Fransa’da bir Nazi kopilini öldürdüler

Bir süredir Fransa üzerine yazmıyordum ama yukarıda tek cümleyle özetlediğim gelişme yüzünden Fransa ve “Hür Dünya”da serpilen faşizm, o faşizmin dönüşümüne eğilmek gereği doğdu. Fransa Büyük Devrim’in ve büyük devrimcilerin ülkesi olduğu kadar büyük ihanetlerin ve insanlığa karşı işlenmiş büyük suçların da yaşandığı bir yer. Geçenlerde Kemal Okuyan II. Dünya Savaşı sırasında Naziler tarafından kurşuna dizilen Yunan komünistlerini anarken de değinmişti. Fransız patronlar ve onların iktidarı Vichy Nazilere yaltaklanırken direnişi başlatan Fransız komünist direnişçilerdi. Şimdi bile neredeyse bütün dillerde “Résistance” denildiğinde, elektrikli ızgaranın veya ısıtıcının akımla kızaran parçasından önce onlar akla geliyor. Direniş devrimcilere ait, ihanet ise Nazi kopillerine. Nazi Almanyası’na boyun eğen Vichy yönetimi sadece kendi halkına ihanet etmekle kalmamıştı. Bu ihaneti kurumsallaştırmış ve Nazilerin insanlık suçlarına bile isteye ortak olarak taçlandırmıştı. Nazilerin Yahudi, Çingene, Komünist avına elinden geldiğince katkı yapmış ve bununla övünmüştü. Modern Fransız aşırı sağının 20. yüzyıldaki tarihsel kökü buradadır. İşgalciyle işbirlikçiliği, Yahudi ve halk düşmanlığı, patron seviciliği o yılların ürünü ve sonucudur. Tarih sayfalarını çevirirken karşınıza çıkmış olabilir. “Vél d’hiv” terimi. Vélodrome d’Hiver operasyonunun kısaltılmış adıdır. 16-17 Temmuz 1942 tarihlerinde Vichy’nin polisi yaklaşık 13 bin Fransız Yahudisini derdest etti ve Nazi Almanyası’na teslim etti. Büyük çoğunluğu Auschwitz toplama kampına gönderildi. Pek azı sağ döndü. O zamana kadar Fransız Yahudileri, nispeten güvende olduklarını, Vichy’nin ve Nazilerin sadece mülteci Yahudilerin peşinde olduğunu düşünüyorlardı. Bu insanlık suçu işlendiğinde Yahudileri Fransız patronları da, onların işbirlikçi düzeni de savunmadı. O işi, çoğunluğunu yurtsever komünistlerin oluşturduğu yaklaşık 200 bin direnişçi üstlendiler. Bedelini de ağır ödediler. Sokaklarda kurşuna dizildiler. Yarısına yakını toplama kamplarında veya Nazi işkencehanelerinde can verdi. Fransa’da modern aşırı sağcılık ifadesini biraz açmakta yarar var. Fransız aşırı sağının tarihsel kökenlerine indiğimizde elbette Kilise’yi görüyoruz. Ruhban sınıfının kanlı entarisini başına geçiren Fransız devrimcilerinin ilk düşmanları doğal olarak Kilise ve onun kışkırttığı cahil, gerici kitlelerdi. Fransız aşırı sağı birçok ülkedeki benzerleri gibi önce dincilikle tezahür etti. Cumhuriyetin anti-klerikal başka bir deyişle dini kurumları ve hiyeraşiyi siyasetten dışlayan tavrı zaman içinde ister istemez Fransız aşırı sağını da etkiledi. Sağcılar Kilise’yi büyük ölçüde terk ettiler, Gobineau filan derken milliyetçiliğe ve ırkçılığa sarıldılar. Katolik Kilisesi’nin kurucu fikirlerinden olan Yahudi düşmanlığını da yanına kattılar. Zola ve Dreyfus isimlerini işte o güruhun pisliklerine karşı verilen mücadeleden biliyoruz. Bu arka plan sayesinde Nazi Almanyası Fransa’yı teslim aldığında kullanıma hazır bir ideolojik malzeme buldu. Tarih bölümünü çok uzatmayalım. Bugün Fransa’nın birinci partisi konumundaki ve Marine Le Pen liderliğindeki Rassemblement National, Türkçe söylersek “Ulusal Toplanma”nın tarihsel etiketi Nazi işbirlikçiliğidir. “Kurtuluş”un lideri sayılan De Gaulle’e karşı darbe girişimi de aynı hareketin mahsulüdür. Biraz da bu yüzden uzun zaman Fransa’da aşırı sağın zemin bulamayacağı zira halkın gözünde Alman işgaliyle özdeşleşmiş olduğu savunulmuştur. Başta Mitterrand olmak üzere, düzen içi sol liderler ve partiler tam bir aymazlıkla aşırı sağa, klasik sağın kitlesini aşındırmak için alan açtılar. O alan genişledi, genişledi ve sonunda aşırı denilen sağ, klasik sağın asıl mecrası haline geldi. Göçmen düşmanlığı, ırkçılık ne ayıp filan derken bunlar ana akım siyasetin belirleyici çizgilerine dönüştü. Evet, Fransa’da bir Nazi kopili öldürüldü ve “Hür Dünya” armadasının en havalı gemilerinden biri olan Fransa’nın sırları döküldü, Vichy’nin kirli yüzü yeniden ortaya çıktı. Ama çok önemli bir farkla. I. Vichy Yahudi düşmanlığıyla besleniyordu, II. Vichy Siyonizm’le kol kola verdi. II. Dünya savaşında Yahudileri savunmak için can verenlerin geleneğini izleyenler aşırı solcu, Yahudi düşmanı ve terörist ilan edildiler. Birkaç kez yazdım ama anımsatayım. Fransa’da CRIF adlı bir örgüt var. Kâğıt üzerinde ülkedeki Yahudi örgütlenmelerini bünyesinde topluyor. Oysa gerçek farklı. Fransız Yahudilerinin birçok ilerici örgütlenmesi bu yapıyı uzun zaman önce terk ettiler. Son 25 yıldır saldırgan Siyonist çizgiyi iyice benimseyen CRIF gerçek anlamda İsrail yanlısı, hatta uzantısı bir lobi kuruluşu olarak gücünü her geçen gün artırdı. CRIF yirmibeş yıl önce kapısından içeri sokmadığı Fransız aşırı sağının, şu an baş destekçilerinden biri konumunda. 84 yıl önce çoluk çocuk demeden Fransız Yahudilerini toplama kamplarına gönderenlerin torunları şimdi CRIF tarafından baş köşelerde ağırlanıyor. Fransız faşistleri ile CRIF Siyonistleri hep birlikte Filistin halkına ve onları savunmaya cüret eden solculara saldırıyorlar. CRIF’in etkisi fiyat etiketlerinde Nazi işbirlikçisi ve faşist yazanlarla sınırlı değil. Klasik sağ partiler gibi, Macron yönetimi de CRIF’in yani İsrail’in gözüne girebilmek için hiçbir fedakârlıktan kaçınmıyor. Bu hafta içinde düzenlenen CRIF’in geleneksel yemeğine tam 20 bakan katıldı. Gelmeyenler de herhalde masalarda yer kalmadığı için içeri girememiş olanlardı. Macron ve kendisi gibi finans kapitalin yeteneksiz memurlarından oluşan vasat bakanlarından birinin yediği herzeyi de buraya eklemezsek Siyonizmin Fransa’daki etkisine dair resmi eksik bırakmış oluruz. İsrail’in ve ABD’nin BM Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese’ye ne zamandır kafayı taktıklarını biliyoruz. Albanese’yi görevden aldırabilmek için her türlü alçaklığa ve iftiraya başvuruyorlar. Albanese’nin en büyük suçu Filistin halkına karşı işlenen insanlık suçlarını kayda geçirmek değil. Bunu birçok kişi ve kuruluş da yapıyor. Francesca Albanese’nin asıl büyük kabahati, bu soykırımın arkasındaki uluslararası sermaye desteğini belgelemek. Albanese’nin geçen yılın ortasında açıkladığı rapor, İsrail’in arkasındaki sermaye gücünü ortaya koyuyor. Silah şirketlerinden teknoloji firmalarına, Meksikalısından, Güney Korelisine, Azerbaycanlısından, Çinlisine kadar listede yok yok! Merak eden internetten raporun ayrıntılarına ulaşabilir. Ben sadece bir görsel koyup kapatıyorum bu bahsi. Komünist filan olmamasına rağmen vicdan sahibi ve gerçeğe sadık bir hukukçu kimliğiyle Filistin meselesinin ve Filistin halkının maruz kaldığı soykırımın tepeden tırnağa sınıfsal olduğunu belgeleriyle ortaya koyan Albanese, geçtiğimiz günlerde gayet koordine bir biçimde Alman, Fransız ve İngiliz hükümetleri tarafından hedef alındı ve istifası istendi. Gerekçe Albanese’nin soykırımı yaratan insanlık düşmanı bir sistemin varlığından yani soykırımı mümkün kılanın sermaye düzeni olduğundan bahsetmesiydi. İsrail ve onun aparatı haline gelmiş “Hür Dünya” ülkeleri bunu, İsrail’in insanlığın düşmanı olduğunun söylediği şeklinde servis ettiler. Hatta bu anlamın çıkartılabileceği ve İsrail tarafından hazırlanmış montajlı bir videoyu da bol bol paylaştılar. Fransa’nın vasat altı Dışişleri Bakanı Barrot da, tıpkı İngiliz ve Alman mevkidaşları gibi bu montaj üzerinden Albanese’ye saldırdı. Videonun yalan olduğu ortaya çıkmasına, bunun Fransız Devlet Televizyonu tarafından açıklanmasına rağmen sözlerini geri de almadı. Bir anlamda, yakından tanıdığımız bir “dünya lideri”nin söylediği gibi “Ama montaj ama şu ama bu!” deyip geçti. O kürsüde Albanese’ye ve sahip çıktığı Filistin halkının yaşama hakkına saldıran Fransa’nın veya herhangi bir egemen ülkenin Dışişleri Bakanı değildi. CRIF ve İsrail’in, Siyonizme yaslanmış uluslararası sermaye düzeninin seslendirdiği kartondan bir karakter dile gelmişti. Peki alçakça bir yalan üzerinde tepinmekte ısrar eden Barrot veya CRIF’in kapısında kuyruğa giren diğer kişilik yoksunu siyasetçiler için mesele oy muydu? İlgisi bile yok. Fransa’da Yahudi kökenli seçmen sayısının toplam seçmene oranı yüzde 1 bile değil. Kaldı ki, bunların tamamının Siyonist olduğunu iddia etmek ancak salaklıkla açıklanabilir. O halde Barrot’nun sergilediği entelektüel sefaletin, ya da Fransa’daki sermaye düzeninin hizmetkarlarının CRIF yemeğinde bir tabak kapmak için birbirlerini ezmelerinin sebebi ne? Basitçe söylersek, tek sebep Siyonizm ve sermayenin ortak bir hedefinin olması. Ben ne saçmalıyorum? Düpedüz aynı olmaları! 21. yüzyılın faşizmi ve Nazizmi bu kez Siyonizm hormonuyla büyütülüyor. Malum İsrail tarımda çok gelişkin. Sermayenin yüksek çıkarları için Avrupa faşizminin gübresini de o sağlıyor. Biraz dağıttık. Ne diyorduk? Hah, Fransa’da bir Nazi kopili öldürüldü. Nazi kopili deyimi ne yazık ki tam olarak bana ait değil. Fransa’daki devrimcilerden biri bu tür canlılar için “nazillion” deyimini kullandı. Sözlüklerde yok ama küçük Nazi anlamında uydurmuş olmalı. Ben Nazi kopili diye çevirmeyi uygun gördüm. Pek de güzel oturdu. Dönelim esas konuya. Fransa’nın Lyon kentinde Jeune Garde Antifasciste (Antifaşist Genç Muhafızlar-JGA) adlı bir solcu örgütün gençleriyle bir Neonazi grubu sokak ortasında birbirlerine girdiler. Durup dururken değil elbette. Filistin kökenli milletvekili Rima Hassan’ın üniversitede vereceği Filistin konulu bir konferansı engellemek niyetiyle yörede toplanan Nazi tosuncukları, karşılarında bunların Nazi işbirlikçisi dedelerinin canına okuyan bir geleneğin temsilcilerini, Genç Muhafızları buldular. Sonuçta, Quentin Deranque adında aşırı sağcı bir Nazi kopili yediği dayak sonucu hastanede hayatını kaybetti. Deranque, “Action française” isimli aşırı sağcı ve “Fransa’yı Cumhuriyetten kurtarmayı savunan” bir örgütün eski üyesiydi. Büyümüş, serpilmiş, tekamül etmiş, zamanın ruhuna ayak uydurmuş, İsrail yanlısı bir Neonazi’ye dönüşmüştü. Aşırı sağı iktidara getirebilmek için yıllardır elinden geleni yapan sermaye medyası ortalığı ayağa kaldırdı. “Bana sağcılar adam öldürüyor dedirtemezsiniz” siyasetinin Fransızca konuşan bütün aktörleri kınama yarışına girdiler. Solcuları rejime baş tehdit ilan ettiler. Oysa aşırı sağın hâkimiyetindeki polis verilerine göre bile Fransa’da aşırı sağcıların öldürdüğü insan sayısı, solcuların öldürdüklerinin çok çok üzerinde. Sermaye basını, sağcı siyasetçiler, özetle CRIF’in ne kadar sadık hizmetkârı ve suç ortağı varsa, gerçekle hiçbir ilişkisi bulunmamasına karşın yıllar önce yasadışı ilan edilmiş küçük bir grup olan JGA’nın, Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) Partisi’nin gençlik yapılanması olduğunu da iddia ettiler. LFI’nin kapatılmasını istediler. Macron Efendi Fransız Danıştayı’nın aksi yöndeki kararına karşın LFI’yi aşırı solcu olarak niteledi. Bir anlamda, “Danıştay’ın kararını tanımıyorum, saygı da duymuyorum” demiş oldu. Tanıdık mı geldi? Yok canım, ne alakası var? Daha suret-i haktan görünmeye çalışanlar “Efenim, aşırı sağ da kötü, aşırı sol da” minnoşluğuyla eşitleme yoluna başvurdular. Başka bir deyişle, Nazi canavarlığı ile onunla canı pahasına savaşanları eşitlemeye kalkıştılar. “Şiddet sağdan da gelse, soldan da gelse...” ezberlerini bol bol tekrarladılar. Bu kirli çenelerin sahipleri, Vichy döneminde yaşasalardı muhtemelen Fransız direnişçilerini de teröristlikle suçlayacaklar, “aman Nazileri ve Fransız işbirlikçilerini öldürmeyelim onlar da insan” filan diyeceklerdi. Bitmedi. Fransa Ulusal Meclisi’nde bu Nazi kopili için 17 Şubat’ta saygı duruşu yapıldı. LFI ve Komünistler haricinde milletvekillerinin çoğunluğu Cumhuriyeti yıkmaya ant içmiş, Nazi işbirlikçiliği geleneğinin takipçisi, ırkçı bir kopil için hazır ola geçmekte sakınca görmediler. Zira CRIF’in, Siyonizmin ve sermayenin Fransa halkını köleleştirerek kasalarını doldurabilmek için Deranque gibi kopillere ihtiyacı vardı ve yeni Deranque’ların cesaretlendirilmesi gerekiyordu. Mevzubahis kasa olunca, “medeniyet ve insan hakları” teferruattı. Fransa’da bir Nazi kopili öldürüldü. Bize hâlâ ‘AB’nin demokratik standartları“ diye yutturulmaya çalışılan “Hür Dünya” sermaye düzeninin sırları daha da döküldü. Çok da iyi oldu.