Özgü Namal’a o soru haksız mıydı?

Oyuncu Özgü Namal, Milliyet’in manşetindeydi. “Bu duruş bu millete ‘Özgü’ başlığı altında Özgü Namal’ın, Berlin Film Festivali’nde “Sarı Zarflar” filmi için düzenlenen basın toplantısında bir soruya verdiği yanıt övülüyordu. Namal, bir gazetecinin “Türkiye’de bu öyküyü anlatabilseydiniz eğer, performansınız daha mı değişirdi?” sorusuna özetle şu yanıtı vermişti: “Türkiye’de çekemediğimiz için burada çekmiş değiliz. Düzeltme yapalım soruda. Bu Türkiye’de çekilemeyen bir film değil. Burada çekilmesi tercih edildi. Burada zorunluluk yok.” Fakat haberin sonunda filmin konusu, “Sarı Zarflar, bir ailenin idealleri ile hayatta kalma mücadelesi arasındaki çatışmayı konu ediniyor” diye aktarılıyordu. Ama bu cümle, gazetecinin filmin Türkiye’de çekilemeyeceği düşüncesiyle soru sormasının nedenini açıklamıyordu. Nedenini anlamak için başka taraflara baktım. O gün Özgü Namal, Akşam, Hürriyet, Türkiye gibi gazetelerde de ilk sayfadaydı. Habertürk. TGRT, Global, Sözcü TV gibi televizyonlarda da başlardaydı. “Sorudaki tuzağa düşmedi”, “Berlin’de oyuna gelmedi”, “Festivale damga vurdu”, “Gönüllere taht kurdu”, “Eziklere hadlerini bildirdi”, “Ders gibi yanıt” gibi başlıklarla göklere çıkarılmıştı sanatçı. Sosyal medyada da “ulusal kahraman” düzeyindeydi neredeyse. Milliyet gibi çoğu medya kuruluşunda da filmin konusu anlatılmıyordu. Sadece Hürriyet ve Habertürk’ün son satırında “İlker Çatak’ın yönettiği, başrollerini Özgü Namal ve Tansu Biçer’in paylaştığı ‘Sarı Zarflar’, “Yeni oyunlarının prömiyerinin ardından siyasi baskılar nedeniyle işlerini kaybeden ve evlilikleri sınanan tiyatrocu çiftin hikâyesini konu alıyor” bilgisini gördüm. Oray Eğin de Habertürk’teki “Sarı Zarflar son yılların en tehlikeli filmi mi?” yazısında filmin siyasi mesajlarını “samimiyetsiz”, muhalefetini de “yüzeysel” olarak nitelendiriyordu. Demek mesele “siyasi baskılar”dı! Fragmanda da günümüz Türkiye’si “Hak hukuk adalet” döviziyle yürüyenlerin görüntüleriyle yansıtılıyordu. Gazetecinin, Berlin’de çekilen “Sarı Zarflar”ın, Türkiye’de çekilemeyeceğini düşünmesinin nedeni buydu. Milliyet ve iktidar medyası, Özgü Namal’ın tavrını haber yaparken, filmin günümüz Türkiye’sinin siyasi ortamına dair eleştirel yaklaşımını aktarmayarak bilgi kararttılar. Gazetecinin özgürlük adına kaygı duyarak o soruyu sormasının haklılığını da kanıtlıyor. Film, Berlin’de “Altın Ayı” ödülü aldı, bakalım Türkiye’de salonlar bulabilecek mi? ∗∗∗ GAZETECİLİK VİCDANININ REKLAMA TAHVİLİ “Körfezray’da çalışmalar 4 TBM ile hız kazandı” başlıklı yarım sayfalık haber görünümlü tanıtım metni aynı gün, iktidar yanlısı 10 gazetede yayımlandı.  Milliyet, Sabah, Dünya, Posta, Ekonomi ve Hürriyet’te metnin dibinde minicik de olsa “Bu bir ilandır” uyarısı konulmuştu; ama Akşam, Türkiye, Yeni Akit ve Yeni Şafak ve onlarca haber sitesinde o da yoktu. “Kocaeli’nin ulaşımına konfor ve rahatlık katacak Körfezray’da aynı anda kazı yapan TBM (tünel açma makinesi) sayısı dörde yükseldi” denilen metinde, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile AKP’li Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin metro projesinin üstü örtük reklamı yapılıyordu. Bir yandan da kamu kaynakları iktidar medyasına aktarılmış oluyordu bu yolla. Önceki hafta da yeni uçak alan THY, iktidar yanlısı tam 16 gazeteye “500. Yıldızımız göklerde” diye tam sayfa reklam vererek finansman desteğinde bulunmuştu. Şimdi de Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tam 10 gazeteye mali destek vermiş oldu. Devlet eliyle medya beslemek, haberciliği de köreltiyor. Böyle örtülü reklam metniyle metro projesinin hızlandığını duyuran metin, metro inşaatının zeminde kayma ve çökmelere neden olduğunu görmezden geliyor. Dört ay önce Gebze’de, aynı aileden dört kişinin ölümüne neden olan yedi katlı binanın çökmesi ve aynı yerdeki 21 apartmanın da kolonlarında ve zeminde çatlaklar oluşması nedeniyle boşaltılmasında metro inşaatının etkisinin üzerinde durmuyorlar. Kamu kaynaklarının aktarılması iyi gazeteciliğe değil, iktidar faaliyetlerinin tanıtımına yarıyor. İnsan yaşamını bile önemsemeyen propaganda gazeteciliği bu sayede sürüp gidiyor. ∗∗∗ “ELEŞTİREMEYECEKSEK NEDEN GAZETECİLİK YAPIYORUZ?” Cezaevindeki 14 gazeteciye, şimdi bir de Alican Uludağ’ı eklediler. Gece vakti evinden apar topar alıp, hızla tutuklayıp, Metris Cezaevi’ne koydular. Anlaşılan, önce tutuklamaya karar verip, sonra gerekçe aranmış. Öyle olmasa, “Atatürk Havalimanı saldırısını planlayan IŞİD mensuplarının tahliye edilmesi”ne ilişkin haberinin yanına bir de geçen yıl boyunca sosyal medyada yaptığı paylaşımlarını da eklemezlerdi. Bir yıldır itiraz edilmemiş, soruşturma açılmamış paylaşımları tutuklama gerekçesi olabildi! Alican Uludağ, Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olmasından sonra başlayan yeni dönemin ilk sinyali olarak yorumlamış tutuklanmasını. “Benzer birçok operasyona karşı yorumlarını ve eleştirilerini dile getireceği için Alican’ı Ankara’dan uzaklaştırmamız lazım, denilerek bu dosya uyduruldu” demiş mahkemedeki ifadesinde. Çok da haklı bir soru sormuş yargıca: “Biz bu ülkenin yargısını, yargı mensuplarını, Cumhurbaşkanı’nı eleştiremeyeceksek o zaman neden gazetecilik yapıyoruz?” Evet, siyasi iktidar, medyanın çoğunu propaganda aygıtı haline dönüştürmüş, taraftar gazeteciler kitlesi yaratmış olabilir. Ancak eleştiri olmadan, itiraz etmeden, karşı çıkmadan gazetecilik olmaz. Olsa da bu ülkeye, insanlarına bir yararı olmaz. Bizlere ve meslek örgütlerimize düşen görev de bedel ödetilmek istenen meslektaşımız ile dayanışmak. Alican Uludağ’ın bir an önce haberlerine geri dönmesi gerek. ELEŞTİRİ, ŞİKÂYET VE ÖNERİLERİNİZ İÇİN: medyaombudsman@gmail.com