Meksika'nın narkoterörle imtihanı: Claudia Sheinbaum’un ateşle dansı (2)

Meksika’daki narko-terör sarmalının anatomisini incelerken, buzdağının suyun altında kalan kısmında asıl büyük hesaplaşmanın jeopolitik üzerinden yürüdüğünü görmek zorundayız.  Zira bugün Meksika sokaklarında patlayan sadece mermiler değil; aynı zamanda 20. yüzyıldan kalan konvansiyonel güvenlik doktrinlerinin iflası. Yeni nesil kartellerin, özellikle de Jalisco Yeni Nesil Karteli’nin geliştirdiği "asimetrik caydırıcılık" stratejisi, bugün dünyadaki pek çok terör örgütü için ilham kaynağı haline gelmiş durumda. Bu yapılar, kendi zırhlı araçlarını üretecek endüstriyel kapasiteye, devletin haberleşme ağlarını hackleyebilecek siber birimlere ve en önemlisi, yerel siyaseti tamamen "rehin" alacak finansal bir güce sahip. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) İşin daha vahim boyutu ise fentanil krizinin yarattığı küresel vekalet savaşı. Yani, Çin’den gelen öncül kimyasalların Meksika’da işlenip ABD’ye pompalanması, aslında kurşun atılmadan yürütülen bir toplumsal çökertme operasyonu. Bu denklemde Meksika, sadece bir üretim merkezi değil, aynı zamanda küresel güçlerin birbirini tarttığı karanlık bir arena olma yolunda ilerliyor. Washington’ın "kartelleri terör örgütü ilan etme" ve doğrudan müdahale senaryoları masadayken, Meksika’nın içindeki bu çok katmanlı yapı, her türlü askeri hamleyi sivil katliamına dönüştürecek bir kalkan mekanizması geliştiriyor. Doğrusu bunun dışında bir alternatifleri de yok gibi. Meksika’nın geleceği, sadece sınırdaki duvarlarla veya elit komando birlikleriyle değil; uluslararası finans sisteminin narko-parayı aklayan damarlarının kesilip kesilemeyeceğiyle belirlenecek. Meksika'da hükümetin karşısında duran yapı, klasik bir suç örgütü değil; siyaseti, ekonomiyi ve hukuku kendi çıkarları doğrultusunda yeniden kodlayan "hibrit bir suç imparatorluğu. Eğer küresel sistem bu narko-kapitalist canavarı beslemeye devam ederse, Meksika’daki bu yangın sadece o coğrafyayı değil, tüm kıtasal güvenlik mimarisini yakacak bir boyuta ulaşacak. Meksika’daki bu narko-distopyanın bundan sonra nereye evrileceği ve Claudia Sheinbaum’un bu ateşten gömleği giyip giyemeyeceği meselesini masaya yatırdığımızda, karşımızdaki tabloyu "kişisel başarı" veya "siyasi retorik" üzerinden okumanın bizi büyük bir analitik yanılgıya sürükleyeceğini peşinen söylememiz gerekir. Meksika’da artık sadece karteller değil, bizzat "suçun kurumsallaşmış doğası" devletin varlık sebebine meydan okuyor. Bundan sonra olacak olan, şiddetin dikey bir hiyerarşiden yatay ve kontrol edilemez bir "mikro-terör" dalgasına dönüşmesidir ki; El Mencho sonrası dönem, Jalisco Yeni Nesil Karteli’nin  parçalanarak düzinelerce küçük ama daha radikal, daha teknolojik ve daha uzlaşmaz hücreye bölünmesiyle sonuçlanacak gibi görünüyor. Gelecek projeksiyonlarında ülkeyi ve hatta tüm bölgeyi bekleyen en büyük tehlike, Meksika’nın bazı bölgelerinde devletin sadece kağıt üzerinde var olduğu, asıl otoritenin ise "narko-konseyler" tarafından yürütüldüğü bir  “narko-feodalizm" dönemine girilmesi olabilir. Peki, devlet başkanı Claudia Sheinbaum bu devasa kaosun altından kalkabilir mi? Zaten Sheinbaum, selefi Lopez Obrador’un "kucaklaşma" politikasının sahadaki iflasını devralmıştı. Şimdiyse bu stratejik iflas ve politik kaos durumunu şu an bizzat yaşıyor. Ancak bir bilim insanı disipliniyle ve rasyonel bir devlet aklıyla hareket etmeye çalışsa da, karşısındaki yapı sadece polisiye tedbirlerle çözülebilecek bir yapı değil. Sheinbaum’un en büyük handikapı, ordunun ve federal kurumların içine sızmış olan narko-istihbarat ağları. Devlet, kendi içindeki bu "kanserli hücreleri" temizlemeden dışarıdaki kartelle mücadele etmeye kalktığında, attığı her adımın önceden sızdırıldığı bir satranç oyununda mat olmaya mahkum. Dolayısıyla Sheinbaum için çıkış yolu, meseleyi sadece bir "güvenlik sorunu" olarak değil, bir "ulusal beka ve küresel finans" sorunu olarak yeniden tanımlamasından geçiyor. ABD ile yürütülen fentanil diplomasisinde elini güçlendirmesi ve Washington’ın "doğrudan müdahale" iştahını, istihbarat paylaşımı ve mali şeffaflıkla dengelemesi şart. Fakat gerçekçi olmak gerekirse; narko-paranın Meksika ekonomisinin can damarlarından biri haline geldiği, yerel siyasetin kartel icazetine bağlandığı ve şiddetin bir "sosyal iletişim dili" olduğu bir vasatta, hiçbir siyasi liderin elinde sihirli bir değnek yoktur. Sheinbaum’un önündeki yeni süreç, ya Meksika’nın bu suç ekonomisiyle "tam teslimiyetçi" bir uzlaşıya vardığı ya da devletin kendi varlığını korumak adına çok daha sert, belki de demokratik sınırları zorlayan bir "olağanüstü hal rejimine" geçiş yaptığı bir kırılma noktası olacak. Öte yandan ABD-Meksika ilişkileri, Claudia Sheinbaum için sadece bir dış politika meselesi değil, Meksika’nın varoluşsal krizinin tam kalbinde yer alan, adeta iki ucu keskin bir bıçaktır. Sheinbaum’un karşısında sadece diplomatik bir partner değil, fentanil krizi nedeniyle sabrı taşmış, kartelleri "yabancı terör örgütü" ilan etmeyi ve sınır ötesi operasyon yapmayı tartışan bir Washington gerçeği var. Sheinbaum’un ABD ile ilişkilerde yapabileceği ilk ve en kritik hamle, narko-diplomasiyi "güvenlik odaklılıktan" çıkarıp "paylaşılan sorumluluk" zeminine oturtmak olur. Üstelik, Washington, Meksika’yı fentanilin kaynağı olarak suçlarken; Sheinbaum’un masaya koyacağı karşı argüman, kartellerin elindeki Amerikan menşeli gelişmiş silah envanteri ve ABD içindeki devasa uyuşturucu talebi olabilir. Lakin bu "karşılıklı suçlama" döngüsü, sahadaki ateşi söndürmeye yetmez. Sheinbaum, ABD istihbarat servisleriyle (DEA, CIA ve FBI) kopma noktasına gelen güven ilişkisini, ulusal egemenlik haklarından taviz vermeden ama daha şeffaf bir operasyonel işbirliğiyle yeniden tesis etmek zorunda. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, Trump sonrası dönemde ABD siyasetinde yükselen "doğrudan müdahale" iştahı, Sheinbaum için en büyük tehdit. Eğer Meksika yönetimi, kartellerin ABD sınırındaki etkinliğini ve fentanil akışını somut verilerle azaltamazsa, Washington’ın tek taraflı dron operasyonları veya sınır ötesi özel kuvvet baskınları gibi "hibrit müdahale" yöntemlerini devreye sokması işten bile değil. Nihayetinde Claudia Sheinbaum, Washington ile "çatışmacı bir egemenlik siyaseti" yerine "stratejik bir entegrasyon" modeli kurmaya çalışacak gibi. Ama bu, göründüğü kadar kolay değil; zira ABD içindeki seçim konjonktürü ve fentanil ölümlerinin yarattığı toplumsal öfke, Sheinbaum’a çok fazla zaman tanımayacak. Dolayısıyla, Sheinbaum ya ABD ile koordineli bir şekilde kartellerin finansal ve teknolojik ağlarına ağır darbe indirecek ya da Meksika’nın Amerikan iç politikasının bir "güvenlik aparatı" haline gelmesine seyirci kalacak. Bu dengeyi kurup kuramayacağı ise, sadece Meksika’nın değil, tüm bölgenin  önümüzdeki on yıldaki güvenlik mimarisini belirleyecek. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. meksika NARKOTERÖR Claudia Sheinbaum Umut Berhan Şen, Independent Türkçe için yazdı Umut Berhan Şen Salı, Şubat 24, 2026 - 09:00 Main image:

Fotoğraf: AA

TÜRKİYE'DEN SESLER related nodes: Meksika'nın narkoterörle imtihanı: Yeni nesil kartellerin anatomisine bir bakış (1) Type: news SEO Title: Meksika'nın narkoterörle imtihanı: Claudia Sheinbaum’un ateşle dansı (2) copyright Independentturkish: