Washington’un gölgesinde bir operasyon: 'El Mencho' sonrası Meksika'yı ve kartelleri ne bekliyor?

Meksika güvenlik güçlerinin, Jalisco Yeni Nesil Karteli’nin (CJNG) lideri Nemesio Ruben Oseguera Cervantes’i, bilinen adıyla “El Mencho”yu öldürmesi, ülke çapında bir şiddet dalgasını tetiklerken, aynı zamanda ABD-Meksika ilişkilerinde yeni bir safhaya işaret etti. Operasyonun hemen ardından Jalisco, Colima, Michoacan, Nayarit, Guanajuato ve Tamaulipas’ta silahlı gruplar araçları ateşe verdi, otoyollar kapatıldı. Guadalajara’da havaalanında panik yaşandı, Puerto Vallarta’da dumanlar yükseldi. Okullar tatil edildi, toplu taşıma askıya alındı. Devlet açısından bu bir “başarı operasyonu” olarak sunuldu. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Christopher Landau da bunu “Meksika, ABD ve dünya için büyük bir gelişme” diye niteledi. Ancak sahadaki tablo, lider öldürme stratejisinin Meksika’da yeni bir güç boşluğu ve iç savaş ihtimali doğurabileceğini de gösteriyor. Sinaloa’dan Yeni Nesil'e: Kartellerin dönüşümü Meksika’daki uyuşturucu savaşının tarihi için "kartellerin evrimi tarihi" de denilebilir. Dünya, Meksika'daki suç yapılanmalarını 1990’lar ve 2000’lerde öne çıkan Sinaloa'yla tanıdı. Sinaloa Karteli, Joaquin “El Chapo” Guzman ve Ismael Zambada gibi figürlerle klasik bir piramidal örgütlenmeye sahipti. Lider merkezli, güçlü bir hiyerarşi vardı. Sonraki dönemde yükselen Jalisco Yeni Nesil Karteli (CJNG) ise farklı bir yapıya sahip. Daha ademi merkeziyetçi hücreler üzerinden hareket ediyor; ancak bu, tamamen dağınık olduğu anlamına gelmiyor. Kartelde bölgesel patronlar üzerinden işleyen bir dikey hiyerarşi korunuyor. Bu yapı, lider kaybı durumunda parçalanmayı değil, çoğu zaman kanlı iç hesaplaşmaları beraberinde getiriyor. El Mencho’nun açık bir halefinin olmaması, kartel içi güç savaşını tetikleyebilir. Daha önce El Chapo’nun tutuklanmasının Sinaloa içinde fraksiyon çatışmalarına yol açtığı hatırlanırsa, benzer bir sürecin CJNG için de yaşanması şaşırtıcı olmaz. Trump’ın baskısı ve sembolik hedef El Mencho, ABD tarafından başına 15 milyon dolar ödül konmuş bir isimdi. Donald Trump yönetimi döneminde adı sık sık anılıyor, Meksika’ya yönelik baskı söyleminde sembolik bir figüre dönüştürülüyordu. Trump, Meksika’ya doğrudan müdahale imasında bulunacak kadar sert açıklamalar yapmıştı. Dolayısıyla bu operasyon yalnızca bir güvenlik hamlesi değil; Washington’a verilen bir mesaj olarak da okunabilir. Meksika Savunma Bakanlığı’nın operasyonun ABD’den gelen “tamamlayıcı bilgiler” doğrultusunda yapıldığını açıklaması, istihbarat paylaşımının boyutuna işaret ediyor. Bu durum, iki ülke arasında güvenlik alanındaki koordinasyonun açık biçimde arttığını gösteriyor. Operasyonun ardından çıkan şiddet olayları sırasında Puerto Vallarta'da yükselen dumanlar. Obrador’dan Sheinbaum’a: Siyasi çizgide değişim Gelinen noktada belirleyici olan unsur yalnızca kartel değil, Meksika siyasetindeki değişim de oldu. Eski Devlet Başkanı Andrés Manuel López Obrador (AMLO), ABD ile güvenlik alanında derin işbirliğine mesafeli durmuş, hatta zaman zaman açık biçimde karşı çıkmıştı. Bu dönemde “egemenlik” vurgusu ön plandaydı. Yeni Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum ise bu konuda daha pragmatik bir çizgi izlemeye başladı. ABD baskısının arttığı bir dönemde gerçekleştirilen bu operasyon, Sheinbaum’a hem uluslararası alanda kredi sağladı hem de iç politikada “kararlı lider” imajı kazandırdı. ABD ile koordinasyonun açıkça kabul edilmesi, önceki döneme göre belirgin bir yön değişimine de işaret etti. Bu durum Meksika iç siyasetinde de yankı buldu. Sağ muhalefet, “ABD’ye yaklaştıkça somut sonuç alıyoruz” söylemini yükseltmeye başladı. Yani operasyon yalnızca güvenlik değil, iç politikada da pozisyon üretme aracı haline geldi. ABD'nin derdi uyuşturucu trafiğini bitirmek mi? ABD Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi’nin (DEA) eski uluslararası operasyonlar şefi Mike Vigil’in konuya ilişkin Batı basınına verdiği demeç kritik bir gerçeğe işaret ediyor: Kartel liderini ortadan kaldırmak, örgütün ekonomik ve kurumsal altyapısını çökmeye mahkûm etmiyor. Çünkü kartel ekonomisi esasında küresel kapitalist ve hegemonik ilişkiler ağı içinde işleyen büyük bir döngünün parçası. Bu döngüde ABD’nin rolü, sadece uyuşturucunun “kötü” etkilerini önlemek değil, bu devasa pazarın ve onun finansal ve lojistik ağlarının kontrolünü elde tutmak üzerine kurulu. Bununla birlikte, “uyuşturucuyla savaş” söylemi, tarih boyunca sıklıkla emperyal çıkarları örtbas etmek için kullanıldı. Söylemler sadece arzı kesmeye odaklanırken, bunların küresel güç dengesine hizmet eden etkileri çoğu zaman göz ardı edildi veya görünmez kılındı. Bu dinamik, ABD’nin Latin Amerika’daki "güvenlik işbirliğini" jeopolitik bir araç olarak kullanmasına bugün hâlâ imkân tanıyor. Başka bir değişle, ABD açısından mesele, uyuşturucu ticaretinin ve onun küresel politikasının köklerini sarsmak değil, egemenlikleri, pazarları ve finansal ağları kendi çıkarları doğrultusunda yeniden biçimlendirmek. Guadalajara'da ana otoyolun bir bölümünü kapatan hasar görmüş bir kamyon. Dünya Kupası ve güvenlik devleti Yapılan operasyonun zamanlaması da kritik. Guadalajara, yaklaşan FIFA Dünya Kupası’nda ev sahibi şehirlerden biri. Uluslararası organizasyon öncesinde “istikrar” göstermek, hükümet açısından stratejik öneme sahip. Ancak bugünkü "güvenlik zaferi", yarın daha büyük bir şiddet dalgasına dönüşebilir. Liderlik boşluğu, kartel içi çatışmaları ve bölgesel güç savaşlarını tetikleyebilir. Kısa vadeli zafer, uzun vadeli belirsizlik El Mencho’nun ölümü, Sheinbaum hükümetine siyasi nefes aldırdı. ABD ile artan koordinasyon, Washington açısından da diplomatik kazanım olarak sunuluyor. Fakat kartel ekonomisinin yapısal zemini, yani silah akışı ve küresel uyuşturucu piyasası gibi başlıklar değişmeden, lider tasfiyelerinin kalıcı çözüm üretmesi zor görünüyor. Bugün “zafer” olarak sunulan operasyon, yarın Meksika’nın yeni bir iç çatışma evresine girmesine neden olabilir.