Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun rapora ilişkin, "Rapor, Milletimizi ayıran, 'iki sütuna' oturtan Batılı emperyalistlerin görüşlerine bağlanmıştır. PKK’nın da ısrarla izlediği bu ayrımcılık, 'asgari müşterekte birleşmek' gibi çelişkili itiraflarla sözüm ona perdelenmektedir. Rapor, Batılı emperyalistlerin 'çoğulcu değerlerini' vurguluyor. Bu 'çoğulcu değerler', Anayasanın temelini oluşturan tek devlet, tek millet esaslarının altını oyan girişimlere kapı açmaktadır” değerlendirmesinde bulundu. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, İstanbul İl Merkezi’nde basın toplantısı yaptı. Perinçek, toplantıda, Vatan Partisi Merkez Yürütme Kurulu’nun, TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun rapora ilişkin, 21 Şubat günü alınan kararını açıkladı. Perinçek, şunları kaydetti: Rapor, millî mevzide değildir. Bütününe baktığımız zaman, rapor, ABD ve Avrupa emperyalistlerinin Kürt sorunundaki konumundadır. Hakim olan görüş ve çözüm önerileri, Atlantik çerçevesinden kurtulamayan anlayışı yansıtmaktadır. Rapor, Batılı emperyalistlerin küreselleşme planı kapsamındadır. Bu bağlamda milli devletimize ‘farklı kimlikler’ dayatmasına teslim olunmuştur. Rapor, milletimizi ayıran, 'iki sütuna' oturtan Batılı emperyalistlerin görüşlerine bağlanmıştır. PKK’nın da ısrarla izlediği bu ayrımcılık, 'asgari müşterekte birleşmek' gibi çelişkili itiraflarla sözüm ona perdelenmektedir. Rapor, Batılı emperyalistlerin 'çoğulcu değerlerini' vurguluyor. Bu 'çoğulcu değerler', Anayasanın temelini oluşturan tek devlet, tek millet esaslarının altını oyan girişimlere kapı açmaktadır. "Türk de biziz, Kürt de biziz. Hepimiz Türk Milletiyiz" Rapor, başından sonuna kadar, 'kardeşlik' gibi yüce bir kavramı, 'farklı kimlikler' ve ayrımcı anlayışlarına alet olarak kullanmaktadır. 1876’dan bu yana Anayasa geleneğimize ve binlerce yıllık tarihimizden bugünlere gelen değerlere göre, Türk devletinin halkını oluşturan tek tek bütün insanlarımız kardeştir. Ancak Rapor, bu kardeşliği vatandaşlarımız arasındaki bağ olmaktan çıkartıp, 'halklar arasındaki ilişki' düzlemine taşıma gayretindedir. 'Kardeşlik hukuku', kavramına bu amaçla sık sık başvuruluyor. Rapor, bu anlayışını Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın 1 Ekim 2024 günü TBMM Açılışında, 25-26 Ağustos 2024 günlerinde Ahlat ve Malazgirt’te ve 30 Ağustos 2024 günü Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki Zafer Bayramı programında yaptığı konuşmalardan da kuvvet alarak savunmaktadır. Rapor’daki 'kardeşlik' kavramı, öteki kavramının örtülü ifadesidir. PKK’nın ve bir kısım sahte Türk milliyetçilerinin dilinde, Türklerden ve Kürtlerden hep 'kardeş' olarak söz ediliyor. Böylece Türk ve Kürt kavramlarına 'öteki' anlamı yükleniyor. 'Kardeş' kavramının, 'Biz' kavramını dışlayan ve 'öteki' anlamını çağrıştıran kullanımı, rapora hakimdir. Biz Vatan Partisi olarak bu tutumu reddediyoruz. O nedenle programımıza şöyle yazdık: 'Türk de biziz, Kürt de biziz. Hepimiz Türk Milletiyiz'. Rapor, AİHM ve AYM’nin bölücü kararlarına karşı milli direnci kırma peşindedir. Raporun Kürt sorununa ilişkin AİHM ve AYM kararlarını uygulamadaki kararlılığı, Atlantik çerçevesi içindeki duruşunu yansıtıyor. Rapor, bugüne kadar idari işlemlere ve yargı işleyişine yön veren milli duruşu, 'engelleme' olarak görüyor. Dahası 'uluslararası sözleşmeler bağlamında infaz adaleti' sağlamayı öneriyor. Rapor, milli devletin, yürütme ve yargı organlarının AİHM üzerinden gelen emperyalist dayatmalara direncini kırma amacını açıkça ifade etmektedir. Rapor, 'Türk, Kürt, Arap kardeşliğini' Batılı emperyalistlerin Türkiye sınırları ötesindeki projelerini çağrıştıran ifadelerle gündeme getiriyor. Bu bağlamda 'Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra oluşan sınırlara' Batı güdümlü Kürt bölücülüğü açısından itiraz ediliyor. 'Türk Kürt Arap kardeşliği' neresinden bakılsa, hem Türkiye’nin birliği hem de Batı Asya ülkelerinin birliği açısından tarihi değerdedir. Ancak rapor, 'Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra birbirinden kopartılan ve aralarına tel örgüler çekilen halklar' söylemiyle, Batı güdümlü Kürt milliyetçiliğinin 'Kürdistan’ın dört parçasını birleştirme' projesine selam göndermektedir. Bu söylem Türkiye sınırları içinde 'Osmanlı milleti' projelerini de hatırlara getirmektedir. "Sürecin stratejisi, daha başlangıçta yanlış kurulmuştur" Rapor, 'Terörsüz Türkiye' hedefini kabul ederek kendi sınırlarını belirlemiştir ve o sınırlar içinde çırpınmaktadır. Sürecin stratejisi, daha başlangıçta yanlış kurulmuştur. 'Terörsüz Türkiye' bir strateji değil, fakat taktik ya da siyasal bir hedeftir. Doğru strateji, Vatan Partisi tarafından gündeme getirilmiştir: 'Devlette ve Millette Bütünleşme'. Rapor, 'bütünleşme' adı altında yalnızca 'toplumsal bütünleşmeyi' hedefleyerek, 'devlette ve millette bütünleşme' hedefine yan çizmekte ve bu nedenle çözümsüzlüğe düşmektedir. Rapor, Türk Devriminin iki yüzyıllık stratejik hedefi olan Devlette ve Millette Bütünleşmenin kenarında ve dışındadır. 'Terörsüz Türkiye' hedefi, PKK’nın silahlarını bırakması, hatta silahların susmasıyla sınırlıdır. İşte hükümetin ve raporun yetersizliği de burada başlıyor. 'Terörsüz Türkiye' hedefinin koyduğu sınır, aslında çözümsüzlüğe boyun eğmenin dayandığı sınırdır. Köklü çözüm, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde ve Türk Milleti'nde bütünleşmektir. Bu stratejik hedef izlenmediği için, süreç, emperyalist müdahaleleri aşamıyor ve bunalımlardan kurtulamıyor. Devlette ve millette bütünleşmek için, hem devletin hem de feshedilen PKK yöneticilerinin cesaret ve kararlılığı gerekiyor. Rapor, bu kararlılığı ve cesareti aşılamıyor. Devlet kararsız: Atlantik sisteminden bağımsız çözüme yönelemiyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Milletiyle Bütünleşme iradesini gösteren PKK yönetici ve mensuplarını kazanacak bir Af Kanunu getiremiyor. Feshedilen PKK kararsız: Kendisini feshettiğine dair Kongre kararları aldığı ve silah bırakma törenleri yaptığı halde, örgütü devam ettiriyor ve silahları da yalnız gösterilerde bırakıyor. Rapor, zorunlu ve kaçınılmaz olan Af çözümünü reddediyor ve 'mutlaka adli işlem' formülüyle süreci tatil ediyor. Raporun öngördüğü 'adli işlem', hukuki çözüme ilişkin önerilerin bütününden anlaşıldığı üzere, suça ilişkin bir mahkeme hükmünü, başka deyişle yargılamayı, dahası yargılamanın kesin hükme bağlanmasını gerekli kılıyor. 'Cezanın indirilmesi, cezada infaz indirimi, adli kontrolle serbest bırakma, suçlu suçsuz ayrımı yapma' gibi bütün sözde çözümler, öncelikle bir mahkeme hükmünü gerekli kılmaktadır. Hüküm verilecektir ki, ceza indirilebilsin. Oysa rapor, süreci baltalayanlara, 'cezasızlık anlaşılmasın' gibi ifadelerle güvence vermektedir. Soruşturma, İlk Mahkeme, İstinaf, Yargıtay aşamalarını düşünürsek, rapor süreci çıkmaza sokan bir anlayışa sahiptir. Bu durumda Rapor, yurtdışında ve yurt içinde bulunup da hakkında hüküm bulunmayan ya da yargılaması devam eden on binin üzerinde insanı yargılama görevi belirleyerek süreci tatil etmektedir. "Türkiye’nin Anayasa Hukuku geleneği, totolojilere izin vermeyecek kadar güçlü temellere sahiptir" Rapor, Anayasa’nın vatandaşlık tanımını içeren 66. maddesinde 'güçlendirme' adı altında değişiklik niyetini açığa vurmuştur. 'Güçlendirmek', ancak ekler yapmakla ve değişiklikle olanaklıdır. Oysa Anayasa’nın 66. Maddesi, son derece açıktır ve 'güçlendirmeye' ihtiyacı yoktur. Kamuoyunda, 'Türktür' tanımı yerine 'Türkiye vatandaşıdır' tanımının getirilmesi önerisi dolaştırılıyor. Oysa böyle bir tanım, mantığa da aykırı olur. Çünkü o zaman 'Türkiye vatandaşı Türkiye vatandaşıdır' gibi bir hüküm ortaya çıkacaktır. 'Ağaç ağaçtır' gibi tanımların mantık bozukluğuna totoloji deniyor. Türkiye’nin Anayasa Hukuku geleneği, totolojilere izin vermeyecek kadar güçlü temellere sahiptir. Raporda yer alan 'özgürlükleri genişletmeye' ilişkin görüşler, bölünmeye özgürlük amacıyla kullanılamaz. Türkiye’de Kürt sorunu, demokratik hak ve özgürlükler açısından çözülmüştür. Demokratik güçlerle birlikte Vatan Partisi, bu çözüme olağanüstü mücadeleler vererek katkıda bulunmuştur. Şu anda bölünmeye özgürlük dışında eksik olan bir özgürlük bulunmuyor. 'Ana okulundan üniversiteye kadar anadilde eğitim gibi talepler' de Kürt halkının talebi değildir ve gerçekçi de değildir. Siyasal örgütlenme alanına gelince, ayrı örgütlenme ayrılığa götürür, birlikte örgütlenme birliğe götürür. Bu nedenle etnik köken, mezhep ve din temelinde siyasal parti yasağı, özenle ve sağlam bir kararlılıkla korunmalı ve uygulanmalıdır. HADEP, DEM, HÜDA PAR isimli partiler, etnik temellidir ve Anayasamız ile Siyasal Partiler Kanunumuzun hükümlerine göre kapatılmaları hukukun gereğidir. Kürt vatandaşlarımızın ayrı örgütlenmesine onay veren görüşler, demokrasiye hizmet etmez. Bölünmenin olduğu yerde demokrasi olmaz. Demokrasi, Ortaçağ ilişkilerinden kurtulmayı sağlayan devrimlerle kurulmuştur. "Bu süreç ABD ve İsrail ile uzlaşma ve pazarlıklarla ilerletilemez" 'Terörsüz Türkiye' sürecindeki bocalamalar, sürecin önemli güçlerinden olan Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’ın, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ve feshedilen PKK Kurucu önderi Abdullah Öcalan’ın konumlarını zayıflatmaktadır. Son açıklamalar, bunu gösteriyor. Süreci geciktiren ikirciklerin ve cesaretsizliğin aşılması bu nedenle de zorunludur. En Temel gerçek şudur: Bu süreç ABD ve İsrail ile uzlaşma ve pazarlıklarla ilerletilemez. Sürecin başarısı, Türkiye’nin komşularıyla ittifakında ve Yükselen Asya Uygarlığı’nın ön mevzilerinde konumlanmasıyla mümkündür. Türkiye’nin bu yönde ilerlemesi, zorunludur ve kaçınılmazdır. Ekonomi programının çıkmazını, halkın geçim durumuna ilişkin hoşnutsuzluğunu ve ABD-İsrail İkilisi karşısındaki yalpalamaları da dikkate alırsak, AK Parti hükümetinin Türkiye’yi tek başına yönettiği dönemin sonlarına gelmekteyiz. Atlantik güdümlü İmamoğlu+Özgür Özel, DEM Parti, İYİ Parti, Zafer Partisi ve FETÖ ittifakının ABD+İsrail destekli iktidar hamlesini boşluğa düşürecek ve Türkiye’yi önümüzdeki zorluklardan çıkaracak hükümet seçeneği artık Türkiye’nin gündemindedir. AK Parti+MHP+Kılıçdaroğlu CHP’si+Vatan Partisi’nin kuracağı Üreticilerin Millî Hükümeti, biricik çözümdür. Türkiye’nin bütünleşme ihtiyacı ve yükselen emekçi hareketi, bu çözümü gerçekçi kılmaktadır. ANKA DOĞU PERİNÇEK VATAN PARTİSİ Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, "Rapor tek devlet, tek millet esaslarının altını oyan girişimlere kapı açmaktadır" dedi Salı, Şubat 24, 2026 - 15:15 Main image:
Fotoğraf: ANKA
Siyaset related nodes: Dervişoğlu'ndan "süreç komisyonu" raporuna 'üniter yapı' eleştirisi: Türkiye'nin üniter yapısını gevşetecek, ulus devlet anlayışını tartışmaya açacak Süreç Komisyonu raporu oy çokluğuyla kabul edildi... Kurtulmuş: Tarihi bir dönemden geçiyoruz İçişleri Bakanı Çiftçi: Süreci sabote etmeye kalkışanlara ve milletin kardeşliğini hedef alanlara da müsaade etmeyeceğiz Type: news SEO Title: Doğu Perinçek'ten "süreç komisyonu raporuna" tepki: Rapor milli mevzide değildir copyright Independentturkish: