“Geçen yıl, Bilal Erdoğan hakkında medyadaki ilk haber 1 Ocak 2025’te Galata Köprüsü üzerindeki Gazze Yürüyüşü’ne katılması nedeniyle yayımlanmış, bir de 6 Ocak 2025’te, Bilal Erdoğan, Arnavutköy Belediyesi ile Dünya Etnospor Birliği’nin düzenlediği 'Gençlerle söyleşi: Gelenekten geleceğe' programına katılmış. 8 Şubat 2025’te de İlim Yayma Cemiyeti Kocaeli Şubesi Olağan Genel Kurulu’na katılıp konuşma yapmış. Bilal Erdoğan’ın, geçen yılın ilk 40 gününde katıldığı ve haber olduğu etkinlikler bu kadar.” Devam edelim: “Bilal Erdoğan’ın katıldığı etkinlikler ve haberler, bu yıl katbekat arttı. Bu yıl 1 Ocak-9 Şubat arasında Bilal Erdoğan’ın katıldığı etkinlikler ve konuşmalarına dair tam 16 haber yayımlandı.” Bu alıntılar, Medya Ombudsmanı Faruk Bildirici’nin, 9 Şubat’ta T24 ’teki köşesinde yayımlanan “Bilal Erdoğan haberlerindeki artış yüzde 400” başlıklı yazısından. Faruk Bildirici, muhtemelen birkaç ay önce kulislerde konuşulmaya başlanan Erdoğan sonrası için “hazırlanan” “Bilal Erdoğan dönemi” nedeniyle, kendisine bu aralar basında pek sık rastlamaya başladığımız Bilal Erdoğan’ın bu “yükselişine” dikkat çekmek istemiş. Faruk Bildirici, yine aynı yazıda Bilal Erdoğan’ın katıldığı etkinliklerde rutin, sıradan konuşmalar yapmadığını, kamuoyunun dikkatini çeken, tartışma yaratan görüşler ortaya attığını belirterek, “Yerli ve milli olan yeni bir aydın sınıfının yükselmesine çok ciddi ihtiyacımız var”, “Yeniden bu toplumda ‘Dindar olan insan iyidir’ yargısını güçlendirmek zorundayız”, “İstanbul’da zor geçiniliyorsa, New York’ta da zor geçiniliyor” gibisinden “özgün” fikirler dile getiriyor” diye de bu “yaratıcı” ifadeleri sıralamış. Elbette Bilal Erdoğan, dilediği gibi fikirlerini açıklayabilir. Ki kendisi son olarak babasının Boğaziçi Üniversitesi’ne yaptığı ziyaret nedeniyle, bu üniversiteye girmek için yıllarını vermiş gencecik arkadaşlarımızın okullarına alınmamasına, kovulmasına, polisin Boğaziçi Üniversitesi’ni kendi öğrencilerinden korumak için ablukaya almasına değinmeden, ülkenin en önemli üniversitelerinden, belki de en iyisinden birinde görev yapan hocalarla ilgili birtakım demeçler vermiş ve şöyle buyurmuş: “Üniversitelerimizin dünya sıralamalarındaki yerlerini de görüyoruz. İlk bin sıralamalarına giren Türkiye'den üniversite sayısı bu sene rekor kırdı. Cumhurbaşkanımız Boğaziçi Üniversitesi'nde yurtların açılışı için bulunduğunda, yine siyasileştiriyorlar, işi başka yerlere çekmeye çalışıyorlar. Boğaziçi Üniversitesi'ne sanki böyle bir kötülük yapılıyormuş gibi bir şey yapmaya çalışıyorlar. Bunu diyenler hiçbir akademik çıktısı olmadan üniversiteye hoca alan zihniyet bunu söylüyor. Boğaziçi Üniversitesi'nin de istikrarlı bir şekilde mevcut rektör döneminde yükseldiğini görüyoruz. Bir yandan da Boğaziçi Üniversitesi'nin hem akademik düzeyi hem fiziki imkanları artıyor. Bu zihniyeti gösteriyor. Türkiye'de Cumhurbaşkanımızın liderliğinde eğitimin her alanında ileriye yürüyen bir Türkiye var ve TEKNOFEST neslinin altyapısını da bu eğitimdeki yatırımlar oluşturuyor.” Peki Bilal Erdoğan hangi sıfatla Boğaziçi Üniversitesi’nin hocalarının değerini ölçmeye kalkışıyor? Bilal Erdoğan, hâli hazırda AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu olması dışında, İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı, Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) Yüksek İstişare Kurulu üyesi, Dünya Etnospor Birliği Başkanı, Yeni Türkiye Eğitim Vakfı (YETEV) Mütevelli Heyeti Başkanı gibi görevlerle iştigal ediyor. Bir de kısa süre önce gençlerle birlikte katıldığı bir söyleşide gelir kaynağının “gıda sektörü” olduğunu söylemişti. Kısaca; kendi hâlinde (!) bazı vakıf ve cemiyetlerin başkanı olmakla beraber bir iş insanı. Sıradan bir vatandaş… Biz de sıradan bir vatandaş olduğumuza ve "özgür, demokratik bir hukuk devletinde" yaşadığımıza göre, bizim de bazı açıklamalarımız, sorularımız olabilir. Buna hakkımız da vardır. Mesela Boğaziçi Üniversitesi’nde, Bilal Erdoğan’ın “akademik çıktısı olmayan zihniyet” diye nitelendirdiği akademisyenler neden tam 1265 gündür sırtlarını kayyım rektör Naci İnci’ye dönerek protesto nöbeti tutuyor? Neden Boğaziçi Üniversitesi’nde, başta bir ekol olan ve 1974 yılından beri varlığını sürdüren Müzik Kulübü olmak üzere Sualtı Sporları, Güzel Sanatlar ve Spor Kulübü, kayyım rektörün keyfi kararıyla kapatılıyor? Neden bu kulüplerin kapatılmasını protesto eden öğrencilere polis biber gazıyla müdahale ediyor? Cumhurbaşkanı’nın bir üniversitenin yurt açılışında, herhangi bir alaka kurulması imkânsız bir şekilde Diyanet İşleri Başkanı’yla bulunması başlı başına “siyasileşmiş” bir olayken, neden Bilal Erdoğan bu durumu “Siyasileştiriyorlar” diye eleştiriyor? Madem mesele “siyasileştirmek”ten açıldı, soruları bu minvalde biraz daha genişletelim: YÖK neden var mesela? Ne işe yarıyor YÖK? YÖK Başkanı’nı kim görevlendiriyor? Rektör atamalarına neden Cumhurbaşkanı karışıyor? Neden üniversitelerde “isme teslim” kadro ilanları açılıyor? Üniversitelerin özgür olmaları gerektiğinden dem vuran Recep Tayyip Erdoğan’ın atadığı rektörler neden muhalif müzisyenlerin konserlerini iptal ediyor? Üniversitelerde neden Çevik Kuvvet var? Kimi kimden koruyorlar? Bilal Erdoğan, Boğaziçi Üniversitesi’ndeki bir akademisyenin kapasitesini ölçecek kadar söz sahibiyle eğer, bu sorulara da rahatlıkla cevap verebilir bence.