Bugün, 24 Şubat 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna savaşının dördüncü yıldönümü. İlk günlerde haftalar içinde sonuçlanacağı düşünülen çatışma, aradan geçen zamanda Avrupa güvenlik mimarisini kökten sarsan, küresel güç dengelerini yeniden şekillendiren ve cephe hattını donmuş bir yıpratma alanına dönüştüren uzun soluklu bir hesaplaşmaya evrildi. Bu dört yılda yaşananlar, meselenin yalnızca sahadaki askeri hareketlilik üzerinden değil; NATO’nun genişleme stratejisi, Rusya’nın güvenlik başlıkları, Washington’daki siyasi tercihler ve Avrupa’nın stratejik yönelimi üzerinden okunması gerektiğini gösterdi. NATO’nun doğuya genişlemesi ve Rusya’nın güvenlik kaygıları Savaşın arka planı, Soğuk Savaş sonrası dönemin güvenlik mimarisine uzanıyor. NATO’nun 1990’lardan itibaren doğuya doğru genişlemesi, Moskova tarafından stratejik çevreleme olarak değerlendirildi. Polonya’dan Baltık ülkelerine uzanan üyelik dalgaları, Rusya’nın sınırlarına doğru ilerleyen askeri altyapı anlamına geliyordu. 2008’de Ukrayna’ya üyelik perspektifi verilmesi, Moskova açısından kritik bir eşikti. Rus güvenlik doktrinine göre Karadeniz havzasında NATO varlığı, yalnızca siyasi bir tercih değil doğrudan askeri denge meselesiydi. Batı ise her devletin ittifak seçme hakkını savundu. Bu iki yaklaşım arasındaki gerilim, yıllar içinde birikerek 2022’de askeri safhaya taşındı. Dolayısıyla bugün yaşanan çatışma, yalnızca iki ülke arasındaki bir mücadele değil; Avrupa’da güvenliğin hangi ilkelere göre tanımlanacağına dair bir güç mücadelesi olarak da okunmalı. Ukrayna içindeki neo-Nazi yapılar Moskova, bu dört yıl boyunca Ukrayna’daki faşist unsurlara sık sık dikkat çekti. Özellikle Azov Tugayları gibi neo-Nazi semboller kullanan ırkçı birlikler, cephede her zaman görünür oldu. Bu neo-Nazi kuvvetler, Rusça'nın yoğunlukla konuşulduğu Ukrayna'nın doğusundaki Lugansk ve Donetsk özerk cumhuriyetlerine dönük saldırılarıyla savaş öncesi dönemde de sık sık gündeme geliyordu. Bu unsurlar, Rusya’nın güvenlik ve “denazifikasyon” argümanının merkezine yerleştirildi. Donmuş cephe ve yıpratma stratejisi Dördüncü yıl itibarıyla cephe hattı büyük ölçüde sabitlenmiş durumda. Rusya şu anda hak iddia ettiği toprakların yaklaşık yüzde 19’unu kontrol ediyor. Ancak ilerlemeler son derece yavaş ve yüksek maliyetli. Son bir yıldaki kazanımlar, toplam yüzölçüm içinde sınırlı bir paya denk geliyor. Savaş, klasik hızlı harekât modelinden çıkıp uzun süreli bir yıpratma stratejisine dönüştü. Topçu üstünlüğü, insansız hava araçları, elektronik harp ve enerji altyapısına yönelik saldırılar belirleyici unsurlar haline geldi. Enerji sistemlerinin hedef alınması, her iki ülke tarafından yalnızca askeri değil ekonomik ve toplumsal baskı aracı olarak da kullanılıyor. Bu tablo, tarafların kesin bir askeri sonuç üretmekten ziyade karşı tarafın dayanıklılığını aşındırmayı hedeflediğini gösteriyor. Diplomasi masasında çıkmayan sonuçlar Savaşın ilk aylarında taraflar arasında İstanbul'da da dahil olmak üzere temaslar kurulmuş, tarafsızlık statüsü ve güvenlik garantileri gibi başlıklar gündeme gelmişti. Ancak sahadaki askeri gelişmeler ve karşılıklı güvensizlik, bu süreci kısa sürede durdurdu. Zaman zaman insani anlaşmalar ve tahıl sevkiyatına ilişkin düzenlemeler sağlansa da kapsamlı bir ateşkes zemini oluşmadı. Bugün gelinen noktada en temel düğüm, kontrol edilen bölgelerin statüsü ve Ukrayna’nın gelecekteki güvenlik mimarisi içinde nasıl konumlanacağı sorusunda düğümleniyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın "barış" için yaptığı son girişimler de şu ana kadar sonuçsuz kaldı. Washington’da değişen yaklaşım Rusya-Ukrayna savaşının başladığı sırada Beyaz Saray'da Joe Biden yönetimi vardı. Biden yönetimi savaşı "küresel ölçekte demokrasi-otoriterlik" söylemine sıkıştırarak Ukrayna’ya kapsamlı askeri ve ekonomik destek sağladı. Bu yaklaşım, Rusya’nın uzun vadede askeri kapasitesinin sınırlandırılması ve Avrupa güvenliğinin yeniden tahkimi hedefiyle uyumluydu. Biden'ın ardından Washington'un başına ikinci kez geçen Donald Trump ise savaşa daha maliyet odaklı ve müzakere merkezli bir perspektiften yaklaştı. Avrupa’nın daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurgulayan Trump çizgisi, doğrudan pazarlık yoluyla hızlı bir "çözüm" arayışına işaret etmeye devam ediyor. İki yaklaşım arasındaki fark, stratejik hedeften ziyade yöntem ve tonlamada belirginleşti. Biri Avrupalı müttefikleriyle koordineli bir şekilde uzun süreli destek ve caydırıcılığı savunurken, diğeri hızlı müzakere ve yük paylaşımına dikkat çekiyor. Dördüncü yılda genel tablo Rusya-Ukrayna savaşı, bugün ne kısa vadeli bir operasyon ne de net bir askeri zafer üretmiş durumda. NATO’nun doğuya genişleme hamleleri ile Rusya’nın güvenlik kaygıları arasındaki gerilim kalıcı bir kırılma yarattı. Aynı zamanda bu çatışma, askeri güç kadar ekonomik kapasitenin, diplomatik manevra alanının ve siyasal gücün belirleyici olduğu bir döneme evrildi. Dördüncü yılın sonunda savaş, yalnızca cephede değil; güvenlik anlayışlarında, ittifak ilişkilerinde ve küresel güç dengelerinde süren uzun bir hesaplaşmanın parçası haline geldi.