Milli İstihbarat Teşkilatı Faaliyet Raporu üzerinden bir kurumsal zihin analizi

Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından 2025 yılına ilişkin kurumsal değerlendirme raporu yayınladı. Bu rapor yalnızca bir faaliyet dökümü sunmamakta; aynı zamanda uluslararası sistemin mahiyetine dair kapsamlı bir okuma önermektedir. Raporda 2025 yılı, “küresel norm ve değerlerin zedelendiği, mevcut uluslararası düzenin krizleri çözmede yetersiz kaldığı, stratejik dengelerin yeniden tanımlandığı, jeoekonomik dengelerin hızla değiştiği ve teknolojik gelişmelerin beraberinde getirdiği risklerin katlanarak arttığı bir yıl” olarak tasvir edilmektedir. Bu çerçeve, güvenlik çalışmalarında uzun süredir tartışılan liberal düzenin aşınması, çok kutupluluk ve büyük güç rekabetinin derinleşmesi gibi temaların Türkiye’nin resmî güvenlik belgelerine nasıl yansıdığını göstermesi bakımından önemlidir. Metinde dikkat çeken bir diğer tespit, tehditlerin niteliğine ilişkindir: “Bu süreçte, geleneksel güvenlik tehditleri giderek hibrit karakter kazanmış, belirsizlik ve kaosun etkisi tüm dünyada hissedilir hâle gelmiştir”. Hibritleşme vurgusu, konvansiyonel askerî tehditlerle sınırlı bir güvenlik anlayışının artık yeterli görülmediğini ortaya koymaktadır. Siber operasyonlar, dezenformasyon faaliyetleri, vekâlet savaşları, ekonomik baskı araçları ve otonom silah sistemleri gibi çok katmanlı riskler, güvenlik mimarisinin hem kavramsal hem kurumsal düzeyde yeniden tasarlanmasını zorunlu kılmaktadır. Raporun küresel kriz alanlarına dair değerlendirmeleri bu dönüşümü somutlaştırmaktadır. Gazze bağlamında geçici ateşkesin kalıcı barışa dönüşmemesi ve çatışmanın bölgesel yayılım riski, Orta Doğu’daki kırılganlığın sürdüğünü göstermektedir. Aynı şekilde Rusya-Ukrayna savaşının “nükleer restleşmeler ve otonom silah sistemlerinin hakimiyetine evrilmesi”, savaşın doğasının teknoloji ve caydırıcılık ekseninde dönüştüğüne işaret etmektedir. Ekonomik düzlemde ise ABD-Çin rekabetinin “yeni soğuk savaş” karakteri kazandığı vurgusu, güvenliğin jeoekonomik boyutunu daha görünür kılmaktadır. Bu çok katmanlı kriz ortamında Türkiye’nin konumu, raporda “küresel güç dengelerinin yeniden tanımlandığı bu tarihsel kavşakta” ifadesiyle betimlenmektedir. Türkiye’nin aynı anda hem bölgesel krizlere müdahil olan hem de iç güvenliğini tahkim etmeye çalışan bir aktör olarak konumlandırılması, güvenlik politikasında eşzamanlılık ilkesini öne çıkarmaktadır. Bu çerçevede 2025’in “hem dış politikada hem iç güvenliğinde stratejik bir ‘denge ve tahkimat’ dönemi” olarak tanımlanması, iç ve dış güvenlik ayrımının giderek silikleştiğini göstermektedir. İç ve Dış Güvenliğin Bütünleşmesi: “Denge ve Tahkimat” Stratejisi Faaliyet Raporu’nun en dikkat çekici yönlerinden biri, iç güvenlik ile dış politika arasındaki sınırların bilinçli biçimde geçirgen kılındığını gösteren bütüncül güvenlik anlayışıdır. Metinde Türkiye’nin 2025 yılında “hem dış politikada hem iç güvenliğinde stratejik bir ‘denge ve tahkimat’ dönemi” yaşadığı ifade edilmektedir. Bu kavramsallaştırma, savunmacı reflekslerin ötesine geçen; aynı anda hem riskleri dengeleyen hem de kapasiteyi tahkim eden çift yönlü bir stratejiyi ima etmektedir. Raporun küresel kriz alanlarına dair değerlendirmeleri ile iç güvenlik gündeminin aynı anlatı bütünlüğü içinde sunulması tesadüf değildir. Gazze ve Ukrayna gibi bölgesel krizlerde üstlenilen arabuluculuk rolü vurgulanırken, eşzamanlı olarak “Terörsüz Türkiye” sürecinin derinleştirildiği belirtilmektedir. Bu paralellik, dış politika aktivizmi ile iç güvenlik konsolidasyonu arasında bilinçli bir stratejik eşgüdüm olduğunu göstermektedir. Nitekim metinde Terörsüz Türkiye hedefinin “yalnızca bir güvenlik başarısı değil küresel belirsizlikler çağında Devletimizin kendi kaderini tayin etmesi ve bölgesel istikrar sağlanması konusunda önemli bir stratejik kazanım” olacağı vurgulanmaktadır. Böylece iç güvenlik, yalnızca tehdit bertarafı değil; uluslararası konumlanmayı güçlendiren bir stratejik kaldıraç olarak tasavvur edilmektedir. Bu bütünleşmenin kurumsal yansıması ise istihbaratın politika üretim sürecindeki konumuyla ilgilidir. Raporda Teşkilâtın, “sürekli değişen tehditlere karşı Türkiye Cumhuriyeti’nin iç ve dış güvenlik anlayışını etkilemek, proaktif politikalar üretilmesine destek vermek ve alınan stratejik kararların uygulanmasını sağlamak amacıyla faaliyet gösterdiği” belirtilmektedir. Bu ifade, istihbaratın yalnızca bilgi sağlayan teknik bir birim değil; stratejik yönelimleri şekillendiren ve uygulama safhasında aktif rol alan bir aktör olarak konumlandırıldığını ortaya koymaktadır. Dış istihbarat bağlamında benimsenen yaklaşım da bu bütünleşmeyi pekiştirmektedir. Teşkilâtın dış istihbarat anlayışını “Devletimizin dış politika hassasiyetlerine ve stratejisine uygun olarak şekillendirdiği” ve “proaktif ve öncü bir ruhla hareket ederek hem sahada hem de masada faaliyet alanını genişlettiği” vurgulanmaktadır. Sahadaki operasyonel etkinlik ile masadaki diplomatik angajmanın eşzamanlı yürütülmesi, güvenliğin artık yalnızca askerî ya da kolluk boyutuyla değil; diplomasi ve müzakere süreçleriyle birlikte ele alındığını göstermektedir. Gazze bağlamında “tüm taraflar arasında bir köprü görevi” üstlenilmesi ve müspet neticelere katkı sağlanması, istihbaratın kriz yönetiminde arabulucu ve kolaylaştırıcı fonksiyon icra edebildiğini ortaya koymaktadır. Bu durum, istihbarat diplomasisi kavramının Türkiye pratiğinde kurumsal karşılık bulduğunu düşündürmektedir. İstihbarat, burada yalnızca bilgi toplayan değil; müzakere süreçlerine yön veren ve stratejik sonuç üretmeye çalışan bir enstrümana dönüşmektedir. Teknolojik Dönüşüm ve Hibrit Kapasite İnşası Rapor, güvenlik ortamındaki hibritleşmeye yalnızca kavramsal bir vurgu yapmakla kalmamakta; buna karşılık kurumsal kapasitenin nasıl dönüştürüldüğüne dair açık işaretler de sunmaktadır. Teşkilâtın görevlerini “teknolojik gelişmeleri yakından takip etmekte ve klasik istihbarat yöntemleriyle birleştirerek hibrit bir çalışma yöntemi izlemektedir” ifadesi, dönüşümün salt teknik modernizasyon değil, yöntemsel bir sentez anlamına geldiğini göstermektedir. Bu yaklaşım, insan kaynağına dayalı klasik istihbarat ile ileri teknolojiye dayalı veri temelli istihbaratın bütünleştirildiği bir modeli işaret etmektedir. Rapor, teknik kapasitenin hangi alanlarda yoğunlaştığını da açık biçimde ortaya koymaktadır. “Büyük veri analizi, yapay zekâ uygulamaları, görüntü istihbaratı, sinyal istihbaratı, uydu istihbaratı ve siber istihbarat alanlarında kaydettiğimiz her aşama” ifadesi, çok katmanlı bir teknolojik ekosistemin inşa edilmekte olduğunu göstermektedir. Bu alanların birlikte zikredilmesi, güvenliğin artık tekil bir operasyonel boyuta indirgenemeyeceğini; veri işleme kapasitesi, algoritmik analiz, uzay tabanlı gözetim ve siber savunma gibi unsurların entegre bir yapıda ele alındığını ortaya koymaktadır. Özellikle büyük veri ve yapay zekâ vurgusu, istihbarat üretim sürecinin hız ve ölçek bakımından dönüştüğüne işaret etmektedir. Hibrit tehdit ortamında riskler çoğu zaman düşük yoğunluklu, dağınık ve çok kaynaklıdır. Bu nedenle yalnızca saha verisi değil; açık kaynak, dijital trafik, finansal hareketlilik ve sosyal ağ analizleri gibi çok çeşitli veri kümelerinin eş zamanlı değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda teknik istihbarat kabiliyetinin “istihbarat ekosistemimize hız ve derinlik kattığı” ifadesi , karar alıcıya sunulan bilginin hem zamanlama hem de içerik bakımından daha rafine hâle getirildiğini düşündürmektedir. Teknolojik kapasite inşası, yalnızca operasyonel etkinlik açısından değil; stratejik caydırıcılık bakımından da önem taşımaktadır. Hibrit savaşın karakteri, çoğu zaman görünmez alanlarda üstünlük kurmayı gerektirir. Siber alanda savunma ve karşı koyma kapasitesi, uzay tabanlı istihbarat imkânları ya da sinyal istihbaratındaki ilerleme, devletlerin doğrudan görünür güç kullanmadan da etki üretmesini sağlar. Raporun, kaydedilen ilerlemelerin Teşkilâtı “rekabet ettiği emsal istihbarat servisleri arasında da farklı bir noktaya” taşıdığı yönündeki değerlendirmesi , bu kapasite artışının uluslararası rekabet bağlamında konumlandırıldığını göstermektedir. Bu dönüşüm, kurumsal vizyon beyanıyla da uyumludur. Teşkilâtın vizyonu; “gelişmelere hızlı refleks gösterebilen, çok yönlü, dinamik ve küresel ölçekte etkin bir istihbarat servisi olmak” şeklinde tanımlanmaktadır. Hızlı refleks ve çok yönlülük, doğrudan teknolojik altyapı ile ilişkilidir. Gecikmeli bilgi, hibrit tehdit ortamında çoğu zaman işlevsizdir; bu nedenle veri toplama, işleme ve analiz süreçlerinin senkronizasyonu kritik önem taşımaktadır. Kurumsal Yönetim, Performans Rejimi ve Hesap Verebilirlik Faaliyet Raporu’nun dikkat çekici yönlerinden biri, güvenlik alanında faaliyet gösteren bir kurumun, kurumsal kapasite artışını mali disiplin ve yönetsel rasyonalite ile birlikte ele almasıdır. Raporun bütünü, yalnızca operasyonel başarı iddiaları üzerine değil; mevzuata dayalı, performans esaslı ve denetime açık bir kurumsal çerçeve üzerine inşa edilmiştir. Bu durum, güvenlik-şeffaflık dengesinin nasıl kurulduğunu anlamak bakımından önemlidir. Teşkilâtın amaç ve hedefleri açık biçimde 2937 sayılı Kanun çerçevesinde tanımlanmakta; millî güvenlik istihbaratının devlet çapında oluşturulması ve ilgili makamlara ulaştırılması temel misyon olarak belirtilmektedir. Bu normatif zemin, kurumsal faaliyetlerin keyfî değil, hukuki yetki ve sorumluluk sınırları içinde yürütüldüğünü vurgulamaktadır. Aynı şekilde misyon tanımında “bütçesini etkin, etkili ve ekonomik kullanmak” ifadesinin yer alması, güvenlik hizmetinin mali rasyonalite ile birlikte düşünüldüğünü göstermektedir. Mali veriler bu çerçeveyi somutlaştırmaktadır. 2025 yılı başlangıç ödeneğinin 28.896.461.000 TL olduğu; yıl içinde yapılan düzenlemelerle toplam ödeneğin 36.435.655.383,93 TL’ye ulaştığı ve harcamanın 36.307.747.195,81 TL olarak gerçekleştiği belirtilmektedir. Bu veriler, bütçe kullanım oranının yüksek olduğunu, ancak ödenek sınırları içinde kalındığını göstermektedir. Güvenlik kurumlarının doğası gereği kamuoyuna sınırlı veri sunduğu dikkate alındığında, bu düzeyde mali şeffaflık vurgusu, performans temelli bir yönetişim anlayışının işareti olarak okunabilir. Rapor ayrıca program bütçe sistemine geçişe özel vurgu yapmaktadır. Teşkilât için program başlığının “Ulusal Savunma ve Güvenlik”, alt programın “İstihbarat Hizmetleri” ve faaliyet başlığının “İstihbarat Faaliyetleri” olarak belirlendiği ifade edilmektedir. Bu sınıflandırma, istihbarat faaliyetinin bütçe sistematiği içinde açık bir programatik çerçeveye oturtulduğunu göstermektedir. Böylece stratejik hedefler ile kaynak tahsisi arasında kurumsal bir eşleştirme yapılmakta; performans göstergeleri üzerinden ölçülebilirlik artırılmaktadır. Denetim boyutu da raporda belirgin şekilde yer almaktadır. İç denetimin 5018 sayılı Kanun çerçevesinde yürütüldüğü ve dış denetimin Sayıştay tarafından gerçekleştirildiği belirtilmektedir. Bunun yanı sıra, iç kontrol güvence beyanında faaliyetlerin “mevzuata uygun etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde yürütülmesine” ilişkin makul güvence sağlandığı ifade edilmektedir. Bu tür beyanlar, güvenlik alanında dahi mali ve idari sorumluluk mekanizmalarının işletildiğini göstermektedir. Raporun bütününe yayılan bir diğer vurgu ise şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkesidir. Faaliyet Raporu’nun “kamuda şeffaflık, hesap verebilirlik ve sorumluluk ilkelerine uygun bir yaklaşımla hazırlanmış” olduğu belirtilmektedir . Güvenlik kurumları açısından şeffaflık her zaman sınırlı ve kontrollü olmak zorundadır; ancak burada amaçlanan, operasyonel detayların ifşası değil, kurumsal yönetişim ilke ve mekanizmalarının görünür kılınmasıdır. Bu yaklaşım, demokratik meşruiyet ile güvenlik gereklilikleri arasında bir denge arayışını yansıtmaktadır. Stratejik Zihin, Kurumsal Öğrenme ve Gelecek Tasavvuru Raporun son bölümleri, yalnızca geriye dönük bir performans muhasebesi değil; aynı zamanda geleceğe dönük bir stratejik zihin inşası iddiası taşımaktadır. Metinde, 2026 yılının ilk günlerinin dahi “jeopolitik açıdan son derece belirsizliklerle dolu olacağına işaret” ettiği belirtilerek, belirsizliğin istisnai değil kalıcı bir durum olarak kavrandığı anlaşılmaktadır. Bu tespit, güvenlik planlamasının kriz bazlı değil, süreklilik arz eden bir risk evrenine göre yapılandırıldığını göstermektedir. Bu bağlamda rapor, Türkiye’nin “çeşitli tehditlerle eş zamanlı mücadele etmek, güvenlik ve dış politikasında çok boyutlu bir strateji izlemek durumunda olduğu” bilinciyle hareket ettiğini vurgulamaktadır. Eş zamanlılık ve çok boyutluluk, günümüz güvenlik ortamında stratejik esnekliğin temel şartlarıdır. Devlet kapasitesinin aynı anda hem konvansiyonel hem hibrit tehditlere, hem bölgesel krizlere hem de iç güvenlik risklerine karşı organize olabilmesi, yalnızca araçsal değil zihinsel bir dönüşüm gerektirir. Raporun en dikkat çekici ifadelerinden biri, stratejik düşünceye yaptığı göndermedir: “Mevcut tehditlerin dışına çıkıp onları kuşatacak bir zihin ve idrak geliştirildiğinde hasım ve rakiplerimizden bir adım öne geçtiğimiz” belirtilmektedir. Bu cümle, savunmacı reflekslerin ötesine geçen, tehditleri reaktif biçimde karşılamak yerine onları çevreleyen, öngören ve şekillendiren bir akla işaret etmektedir. Burada söz konusu olan yalnızca operasyonel üstünlük değil; bilişsel ve kavramsal üstünlüktür. Aynı doğrultuda, Teşkilâtın sahip olduğu yetenek ve kapasiteyi “geliştirerek artırma iradesinde” olduğu ve kaynakların “etkin ve verimli şekilde kullanılması” ilkesinin sürdürüldüğü ifade edilmektedir. Bu vurgu, kurumsal öğrenmenin sürekliliğine işaret etmektedir. Güvenlik kurumları için öğrenme, yalnızca hatalardan ders çıkarmak değil; değişen tehdit ekosistemine göre organizasyonel yapıyı, insan kaynağını ve teknolojik altyapıyı sürekli güncellemektir. Raporun bütününde hissedilen bir diğer unsur ise tarihsel süreklilik bilincidir. Teşkilâtın “99 yıldır köklü bir gelenek ile omuz omuza” yürüdüğüne yapılan atıf , kurumsal hafızanın stratejik karar alma süreçlerinde referans noktası olarak görüldüğünü düşündürmektedir. Gelenek ile dönüşüm arasındaki bu denge, güvenlik kurumlarının en kritik sınavlarından biridir. Salt yenilikçilik, kurumsal istikrarı zedeleyebilir; salt gelenekçilik ise değişen tehdit ortamında yetersiz kalabilir. Rapor, bu iki unsuru birlikte taşıma iddiasındadır. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. MİT rapor analiz Cihad İslam Yılmaz, Independent Türkçe için yazdı Cihad İslam Yılmaz Pazartesi, Şubat 23, 2026 - 00:15 Main image:

Ekran alıntısı: MİT

TÜRKİYE'DEN SESLER Type: news SEO Title: Milli İstihbarat Teşkilatı Faaliyet Raporu üzerinden bir kurumsal zihin analizi copyright Independentturkish: