo’nun Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın ikinci yılında herkes bu çağrıyı sahiplenerek mücadeleyi yükseltmeli ve lider Apo’nun çabalarının sonuç alması için üzerlerine düşen rolü oynamalıdırlar.”