KÜRT MEDRESELERİ VE ÂLİMLERİ-5

Amcasının vefatından sonra bölgedeki ilim ve irşad hizmetlerini ele alan Şeyh Ubeydullah bir taraftan Halidî şeyhi olarak Anadolu ve İran’da yaşayan mürid ve mensupları üzerindeki etkisini arttırırken, diğer taraftan Kürt beyliklerinin ortadan kaldırılmasıyla oluşan ve bir türlü doldurulamayan siyasî ve sosyal boşluğu da değerlendirmeye başlamıştır. Bunun en açık görüldüğü hadise 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşıdır. Bu savaşta Hakkâri ve Van vilayetlerinde yaşayan bazı Kürt aşiretlerinden oluşturduğu büyük bir silahlı güçle Osmanlı saflarında Ruslara karşı mücadele eden Şeyh Ubeydullah, bölgede etkin ve sözü dinlenir bir lider olarak da faaliyet yürütebileceğinin farkına varmıştır. 1877-1878 Osmanlı Rus savaşı Şeyh Ubeydullah ve ona bağlı bölgedeki Halidîler için bir dönüm noktası olmuştur. Çünkü Şeyh Ubeydullah bu savaşa kadar Nehrî ailesinin yürütmüş olduğu Osmanlı yanlısı siyaseti benimsemekle beraber, bu tarihten sonra yeni bir siyasî düşünce içerisine girmiştir. Bu bağlamda başlangıçta Ruslara karşı Osmanlıların yanında yer almanın bir “cihad” olduğuna dair “fetva” yayımlamış ve Kürt savaşçılardan oluşan muazzam bir güç hazırlamıştır. İçinde Nakşibendî/Halidî şeyhlerin de bulunduğu ve bunlardan da şehitlerin verildiği bu güçle Rusları mağlup edip onları Doğudan atarak Erivan kapısına kadar kovalamıştır. Ancak dönüşte bu zaferin mimarı olan Kürtlerin bu başarılarının ve verdikleri bedellerin görmezlikten gelindiği ve Osmanlı komutan ve yetkililerinin bu zafer ve başarıyı kendilerine mal ettiklerini, medyayı da bu yönde yönlendirdiklerini görünce Kürtler üzerinde oynanan oyunları görürü ve ona göre bir tavır alır. Aslında denilebilir ki onu ilerde (1880) başlatacağı bir Kürt ayaklanmasında Osmanlı-Rus Savaşı adeta kopmaya götüren bir dönüm noktası olmuştur. Şeyh Ubeydullah “Tuhfetü’l-Ahbâb” adlı Farsça mesnevisinde uzun bir bölümü bu Osmanlı Rus Savaşına ve savaştaki Kürt olgusuna ayırmıştır. Önemine binaen başlığıyla beraber bu bölümün bir kısmını Türkçeye çevirip aşağıda sunmak istiyoruz: “1294 Yılında Osmanlı Devleti’nin Emri Gereğince Rus Devleti’yle Savaşmak İçin Cihat Hazırlığı Yapma ve Halktan Savaşçı Toplama Hakkında” Savaş ilan edilip izdiham olduğu an Bana emir verildi İmam tarafından Savaşa gidip cihat etmekti maksadım Bu maksat için gitmeye hazırlandım Tarih bin iki yüz doksan dört olmuştu Hicri hesaba göre savaş bu yılda oldu O zaman Sultan Abdülhamit padişah idi Adalet dağıtıyordu ve dindar bir şah idi Cihan onun gölgesinde nimet evi olmuş Her kes cömertlik deryasında boğulmuş Enuşirvan onun adaletini devşirmiştir Cömertlikte Hatem onun hizmetçisidir Gurur, kibir ve kin ile Rusya Devleti İşgal ve istila etti Müslüman memleketi (Doğu) Beyazıt ve çevresini zapt ettiler Osmanlılar oralardan çıkarak terk ettiler Gerçi geride bıraktı çok sayıda askerini Muhafaza etmek maksadıyla ülkelerini Ruslar o diyarlara doğru geldikleri zaman Onlara verdiler o diyarları hiç savaşmadan Ruslar görünce Romlarda bu görüntüyü Ki ne savaş davulu çalıyorlar ne de kösü: Romlar savaşmadan oraları teslim ettiler Ruslar Van’ı zapt etmek niyetindeydiler Ruslar askerlerini Bazîd’den sevk ettiler Ta Van şehrinin yakınlarına dek geldiler Rus ordusu Bazîd’den hareket ettiğinde Van vardı o inatçı düşmanın niyetinde Rus askerleri Abığa’ya yetiştiklerinde Ülkeyi ve Van’ı almak istediklerinde Yardım istediler hem o diyarın ahalisi Benim gibi fakirden hem Van’ın valisi Saygın ve adaletçi üç erkek yola çıktılar Bir gün bir gece yürüyerek bize vardılar Bizim bulunduğumuz mekâna geldiler “Eyvah imdat, durum çok acil!” dediler Bu haberi aldığımda vakit kaybetmeden Memleket ahalisini haberdar ettim ben Tüm o diyarlardan gelip hazırlananlarla Ben de savaşmak için yola çıktım onlarla Kürdistan’ı da bu olaydan haberdar ettim Ki “ey savaşçı grup gelmelisiniz !” dedim Gever’de birkaç günlüğüne bekledim Orada çetin bir ordu hazırlamak istedim Allah’ın verdiği güç ve başarı sayesinde Sayısız askerler gelip toplandılar o yerde Bir hafta içinde o kadar asker toplandı Ki ileri görüşlüler akıllarıyla sayamadı Gever’in içinde bir “meyhane” var idi O kaşâne bir fesatlık ve fitne merkeziydi ++++++++ İnandım ki bu tür şeyler yoluyla devlet Onların gölgesinde yapıyor çok rezalet Onu yıkmak devleti imar etmek demektir Onu kaldırmak dine yücelen merdivendir Bazı gönül ve ilim erbabını yolladım ben Ki o meyhaneyi kaldırsınlar ta kökünden O meyhane kökten ortadan kalkmış oldu Fasıkların kalbi kalkmasından bozuldu O fesat evindeki bütün araç ve gereçler O iyi insanlar onları parça parça ettiler Çirkefliğin olduğu o evin yıkılması Müslümanlara oldu bir zafer müjdesi Birinci fetih meyhaneyi tahrip etmekti Çünkü şarap ve kötülüğün olduğu yerdi Zafer ordusunu toplamak için Gever’de Ben birkaç gün daha kaldım o yerlerde Sevk ettim askeri, kaderinde zafer olanı Kovmak ve yenmek amacıyla düşmanı O günlerde ve aynı zaman içerisinde Birkaç müfreze yolladım düşman üzerine Ta ki savaşa kâfi bir miktar hazırlandı Zafer taburları ikizler misali yollandı Nizami şekilde komutanlar ve Reisleri Kaydediyorlardı İmam adına askerleri Çağrıcı, yeterince asker toplandı dedi Söz verilenden daha çok bir araya geldi Ordumuz Rusların karşısına çıktığı an Rus yüzü tilki yüzü gibi oldu korkudan İki taraf karşılaştığında savaş alanında Rus ordusu rezil rüsva oldu Abığa’da Kürtler savaşta cesur aslan gibiydiler Rus askerlerini savaşta alaşağı ettiler Rusların kafaları dolu gibi aşağı düşerdi Her yönden aslan Kürtlere av olmuşlardı Kürtlerin kılıçlarından çıkan parıltılar Bulutlardaki şimşek sesini andırırdılar Bu yağmur, gürültü, şimşek ve doludan Kan seli yükseliyordu ölüm tufanından Her vadiden köşe köşe ortaya çıkıyordu Kürtlerin naraları ta Satürn’e ulaşıyordu Ruslar, savaşçıların naraları korkusundan Henüz darbe yemeden olurdu canlarından Rusların ah ve figanları ta göklere erişti Melekler de gaziler için “aferin” demişti Ruslar Müslümanlarca yenilgiye uğratıldı Zira Allah Müslümanlara zaferi hak kıldı Rus kavmi Kütlerin kılıçları korkusundan Kan akıyordu onların vücut organlarından Ruslar kaçıyor, Kürtler onları kovalıyordu Savaş gereçlerinden kan selleri akıyordu Hem Abığa’dan ta Bayezîd şehrine kadar Rus kaçıyor, Kürtler onları kovalıyordular Ova, Rus tarafının ölüleri ile doluydu Dağ ve sahraların tümü pis kokuyordu Osmanlıdan bir fert bile bu savaş esnasında Gelip de yer almadı savaşçılarımız yanında Alanda birkaç bölük asker-i şahane vardı Komutan evde oturan yaşlı bir komutandı Adı “Faik” (Galip)’tir, kendisi korkaktır Savaşta naralar atıldığında da yalancıdır Galip idi ama “galip”liği fakirler üzerinde Gevşek ve yumuşaktır savaşlar olduğunda Şu daha tuhaftır ki, askerlerinden birisi Ordumuza katıldı ve karşılandı kendisi Maaşını kesip onu ağır sopayla darp etti “Niye Kürtlerle beraber savaştın?” dedi Affedilmesi için o askerin büyük suçu O zavallı için bizzat ben oldum arabulucu Komutan dedi: “O büyük bir suç işlemiş İçinde bulunduğu orduyu bırakıp gitmiş O, belirli ordu disiplininin dışına çıkmış Gidip savaşta Kürtler ile irtibat kurmuş” Bu korkak kavimden birinin tüfeğinden Ne bir ses, ne barut dumanı çıktı hepten Onların elinde bunca top ve tüfek vardı Maalesef hiçbiri savaşta bir işe yaramadı! Gerçi ordunun içinde bazı kimseler vardı İstek ve amaçları savaşmak ve intikamdı Fakat komutanları onlara izin vermezdi Buna gönlü olanların kalbine kan girerdi Darbe alıp mağlup olduğunda Ruslar Rom komutanlar Kürtleri kıskandılar Romlar içindeki subay ve komutanlar Ordumuzun aleyhine başkaldırdılar Böylece Kürtlerin maaşlarını da kestiler İki gün onlara bir ekmek bile vermediler Hatta dokuz gün askerin maaşı kesildi Açlıktan dolayı artık güçleri kalmamış idi Onlar Rusların kuşatması altında kaldı Ordumuz açlıktan yerinde duramıyordu Defalarca Faik’ten istedim şunu diyerek: “Ey hakan, ya bize top ver ya arpa ekmek Ya bize top ver ki kuşatmayı kaldırayım Ya da ekmek ver ki orduyu doyurayım” Faik bize ne bu ne o, bir şey yapmadı Ordumuz açlıktan firara doğru yol aldı Açlık ordu içerisinde dağılmaya yol açtı Askerler geri döndü, Ruslar umutlandı Binlerce çaba ve sayısız efor sarf ettim Bazı askerleri yoldan geri çevirebildim O esnada bazıları orada mahsur kaldılar Birkaç Rus taburu imdatlarına koştular Zengezor Ovası’nın önüne dek geldiler Aç aslanlar o yaban eşeği avları gördüler Kahraman Kürtler yeniden hücum ettiler Savaşa hiç doymayan aslanlar gibiydiler Kürtler aslanlar gibi Rusları karşıladılar Onlar “nerede kaçış yeri?” diye sordular Gerçi o kahramanların sayısı azdı o an Ama yüz yaban eşeğine yeter bir aslan Kürt ordusu Ruslar ile öyle bir savaştı Ki Rüstem ve Tusê Gurd öyle savaşmamıştı Ruslar Zengezor Ovası’nda yenildiler Kürtler de keskin kılıçlarla takip ettiler Bir gün geçmezdi ki mahsur kitleler Ruslardan Kürtlerin eline düşmesinler Bu ikinci olayı kıskanan kişiler vardı Ruhlarını kin ve düşmanlık ateşi sardı “Kürd” üç harftir, toplamları şöyledir: “K” kemal; “R” rüşt; “D” ise dindir Kürdün öyle bir erdem ve hüner cevheri Var ki, ona sahip değil kavimlerin hiçbiri Eğer kendilerini iyi bir eğitmen eğitirse Hiçbir hünerde yetişemez onlara kimse Bir olup bir lider etrafında toplansalardı Eşsiz benzersiz bir devlet kuracaklardı Korkmadan büyük imparatorluklarla da Karşı karşıya gelirdi vur-kaç savaşlarda Ben aslen Kürt değilim, seyitlerdenim Kürt taraftarlığım için bunları söylerim Zira “hakkı söyle”! Demiş Peygamber Her kes için iyiliktir doğru olan sözler Şimdilik bu konuyu ve bu sözleri bırak Yine komutanlara ve gayretlerine bak Bir gün bir gece kaldıktan sonra Ruslar Öğleden sonra gitmeyi kararlaştırdılar Gözümüz önünden Nemrut’tan geçtiler Çadırlarını Karabulağ başında kurdular Ruslar orada yaklaşık bir ay kaldılar Romlar da Zengezor’da karar kıldılar Ruslara Romlar bir saatlik uzaklıktaydı Birbirlerine o mesafeden bakmaktaydı Romlar oraya sürmüştü bir yığın askeri Ama vur-kaça savaşına yoktu cesaretleri O kalabalık Rom’a hiç cesaret gelmezdi Kürtsüz bir cesareti iddia edemezlerdi Çare olarak gelip bu fakire iltica ettiler Kürt savaşçıları toplamamı istediler Kürtler dağılıp terk etmişlerdi oraları Çabaladım toplamak için o dağılanları Düştüm ordular yenen Kürtlerin peşine Zahmet çektim onları toplamak için yine Allah’ın yardımından sonra bir ayda Sayısız Kürt savaşçısı toplandı orada Evvel ayrılmak zorunda kalan Kürtler Israrlarım sonucunda yine geri geldiler O gayret sahibi Kürtler döndükten sonra Gayretleriyle zarar verdiler düşmanlara Karabulağ’a bir gece akını düzenlediler Kılıçlarıyla o Rusların kalbini dağladılar Ruslar böylece Kürtlere mağlup oldular Kürtler onları Erivan’a kadar kovaladılar Kürtler gidip Erivan şehrine yerleşince Romlar Saray’a doğru gitti korkusuzca Erivan’ın fethine dair müjde verdiler “Evet, Erivan’ı biz fethettik” dediler Aslında Erivan’ı fethedenler Kürtlerdi Ama kimse zerrece yazıp söylememişti Devlet rütbe ve nişanları subaylara verdi Sanki Erivan onlar tarafından fethedildi Savaşta bütün sıkıntıları Kürtler çektiler Fakat fethin nimetlerini Romlar yediler Meydana gelen o çatışmalarda Kürtler Yaklaşık dokuz yüz kadar ölü verdiler Âlim ve tarikat halifelerinden beş kişi de Şehadet şerbetini içmişlerdi kendileri de Rom ordusu içindeki askerlerden ise Ne öldürülmüş ne yaralanmıştı kimse Bu savaştan sonra bölgedeki nüfuzu artan Şeyh Ubeydullah, Kürt beyliklerinin ortadan kaldırılmasından sonra doğan boşluğu karizmatik dinî kimliği ve siyasî liderliği ile doldurmayı başarmıştır. İngiliz belgelerinde onun için yapılan şu tespit bu durumu açıkça ortaya koymaktadır: “Şeyh Ubeydullah kendisini Müslümanlıkta dinî rütbeli üçüncü kişi olarak görüyor. Gerçekten İranlı olan birkaç aşiretin dışında bütün Kürtlerin sivil kralı olarak kabul edilir. Her sınıftan yaklaşık 500-1000 ziyaretçisinin kapısına gelmesiyle vakit geçirerek kraliyet yolunda yaşar. Karakteri Türklerde olduğu kadar İranlı memurlarda görülenin tam tersidir. O veya oğlu iş için gelen herkesle sorun ne kadar küçük de olsa bireysel olarak görüşür. Ev hayatı daha sadedir, alkol yaşadığı kasabaya hiç girmez. Sabahın ilk ışıklarından gece geç vakitlere kadar o ve meşru mirasçısı (oğlu) devletin ve halkın ihtiyaçlarıyla meşgul olur. Şeyhin halkı ona derin bir saygı ve sevgi gösterir fakat aynı zamanda da itaatsizlik etme cüretinde bulunmazlar. Onun sadece bir hâkim ve hükümdar olduğunu söylerler. Asla rüşvet almaz memurlarının da almasına izin vermez”. Not PROF DR KADRİ YILDIRM KÜRT MEDRESELERİ VE ÂLİMLERİ KİTABINDADA  ALINMIŞ.