Cumhuriyet Türkiye’sinin inanç sosyolojisi

Geçtiğimiz hafta Türkiye’nin Nüfus Sayım verilerine dayanarak ülkenin dil haritasını yazmıştım. Bu haritaya göre Türkiye bir ‘diller deposu’ydu ve bu durum toplumsal coğrafyanın en önemli özelliğiydi. Zaman içerisinde dil haritasında oluşan değişim ve değişmeyen dinamiklerin ilişkisi de aynı sosyolojinin bir başka yansımasıydı. Cumhuriyet Türkiye’sinin sosyolojik özelliklerinden birisi de ülkenin inançsal haritası ile ilgiliydi. Daha çok politik sistem aktörlerinin söylemleri ve demeçlerinden aşina olduğumuz %99’u Müslüman olan ülke iddiasını test edebileceğimiz kaynaklar, yine nüfus sayımlarıydı. Zira sayım defterlerinde bir soru, vatandaşların ‘dini’ ile ilgiliydi. 1927’de yapılan Türkiye’nin ilk nüfus sayımındaki ‘dininiz nedir’ sorusuna verilen yanıtların kesinliği ve doğruluğu elbette iddia edilemez ama yine de dinsel/inançsal çoğulluk hakkında önemli bir fikir verdiği kesindir. O sayımın verilerine göre ülkede 13.269.606 kişi kendini Müslüman olarak tanımlamıştı. Bunun dışında 39.511 kişi Katolik, 6.658 kişi Protestan, 109.905 kişi Ortodoks, 77.433 kişi Ermeni, 24.307 kişi Hristiyan, 81.872 kişi Musevi, 17.494 kişi ise ne olduğu anlaşılmayan sair dinlerden diye kodlanmıştı. Yine bu sayımın ilginç verilerinden birisi de 2.702 kişinin ‘dinsiz’ veya ‘dini meçhul’ olarak kaydedilmiş olmasıydı. Sayımın ilginç verilerinden birisi de aynı anadillerden gelen toplulukların bir kısmı kendini ‘Müslüman’ diye tanımlarken, diğerlerinin başka dinlere mensup olduklarını beyan etmesiydi. Üstelik bu oranlar birbirinden oldukça uzaktı. Mesela 1935 sayımına göre Türkiye’de Lehçe konuşan nüfusun sadece %17,61’i Müslümandı. Bu oran 1945’te %15,11’e gerilerken, 1960’ta %25’e yükselmişti. Geri kalanları Hristiyandı ve kayıtlara böyle geçmişti. Aynı şekilde 1935 sayımına göre anadili Macarca olan nüfusun sadece %5,2’si Müslümandı. Bu oran 1945 sayımında %13,45’e yükselmişti. Bu oranlar, diğer göçmen diller için de büyük ölçüde geçerliydi. Bu genel fotoğrafa şehir ölçeğinde baktığımızda inançsal sosyolojideki çeşitlilik daha net gözleniyordu. Mesela Çanakkale’de ağırlıklı Katolikler, Ortodokslar ve Museviler olmak üzere 9.585 kişi Müslüman değildi. 547.126 nüfusu olan İstanbul’da Ermeni, Ortodoks ve Musevi nüfus, 246.654 kişi ile toplam nüfusun yarısına yakındı. Nüfusu 163.274 olan Mardin’de ağırlıklı Hıristiyan ve ‘sair dinler’ olmak üzere 15.422 kişi Müslüman olmadığını beyan etmiş, 1.660 kişi de kendisini “dinsiz” diye tanımlamıştı. Toplam nüfusu 144.019 olan Edirne’de, büyük bölümü Museviler olmak üzere 6.814 kişi Müslüman değildi. Nüfusu 210.181 olan Elazığ’da büyük bölümü Ermeniler olmak üzere 2.536 kişi Müslüman olmadığını beyan etmişti. Nüfusu 98.459 olan Siirt’te büyük bölümü ‘sair dinler’den ve Ermenilerden oluşan 3.969 kişi vardı. Diğer şehirler de genelde benzer bir manzaraya sahipti. 1927’de sayım yapılırken, başka ülkelerin vatandaşı olup Türkiye’de yaşayan nüfusa dair veriler de kayıt altına alınmıştı. Buna göre Afganistan’lı 437, Mısır’lı 316, Irak’lı 115, İran’lı 8.480, Suriye’li 778, Afrika Memleketlerinden 247, Almanya’lı 2.396, Arnavutluk’lu 1. 652, İngiltere’li 3.413, Rusya’lı 6.206, İtalya’lı 11.573, Avusturya’lı 1.435, Belçika’lı 258, Bulgaristan’lı 7.448, Fransa’lı 3.427, Yunanistan’lı 26.431, Macaristan’lı 1.830, Lehistan’lı 613, Romanya’lı 1.530, Sırbistan’lı 3.883, Amerikalı 563, ‘sair Avrupa ülkeleri’nden 2.891 ve ‘meçhul ülke vatandaşı’ 861 kişi Türkiye’de bulunuyordu. ‘Anadil’ sorusunda olduğu gibi, nüfus sayımlarındaki ‘dininiz nedir’ sorusuna da her yurttaşın özgürce cevap verebilme ortamı yoktu ama yine de bu kadarı bile, ülkedeki inanç sosyolojisinin çeşitliliğine-farklılıklarına işaret ediyordu. Ne var ki Türkiye’nin hâkim politikası bu çoğulculuğu hiç bir zaman görmedi ve görmek istemedi. Modern zamanlardaki Osmanlı nüfus sayımları ve Cumhuriyetin nüfus sayımları ile birlikte düşünüldüğünde bu çoğulluk adım adım görünmez alana kaydı ya da tasfiye edildi. Böyle olunca ‘ülkenin % 99’u Müslüman’mış tezi, sanki bir gerçekmiş gibi politik söylemin merkezine oturdu. Her zamanki gibi sosyolojinin aksine.