Okullara ramazan genelgesi gönderdiler, sonra umre ödüllü yarışma için yazı yolladılar; yetmedi, Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’ın babasıyla ilgili belgeseli çocuklara izletmeleri için öğretmenlere talimat verdiler. Bunların hepsi son 10 gün içinde yaşandı. Tüm okulları tarikat ve cemaatlere açan, “STK” adı altında bu yapıların okullarda yuvalanmasını sağlayan Yusuf Tekin’in marifetleri bunlar. Peki, Tekin bu kadar pervasız bir gerici saldırıya nasıl imza atabiliyor? Bu gücü nereden alıyor? Arkasında, öncelikle tüm siyasi kariyerini borçlu olduğu AKP iktidarı var. Fethullahçı Mümtazer Türköne’nin tornasından çıkan vasat bir akademisyen adayıyken dikkat çekici bir yükselişe imza attı. Peki, Tekin’in güç aldığı AKP’nin arkasında kimler var? Tabii ki patronlar… TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, önceki gün soL TV’de yayımlanan Komünist Bakış programında, iktidarın en büyük ezberlerinden birinin üzerine şu sözlerle gitti: “Esas elitist olan laiklik karşıtlarıdır.” Yıllardır gerçekler tersyüz edilerek laikliği savunanlar elitist ve halkın değerlerine düşman ilan edildi bu ülkede. Oysa ülkemizin içinde bulunduğu büyük yoksulluğun da gerici saldırının da halk düşmanlığının da arkasında aynı “elitist” yüzler var. Tüm ülke büyük bir saldırı altındayken AKP iktidarında patronların canının bir gün bile sıkılmamış olması tesadüf olabilir mi? Halk ay sonunu getiremezken, emekliler ucuz otel odalarında ölümü beklerken, Koç Grubu’nun sadece geçtiğimiz yılı yüzde 1187 kârla kapatması gerçekten tesadüf mü? Ülkeyi elbirliğiyle karanlığa teslim edip kendi gemilerini yüzdürmeye devam ediyorlar. Bu gerçek ortadayken, laikliği savunanlar nasıl halkın değerlerine düşman olabiliyor? Diyanet’in vakfı aracılığıyla halkın tepesine çöküp kira faizi isteyerek, enflasyonun üzerinde zam yaparak mı? Halktan toplanan bağışlarla otelcilik ve gıda sektörüne girerek mi, yoksa bu paraları zimmetlerine geçirerek mi? Ensar Vakfı’ndaki çocuk istismarcılarını koruyarak mı? Kaçak Kuran kurslarında çocukların yanarak hayatını kaybetmesine yol açarak mı? Tarikat yurtlarında baskıya maruz bırakılan çocukları intihara sürükleyerek mi? “Ne istediniz de vermedik” diye sitem edip, halkın tepesinde F-16 uçurarak mı? Bize göre bu soruların yanıtı çok açık olsa da, belli ki bazılarına göre değil… Onlar ısrarla “ çocuklar açlığın ne demek olduğunu Ramazan sayesinde görsün, bazı değerleri edinsin ” diyerek kendi gerici saldırılarını “ halkın değerleri ” diye süslemeye, masal anlatmaya devam ediyor. Oysa halkın halini çocuklar onlardan çok daha iyi biliyor, öğretmenler de buna şu sözlerle tercüman oluyordu: “Ya, okulda açlıktan ağlayan öğrencilerim var. Bunu görüyor bu gözler. Sabah hava buz gibiydi, montsuz gelenler var. Koca liseli çocuklar uzun süre aç kaldığı için çaresiz bir hâldeler. Bu kadar kör nasıl olabiliyorsun. İnsanın siniri bozuluyor.” “Bir öğretmen olarak söylüyorum ki çocuklarım okula aç geliyor. Bu yüce devlet için bu kadar zor mu, lise dâhil tüm kademelerde kahvaltı ve öğle yemeği verecek gücümüz yok mu?” “Öğrencimin beslenmesi, çocuk hüngür hüngür ağlıyor 'Ben zeytin sevmiyorum, anneme koyma diyorum, yine de koyuyor, peynir yok sadece 3-5 zeytin ve ekmek' diyor. Çocuk ağladıkça ben kahroluyorum.” “Bugün neye üzüldüm? Çocuklar saat 13:00 ila 19:00 arasında hep aç. 'Öğretmenim günlük harçlığım yetmiyor, babam veremiyor, annem 2 tane su koyuyor.' diyor. Daha 12 yaşında bu çocuk, canları isterken geldikleri hâl.” Bu tabloya karşı ne yapacağız? Halkın değerleri masalını dinleyip saldırılara karşı susacak mıyız, yoksa doğrudan doğruya patronların yönettiği bu gerici saldırıya karşı ülkemize, laikliğe ve çocuklarımızın geleceğine sahip mi çıkacağız? Esas soru bu…